Kızıl Îcâz Dersleri-31

Said ÖZADALI

Lafız ile Mâna Arasındaki Beş Nispet: Tevâtü, Teşkîk, Tehâlüf, İştirak ve Terâdüf

Bir önceki derste cinsin yakın, uzak ve orta mertebelerini görmüştük. Süllem şimdi yeni bir fasıl açıyor: Lafızlarla mânalar arasında kurulan nispetler. Bu bahis, aynı kelimenin farklı fertlere nasıl söylendiğini, bir lafzın kaç mânaya gelebileceğini ve bir mânanın kaç ayrı lafızla ifade edilebileceğini birbirinden ayırır.

1. Süllem’in asıl metni

وَنِسْبَةُ الْأَلْفَاظِ لِلْمَعَانِي
خَمْسَةُ أَقْسَامٍ بِلَا نُقْصَانِ
تَوَاطُؤٌ تَشَكُّكٌ تَخَالُفُ
وَالِاشْتِرَاكُ عَكْسُهُ التَّرَادُفُ

Okunuşu:

Ve nisbetü’l-elfâzi li’l-meânî / Hamsetü aksâmin bilâ noksâni.
Tevâtüün, teşekkükün, tehâlüfün / Ve’l-iştirâkü, aksühü’t-terâdüfü.

Yaklaşık mânası:

“Lafızların mânalarla nispeti eksiksiz beş kısımdır: tevâtü, teşkîk, tehâlüf, iştirak ve onun aksi olan terâdüf.”

Beyit, mantıkçının dili yalnız kelime listesi olarak değil, lafız-mâna ilişkileri ağı olarak okuduğunu gösterir. Kısımlar şöyle özetlenebilir:

  • Tevâtü: Bir küllî mânanın fertlerine eşit olarak söylenmesi.
  • Teşkîk: Ortak mânanın fertlerde öncelik-sonralık veya kuvvet-zayıflıkla görünmesi.
  • Tehâlüf: Ayrı lafızların ayrı mânalara delâlet etmesi.
  • İştirak: Bir lafzın birden fazla mânaya vazedilmiş olması.
  • Terâdüf: Bir mânanın birden fazla lafızla ifade edilmesi.

2. Bediüzzaman’ın Kızıl Îcâz haşiyeleri

Dilin yaşayan tarihi

Bediüzzaman, “nispet” kaydını açıklarken dili canlı bir varlık gibi ele alır. Lisan da insan gibi devirlerden geçmiş, şekilden şekle girmiş ve asırlar içinde terakki etmiştir. İlk işaretler ve ses taklitleri zamanla hecelere, terkiplere, sarfa ve nahve yükselmiş; hissî tecrübelerle ince maksatların birleşmesi, bilhassa Arapçada kısa lafızlarla geniş mânaların ifade edilmesine imkân vermiştir.

Bu tarih içinde mecazın çok kullanılarak hakikat gibi yerleşmesi iştiraki, kelimeler arasındaki ilk münasebetin unutulup vasfın donması ise terâdüfü doğurabilir. Böylece bugünkü dil tabakalarının altında eski benzetmeler, kullanımlar ve unutulmuş bağlar bulunur. Bu açıklama, beş nispetin yalnız kuru bir taksim değil, dilin gelişme serüveninin sonucu olduğunu gösterir.

Taksimin hangi ilişkilerden doğduğu

Haşiye, beyitte özlü bir “ihtibâk” bulunduğunu belirtir: Söylenmeyen kısımlar, söylenen karşılıklarından anlaşılır. Asıl bakılan iki ana ilişki vardır:

  1. Lafzın lafızla nispeti: Buradan terâdüf ve bazı kullanım farkları görünür.
  2. Lafzın mânayla nispeti: Buradan tevâtü, iştirak ve tehâlüf ortaya çıkar.

Mânanın kendi fertleriyle ve parçalarıyla ilişkisi de hesaba katılırsa taksim daha geniş görünebilir. Fakat daha önce mutabakat, tazammun ve iltizam bahislerinde ele alınanlar burada yeniden sayılmaz. Ayrıca eşitlik terâdüf içinde, nakil ve mecaz da iştirakle ilişkili kabul edildiği için sonuç beş başlıkta toplanır.

