Kızıl Îcâz Dersleri-25

Said ÖZADALI

LAFIZLARIN İKİ YAPISI: MÜFRED VE MÜREKKEP

Önceki derslerde lafzın mânaya mutabakat, tazammun ve iltizam yollarıyla nasıl delâlet ettiğini gördük. Süllem şimdi lafız bahislerinde yeni bir tasnife geçiyor: Kullanılan her lafız ya mürekkeptir ya müfred. Bu ayrım, kelimenin harf sayısına değil, parçalarının kastedilen mânanın parçalarına delalet edip etmemesine dayanır.

1. Süllem'in Asıl Metni

Kullanılan lafzın taksimi:

Metin:
فَضْلُ فِي مَبَاحِثِ الْأَلْفَاظِ
مُسْتَعْمَلُ الْأَلْفَاظِ حَيْثُ يُوجَدُ إِمَّا مُرَكَّبٌ وَإِمَّا مُفْرَدُ
فَأَوَّلُ مَا دَلَّ جُزْؤُهُ عَلَى جُزْءِ مَعْنَاهُ بِعَكْسٍ مَا تَلَا

Yaklaşık Mânası: "Kullanılan lafız, bulunduğu her durumda ya mürekkep yahut müfreddir. Bunların ilki, bir parçası kastedilen mânasının bir parçasına delalet eden lafızdır; ardından gelen müfred ise bunun aksidir."

"Ali yazdı" sözünde "Ali" ve "yazdı" parçalarının her biri, bütün cümlenin kastedilen mânasından bir parçaya delâlet eder; bu sebeple söz mürekkeptir. "Abdullah" bir şahsın özel adı olarak kullanıldığında ise "abd" ve "Allah" parçaları o şahsın kastedilen mânasının parçaları değildir; bu kullanımıyla lafız müfreddir.

2. Bediüzzaman'ın Kızıl Îcâz Şerhi

a. Taksim, kuşatıcı bir hüküm hâlindedir

Bediüzzaman ilk beyti yalnız iki terimi sıralayan bir cümle olarak okumaz. "Müstamelü'l-elfâz" tamlamasındaki umumu ve "haysü" kaydını takip ederek taksimin kuşatıcılığını gösterir: Kullanılan her lafız, her zaman ve her vaziyette bu iki kısımdan birine girer.

Cümle biçim bakımından yüklemli bir önermedir; fakat "ya... ya..." tereddüdü sebebiyle ayrık önermeye benzer. Tereddüt iki ayrı hüküm arasında değil, aynı yüklemin iki parçası arasındadır. Böylece nazım, hem sözü kısaltır hem taksimin hiçbir ferdi dışarıda bırakmadığını bildirir.

b. "Mürekkep ile beraber" ve "parçalardan mürekkep" inceliği

Şerhte, mürekkep kelimesinin "beraberlik" mânası taşıyan ifade içinde tek başına bir unsur gibi durduğu; "-den mürekkep" denildiğinde ise parçalarıyla birlikte düşünüldüğü belirtilir. Bu dil inceliği, tanımın kendisini de öğretir: Mürekkipte birden fazla parça, tek bir maksatlı mânayı kurmak üzere yan yana gelir.

Asıl Ölçü: Bediüzzaman'ın asıl ölçüsü şudur: Mürekkep lafzın işitilen sıraya göre tertip edilmiş bir parçası, bizzat ve kastedilmiş olarak, bütün mânanın işe yarayan bir parçasına delâlet etmelidir. Bu kayıtlardan biri düşerse lafız mantık bakımından müfred sayılır.

c. Müfred: Başkasının yokluğu değil, başkasını dikkate almamak

Müfred, "hiçbir parçası bulunmayan ses" demek değildir. Birçok müfred lafız harflerden, hatta sözlük bakımından mânalı görünen parçalardan oluşabilir. Ölçü, o parçaların mevcut olup olmaması değil, kullanılış sırasında onların ayrı mânalarının kastedilip edilmemesidir.

Şerhin çok ince ifadesiyle müfred, "başkasının yokluğunu dikkate almak" değil, "başkasını dikkate almamak"tır. Bir özel isimde parçalar bulunabilir; ancak konuşan kişi o parçaların ayrı mânalarını hedeflemiyorsa isim yine müfreddir. "Abdülmecid" adı bir şahsı gösterdiğinde, "abd" parçasından kulluk mânası ayrıca kastedilmez.

