Kızıl Îcâz Dersleri-23

Said ÖZADALI

Lafız Mânayı Nasıl Taşır? Delâlet-i Mutabakat ve Kelâm Nimetinin Hikmeti

Bir önceki derste tasdike ulaştıran vasıtanın hüccet olduğunu görmüştük. Şimdi Süllem, düşüncenin ikinci büyük alanına, yani elfaz bahislerine geçiyor. Çünkü insan yalnız zihninde tasavvur ve tasdik kurmaz; bunları başkasına lafızlarla taşır. Mantığın sağlam işlemesi için zihindeki mâna ile onu gösteren söz arasındaki bağın da doğru kurulması gerekir.

Bu dersin merkezinde şu soru vardır: Bir lafız, kendisi için vazedildiği mânanın tamamını nasıl gösterir?

1. Süllem'in Asıl Metni

Vaz'î Delâletin Çeşitleri

دَلاَلَةُ اللَّفْظِ عَلَى مَا وَافَقَهْ *** دُعِيَتْ دَلاَلَةَ الْمُطَابَقَهْ

Mânası: Lafzın, kendisi için konulduğu mânanın tamamına delaletine 'delâlet-i mutabakat' derler.

Meselâ 'insan' lafzı, kendisi için vazedilen 'düşünen canlı' mânasının bütününü gösterdiğinde bu, mutabakat yoluyla delalettir. Lafız ile mâna, biri diğerinden kısa veya uzun kalmayacak biçimde birbirine uygun düşer.

Bu beyitle Süllem, lafız ile mâna arasındaki vaz'î delâleti üçlü bir mimari içinde incelemeye başlar:

  • 1. Mânanın tamamına delâlet: mutabakat,
  • 2. Mânanın bir parçasına delâlet: tazammun,
  • 3. Mânanın dışında fakat ona bağlı bir şeye delâlet: iltizam.

Bugünkü ders, bu mimarinin ilk basamağı olan mutabakat üzerindedir.

2. Bediüzzaman'ın Kızıl Îcâz Şerhi

a. Lafzın Dört Hâlinden Delâlet Alanına

Bediüzzaman, lafızla ilgili bahislerin dört ana cihetten incelendiğini belirtir: vaz', delâlet, istimal ve fehim. Bunlar sırasıyla dil, mantık, beyan ve usûl-i istinbat sahalarıyla irtibatlıdır:

  • • Vaz': Bir lafzın bir mâna için konulmasıdır.
  • • Delâlet: Lafzın o mânayı göstermesidir.
  • • İstimal: Lafzın konuşma içinde belirli bir maksatla kullanılmasıdır.
  • • Fehim: Muhatabın sözden mânayı anlamasıdır.

Bu sıralama, sözün yolculuğunu gösterir: Önce lafız ile mâna arasında bir bağ kurulur; sonra lafız mânaya işaret eder; konuşan onu bir maksatla kullanır; nihayet dinleyen mânayı kavrar.

b. Kelâm Nimetinin Hayret Verici Yaratılışı

Bediüzzaman burada yalnız teknik bir tarif vermekle kalmaz; lafızdaki İlâhî hikmeti tefekkür ettirir. İnsan nefesi, hayatın devamına hizmet ettiği gibi konuşmanın da maddî zeminidir. Akciğerlerden çıkan hava, ses yollarından geçerken sese; ses, mahreçlerde bölünürken harflere dönüşür. Böylece görünmez bir nefes, mânaları taşıyan ince ve nakışlı elçilere dönüşür.

Kızıl Îcâz bu hakikati çok veciz ifadelerle tasvir eder:

فَاللَّفْظُ زُبْدَةُ الْفِكْرِ، صُورَةُ التَّصَوُّرِ، بَقَاءُ التَّأَمُّلِ، رَمْزُ الذِّهْنِ.