Tevâtü: fertlerde ortak ve eşit mâna

Tevâtüde küllî mânanın fertlerdeki payı, mahiyet bakımından eşittir. “İnsan” mânasının Zeyd ve Amr’a söylenmesi buna örnektir; biri daha bilgili veya daha faziletli olsa da insanlık mahiyetinde ikisi de insandır.

Bediüzzaman bu eşitliğin kemal ve görünürlük bakımından mutlak özdeşlik anlamına gelmediğine dikkat çeker. Aynı ortak mahiyet fertlerde farklı kabiliyet ve derecelerle tezahür edebilir. Bir çekirdek iyi şartlarda gelişip hurma ağacına dönüşürken benzeri başka bir çekirdek kuruyabilir; ortak asıl, sonuçların her yönden eşit olmasını gerektirmez.

Teşkîk: ortak mânada derece vehmi

Teşkîkte ortak mâna fertlere eşit bir seviyede yüklenmiyor gibi görünür; öncelik-sonralık, şiddet-zayıflık veya açıklık-gizlilik farkı hissedilir. “Beyaz”ın kar ve fildişine söylenmesinde beyazlık birinde daha parlak, diğerinde daha zayıf görünebilir.

Haşiye burada ince bir ihtiyat koyar: Bazen mahiyet ile hüviyet, zât ile sıfat birbirine karıştırıldığı için teşkîk vehmedilir. Vacibü’l-vücud ile mümkün varlıkların “vücud” adı altında ortaklaştırılması da aynı değildir; onların müşterekliği zâtî tek bir mahiyet değil, dışarıdan yüklenen umumi bir mefhum seviyesindedir. Bu kayıt, kelime ortaklığından ontolojik eşitlik çıkarmamayı öğretir.

Tehâlüf: ayrı lafızlar, ayrı mânalar

Tehâlüf, lafız ve mânanın ikisinin de ayrı olmasıdır. “İnsan” ile “at”, “ilim” ile “taş” gibi çiftlerde ne lafız ne mâna aynıdır. Haşiye bu başlık altında yalnız basit başkalığı değil; zıtlık, çelişiklik, karşılıklılık ve sahip olma-yoksunluk gibi çeşitli ayrılık biçimlerinin de düşünülebileceğini söyler.

İştirak: bir lafız, birçok mâna

İştirakte lafız bir, mânalar çoktur. Arapçadaki ayn kelimesinin göz, pınar ve başka mânalarda kullanılması meşhur örnektir. Bediüzzaman, müşterek lafızların bazen devamlı mecaz kullanımıyla veya ilk benzetme bağının unutulmasıyla meydana geldiğini anlatır. Gökteki güneşe “göz” denmesi gibi bir benzetme zamanla yerleştiğinde, ilk teşbih hissedilmez ve lafız yeni bir mânanın adı gibi kullanılabilir.

Terâdüf: bir mâna, birçok lafız

Terâdüf, iştirakin tersidir: Mâna bir, onu gösteren lafızlar çoktur. Bununla beraber tam terâdüf iddiasında dikkat gerekir; iki kelime çoğu zaman kullanım çevresi, üslup, çağrışım veya tarih bakımından küçük farklar taşır. Haşiyenin “nice türemiş kelime donar” kaydı, bir sıfatın zamanla asıl kök bağı hissedilmeyen müstakil bir ad hâline gelebileceğini gösterir.

3. Molla Abdülmecid’in izahı

Molla Abdülmecid, beş kısmın iki ana nispetten çıktığını açıklar: lafız-lafız ve lafız-mâna nispeti. Nazımdaki ihtibâk sebebiyle her iki tam ifade ayrı ayrı zikredilmemiş, birinde bırakılan unsur diğerinde anılmıştır.

Tevâtüde fertlerin zât ve mefhum bakımından ortak olduğunu; kemal ve açıklık derecelerinin ise değişebileceğini belirtir. Aynı türden iki çekirdeğin farklı neticeler vermesi, ortak mahiyetin ferdî şartları ortadan kaldırmadığını gösterir.

Teşkîkte beyazlığın kar ile fildişine yüklenmesini örnek verir. Burada sıfatın mahiyetiyle o sıfatı taşıyan ferdin hususiyetlerini ayırmak gerekir. Varlık kavramının Allah Teâlâ ile mümkinata aynı zâtî mahiyet gibi yüklenmesi doğru değildir; müştereklik, umumi mefhum seviyesindedir.