Bu fark mantıkta iki hâli ayırır:

• Yokluğu dikkate almak: Başka unsurun bulunmadığını hükme katmak.

• Dikkate almamak: Başka unsur bulunsa bile onu tanımın hesabına katmamak.
Tanım ikinci mânayı ister; aksi hâlde özel adlar gibi pek çok doğru örnek tarifin dışıında kalır.

d. Altı kaydın kurduğu mürekkep tarifi

Kızıl Îcâz, beytin kısa ifadesini kayıtlarına ayırır. Bir lafzın mürekkep sayılması için:

1. Ortada bir lafız bulunmalı.

2. Lafzın bir parçası olmalı.

3. O parça işitilişte tertip edilmiş parça olmalı.

4. Parçanın delâleti konuşan tarafından kastedilmeli.

5. Delâlet vasıtasız, yani bizzat olmalı.

6. Parçanın gösterdiği mâna, bütün kastedilen mânada gerçekten bir pay ve tesir taşımalı.

Meselâ fiilin maddesi olaya, kalıbı zamana delalet eder diye fiili mantık bakımından mürekkep saymayız; çünkü bunlar işitilişte ayrı ayrı sıralanmış lafız parçaları değildir. "İnsan" lafzının ilme kabiliyetli oluşa iltizam yoluyla delâleti de onu mürekkep yapmaz; çünkü bu, parçanın bizzat delâleti değildir. "Zeyd" kelimesindeki tek bir harfi ayrıca "el" mânasında istemek de itibara alınmaz; bütün mânada işe yarayan maksatlı bir parça değildir.

e. Mürekkebin önce zikredilmesi

Müfred, tarifte mürekkebin karşıtı olarak belirginleşir: Parçasının mânanın parçasına delâlet etmesi mürekkepte bulunur; bu kayıtlardan birinin yokluğu müfredin farklı suretlerini doğurur. Bu sebeple, varlığı bildiren mürekkep tarifi önce; yokluk kayıtlarıyla anlaşılan müfred sonra gelir.

Bediüzzaman bu sırayı lafızların vaz'ına da bağlar. Lafızlar yalnız tek tek belirlenmiş mânaları göstermek için değil, terkiple doğacak yeni münasebet ve hükümleri bildirmek için kullanılır. Mâna mimarisini görünür kılan şey, parçaların nizamlı birleşmesidir.

3. Molla Abdülmecid'in İzahı

Molla Abdülmecid, ilk beytin mantıkî kuruluşunu açar: Konu "kullanılan lafız", iki şıklı yüklem ise "ya mürekkep ya müfred"dir. Taksimin küllî oluşu, bütün kullanımları toplamak içindir; "haysü" kaydı da zaman ve hâller bakımından kuşatıcılığı tamamlar.

"Mürekkep" tarifindeki kayıtları örneklerle sınar. Bir parçanın yalnız bulunması yetmez; o parçanın işitilir biçimde ayrılması, mânasının ayrıca istenmesi, delâletin bizzat olması ve bütün mânada gerçek bir karşılığının bulunması gerekir. Özel isim olarak "Abdülmecid", parçaları lügat bakımından mânalı olsa da bir şahsın adı oluşunda müfreddir.

Müfredin "başkasını dikkate almamak" diye anlaşılması da onun izahında belirleyicidir. Eğer tarif "başkasının yokluğunu dikkate almak" şeklinde kurulursa, parçaları mevcut fakat parça mânaları kastedilmeyen isimler dışarıda kalır. Böylece Molla Abdülmecid, küçük bir edat farkının tanımın kapsamını nasıl değiştirdiğini gösterir.

4. Mantık Notu: Gramer Terkibi ile Mantık Terkibi Aynı Değildir

Nahivde iki veya daha fazla kelimenin birleşmesi çoğu zaman terkip sayılır. Mantıkta ise ölçü daha hususidir: Parçaların mânaları, sözün o kullanımdaki maksatlı bütün mânasına pay vermelidir.

• "İlim faydalıdır" cümlesi hem gramer hem mantık bakımından mürekkeptir.

• "Abdullah" bir özel isim olarak mantık bakımından müfreddir.

• "Hayvan-ı nâtık" insanın tarifi olarak kullanıldığında parçaları kastedilen mânaya katıldığı için mürekkeptir.

• Bir fiilin kökü ve zamanı ayrı ses parçaları hâlinde tertip edilmediğinden, fiil bu bakımdan müfred kabul edilir.