Mânası: Lafız fikrin özü, tasavvurun sûreti, teemmülün bekası ve zihnin remzidir.

Bu cümle, sözün dört vazifesini önümüze koyar:

  • • Fikrin özü: Zihindeki geniş düşünce, lafızda yoğunlaşır.
  • • Tasavvurun sûreti: Görünmeyen mâna, işitilebilir bir şekle girer.
  • • Teemmülün bekası: Geçici düşünce, söz ve yazı sayesinde korunur.
  • • Zihnin remzi: Bir insanın iç dünyası, başka bir zihne işaret gönderir.

Lafızlar hafiftir; birbirini süratle takip eder; az bir zahmetle çok mâna taşır; aynı mekânda maddî cisimler gibi birbirine engel olmaz. Bu yüzden Cenâb-ı Hak, akıllar arasındaki irtibat için sesi ve sözü eşsiz bir vasıta kılmıştır.

c. "Muvafakat" ve Tam Örtüşme

Beyitteki مَا وَافَقَهُ ifadesi lafzın vazedildiği mânaya ölçü bakımından uygun düşmesini anlatır. Bediüzzaman bunu, mânaların boylarına göre biçilmiş elbiseler gibi düşündürür: Lafız, taşıdığı mânadan kısa kalmaz; onu aşarak başka bir mânaya da taşmaz.

Meselâ 'üçgen' lafzı, üç kenarlı şeklin tamamını gösterdiğinde mutabakat vardır. Yalnız 'şekil' tarafını gösterirse bu artık mânanın tamamı değil, bir parçasıdır ve tazammun bahsine girer.

d. Delâlet Zihindeki Mânaya mı, Dışarıdaki Varlığa mı?

Şerhte, lafzın neye doğrudan delâlet ettiği hakkındaki klasik ihtilafa da işaret edilir. Bir görüşe göre lafız öncelikle zihindeki mânanın işaretidir; diğer görüşe göre hariçteki şeye delâlet eder.

İki yaklaşımın baktığı cihet farklıdır. Konuşan lafzı zihnindeki mâna için söyler; fakat çoğu zaman maksadı dış dünyadaki bir varlığı veya hadiseyi göstermektir. 'Ağaç' dediğimizde muhatabın zihninde bir ağaç mânası doğar; konuşmanın bağlamına göre dışarıdaki belirli ağaca da işaret edilmiş olabilir.

Bu sebeple lafız, zihin ile dış âlem arasında bir köprü vazifesi görür.

3. Molla Abdülmecid'in İzahı

Molla Abdülmecid, dört saha arasındaki münasebeti açıklarken lafzın bu taksimin dışında kalmadığını vurgular. Dilci 'Bu lafız şu mâna için vazedilmiştir'; mantıkçı 'Bu lafız mânaya mutabakat, tazammun veya iltizam yoluyla delâlet eder'; beyan âlimi 'Bu lafız burada şu maksatla kullanılmıştır'; usûlcü ise 'Bu sözden şu hüküm anlaşılır' der.

Demek lafız, bu ilimlerin hepsine kaynaklık eden bir ana gibidir. Her ilim onun başka bir yönünü inceler.

Molla Abdülmecid ayrıca, mutabakat tarifinde söz konusu olan lafzın müfred lafız olduğunu belirtir. Çünkü mürekkep bir sözün kendi parçasına delâleti her zaman tazammun sayılmaz; terkibin kuruluşuna göre parça, başlı başına vazedilmiş mânaya mutabakatla da delâlet edebilir. Taksimin sınırını korumak için tarifte müfred lafız esas alınır.

Onun açıklaması, mantığın niçin tariflerde kayıtları dikkatle koruduğunu bir kez daha gösterir: Küçük bir kayıt düşerse bölümler birbirine karışır; yapılan taksim hem kapsamını hem de ayırıcı gücünü kaybeder.