İştirakte bir lafızdan birçok mânaya, terâdüfte ise bir mânadan birçok lafza geçilir. Molla Abdülmecid bunu, iştirakin köklere ayrılan bir yapı; terâdüfün ise aynı mânadan dallanan lafızlar gibi tasvir edilmesiyle açıklar. Tehâlüf de iki tarafta ayrılığı ifade eder ve karşıtlıkların çeşitli biçimlerini içine alır.

4. İhsan Kasım es-Sâlihî’nin notları

İncelenen esas nüshanın bu sayfalarında İhsan Kasım es-Sâlihî adına ayrılmış, müstakil ve imzalı bir açıklama tespit edilmedi. Bu sebeple ona isnat edilen ayrı bir görüş aktarılmadı; metin, Bediüzzaman’ın haşiyeleri ile Molla Abdülmecid’in sayfa altındaki izahı üzerinden kuruldu.

5. Risale-i Nur bağlantıları

Risale-i Nur’da kelimelerin aynı görünmesine rağmen makam ve niyete göre farklı mânalar kazanabileceği sıkça nazara verilir. Özellikle mânâ-yı ismî ile mânâ-yı harfî ayrımı, tek bir varlık yahut lafız karşısında bakış yönünün neticeyi nasıl değiştirdiğini gösterir. Bir çiçek yalnız kendine bakan bir isim gibi okunabileceği gibi, Sâni’ine bakan bir harf olarak da okunabilir.

Esmâ-i Hüsnâ’nın mahlûkattaki tecellileri düşünüldüğünde de tevâtü ile teşkîk arasındaki ihtiyat faydalıdır. “İlim”, “kudret” ve “rahmet” lafızları hem insan için hem Allah Teâlâ hakkında kullanıldığında lafız ortaklığından mahiyet eşitliği çıkarılamaz. Mahlûkun sıfatı sınırlı ve verilmiş; Hâlık’ın sıfatı ise ezelî, mutlak ve zâtına lâyıktır. Buradaki bağlantı, doğrudan bir terim eşitlemesi değil, mantık dersinin verdiği dil ihtiyatının iman bahislerine uygulanmasıdır.

Kur’ân’ın câmiiyeti de kelimenin yalnız sözlük karşılığıyla tüketilemeyeceğini öğretir. Aynı âyet farklı tabakalara hitap edebilir; fakat bu genişlik, her serbest çağrışımın metne yüklenebileceği anlamına gelmez. Lafız, siyak, makam ve Kur’ân’ın bütünlüğü birlikte gözetilmelidir.

6. Günlük tatbik

Bugün konuşurken veya okurken önemli bir kelime seçelim ve şu beş soruyu soralım:

  1. Bu kelime bütün fertlere aynı temel mânayla mı söyleniyor?
  2. Mâna fertlerde derece farkıyla mı görünüyor?
  3. Benzer görünen iki kelime aslında ayrı mânalara mı geliyor?
  4. Aynı lafız burada birden fazla mânaya açık mı?
  5. Aynı mânayı karşılayan kelimeler gerçekten tam eş anlamlı mı, yoksa aralarında üslup ve kapsam farkı var mı?

Bir tartışmada karşı tarafın kullandığı müşterek bir kelimeyi kendi anladığımız mânaya sabitlemeden önce neyi kastettiğini soralım. “Özgürlük”, “adalet”, “gelenek”, “ilim” ve “hakikat” gibi kelimeler farklı kişilerde farklı çerçeveler taşıyabilir. Kelimenin aynı olması, maksadın da aynı olduğunu garanti etmez.

Bugünün kısa ölçüsü:

Lafzı işitmek yetmez; hangi mânaya, hangi fertlere ve hangi makamda söylendiğini de bilmek gerekir.

Bir sonraki derste, tam nispet taşıyan sözün talep ve haber olarak ayrılışına geçeceğiz.

Kaynak ve tahkik çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, lafız-mâna nispetlerine dair beyitler; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, basılı Saykalü’l-İslâm s. 181-183, PDF s. 29-31; Molla Abdülmecid Nursî’nin aynı sayfalardaki Arapça izahı; Risale-i Nur, mânâ-yı ismî/mânâ-yı harfî, esmâ ve Kur’ân’ın câmiiyeti bahisleri. Risale-i Nur bağlantıları doğrudan alıntı değil, bahisler arası açıklayıcı irtibattır.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.