Bu ayrım, şekle bakarak acele hüküm vermeyi engeller. Mantıkçı, "Kaç harfi veya kelimesi var?" sorusundan önce "Bu parçaların mânası, konuşanın kastettiği bütün mânaya dâhil mi?" diye sorar.

5. Süllem'in Bilgi Mimarisi

Bu faslın yeri tesadüfi değildir. Önce bilgi tasavvur ve tasdik diye ayrılmış, sonra tasavvuru kazandıran tarif ile tasdiki kazandıran hüccet gösterilmişti. Ardından lafzın mânaya delâlet yolları incelendi. Şimdi müfred-mürekkep ayrımıyla, hem tarifte kullanılan kavramların hem hüküm kuran cümlelerin yapı taşları tanınıyor.

Bilgi Akış Mimarisi:
lafız mâna → parça-bütün ilişkisi → tasavvur → hüküm → tasdik

Müfred çoğunlukla kavramı, mürekkep ise kavramlar arasındaki bağı görünür kılar. Fakat mantık, bu genel eğilimi mekanik bir eşitliğe çevirmeden her kullanımdaki kastı ayrıca araştırır.

6. Yardımcı Açıklamalar

Müfred ile mürekkep ayrımı, yalnız klasik mantık terimi değildir. Günlük iletişimde de yanlış anlamaların önemli bir kısmı, kelimelerin parçalarına konuşanın kastetmediği mânalar yüklemekten doğar. Bir özel adı sözlük parçalarına bölerek sahibine hüküm vermek yahut bir cümlenin yalnız tek kelimesini çekip bütün maksadı ona yüklemek sağlıklı değildir.

Doğru okuma iki istikameti birlikte korur: Parçaların vazifesini görmek ve parçayı bütünden koparmamak. Mürekkep sözde her parça bütüne hizmet eder; fakat bütün de parçaların maksatlı nizamından doğar.

7. Risale-i Nur Bağlantıları

Risale-i Nur'un özellikle İşârâtü'l-İ'câz'daki tefsir usulü, kelimenin yalnız sözlük mânasını değil, cümledeki yerini ve diğer kelimelerle kurduğu münasebeti de takip eder. Bir harfin, takdimin, tekrarın veya cümle tertibinin bütündeki vazifesi gösterilir. Bu yaklaşım, mürekkep mânanın parçaların maksatlı irtibatından doğduğunu fiilen uygular.

Bediüzzaman'ın Kur'ân nazmına dair izahlarında kelimeler bir binanın taşları gibi tek başına bırakılmaz; her biri komşu kelimelerle, cümlenin maksadıyla ve sûrenin küllî yönüyle okunur. Kızıl Îcâz'daki müfred-mürekkep ölçüsü, bu nazım hassasiyetinin mantık zeminini hazırlar.

Risale okumalarında da bir cümleyi bağlamından koparmamak gerekir. Tek kelimenin mânasını bilmek başlangıçtır; fakat müellifin kurduğu hükmü anlamak, parçaların bütün içindeki nispetini görmeyi ister.

8. Günlük Tatbik

Bugün okuduğumuz bir cümleyi seçip şu dört soruyla inceleyelim:

1. Cümlenin maksatlı bütün mânası nedir?

2. Hangi lafızlar bu bütün mânanın parçalarına doğrudan delâlet ediyor?

3. Bir kelimenin şeklen görünen parçalarına, konuşanın kastetmediği mânaları mı yüklüyorum?

4. Tek bir kelimeyi bağlamından çekip bütün hüküm yerine mi koyuyorum?

Konuşurken de aynı ölçüyü kullanalım: Maksadımızı taşıyan parçaları açıkça tertip edelim; muhatabın yalnız bir kelimeye takılıp bütünü kaçırmasına yol açacak belirsizlikleri azaltalım.

Bugünün Kısa Ölçüsü:
Mürekkep sözde parça, kastedilen bütün mânanın parçasına delâlet eder; müfredde ise bu maksatlı parça-delâleti bulunmaz.

Bir sonraki derste müfred lafzın küllî ve cüz'î diye ikiye ayrılmasını okuyacağız.

Kaynak Çizgisi

Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü'l-Münevrak, "Lafız Bahisleri" faslı; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, müfred ve mürekkep beyitlerine ait haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî'nin izahı; Abdülkâhir el-Cürcânî, Delâilü'l-İ'câz, nazım ve terkip bahisleri; Risale-i Nur, özellikle İşârâtü'l-İ'câz'ın nazım ve cümle münasebetlerine dair açıklamaları.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.