4. Yardımcı Açıklamalar

Mantık Notu: Delâlet-i Mutabakatın Ölçüsü

Mutabakat, lafız ile dışarıdaki nesnenin şeklen benzemesi değildir. 'Ağaç' sesi ağaca benzemez. Buradaki uygunluk, lafzın vaz' yoluyla bağlandığı mânanın tamamını göstermesidir.

Bu nedenle üç unsur ayırt edilmelidir:

  • 1. Dâl: Gösteren lafız; meselâ 'insan'.
  • 2. Medlûl: Gösterilen mâna; meselâ 'düşünen canlı'.
  • 3. Delâlet: Lafızdan mânaya geçiş bağı.

Mutabakatın 'tamam' ölçüsü, mânanın tarifine göre belirlenir. Bir terimin vazedildiği mâna değişirse delâletin sınırı da değişebilir. Bu yüzden ilmî tartışmada yalnız kelimeyi değil, konuşanın o kelimeyle hangi mânayı kastettiğini de araştırmak gerekir.

Süllem'in Bilgi Mimarisi İçindeki Yeri

Buraya kadar kurulan sıra şöyledir:

  • Bilgi, tasavvur ve tasdik olarak ayrıldı.
  • Tasavvura ulaştıran vasıta kavl-i şârih, tasdike ulaştıran vasıta hüccet olarak gösterildi.
  • Şimdi hem tarifin hem hüccetin maddesi olan lafızların mânaya nasıl delâlet ettiği inceleniyor.

Bu tertip tesadüfi değildir. Tarif ve delil, lafızlarla kurulur. Lafzın neyi, ne kadar ve hangi yolla gösterdiği bilinmezse tarif bulanıklaşır, önermeler karışır ve hüccet sağlam kurulamaz.

5. Risale-i Nur Bağlantıları

Risale-i Nur'da kâinat sık sık 'kitab-ı kebîr', varlıklar da o kitabın kelimeleri ve harfleri olarak okunur. İnsan sözü nasıl zihindeki mânaya delâlet ediyorsa, mahlûkat da esmâ-i İlâhiyenin tecellilerine delâlet eder. Fakat bu delâleti doğru okumak için nazarın mânâ-yı harfiye yönelmesi gerekir: Varlığa yalnız kendisi hesabına değil, Sanatkârını gösteren bir işaret olarak bakmak.

Yirminci Söz'de Kur'ân'ın kelimeleri ve harfleri içindeki geniş mânalara dikkat çekilir; İşârâtü'l-İ'câz'da ise nazmın, kelime seçiminin ve harflerin mânaya hizmeti gösterilir. Kızıl Îcâz'ın 'lafız fikrin özü ve tasavvurun sûretidir' hükmü, Kur'ân lafzıyla mânası arasındaki yüksek uygunluğu anlamaya da bir hazırlık teşkil eder.

Bu bahis aynı zamanda dil nimetinin şükrünü öğretir. Dil, yalnız konuşma aleti değildir; akıllar arasında mâna taşıyan bir emanet, ilmin ve tebliğin vasıtasıdır. Bu nimeti yalan, israf, gıybet veya mânayı tahrif için kullanmak, onun yaratılış hikmetine zıt düşer.

6. Günlük Tatbik

Bugün kullandığımız önemli bir kelimeyi seçelim: 'adalet', 'hizmet', 'kardeşlik' veya 'hürriyet' gibi. Sonra şu soruları soralım:

  • Bu kelimeyle kastettiğim mânanın tamamı nedir?
  • Muhatabım aynı kelimeye aynı mânayı mı veriyor?
  • Söylediğim lafız maksadımı tam mı taşıyor, yoksa eksik yahut fazla mı anlaşılıyor?
  • Bu büyük kelâm nimetini bugün hakikati bildirmek ve gönül yapmak için mi kullandım?

Bir ihtilaf çıktığında hemen hüküm vermeden önce tarafların aynı lafızla aynı mânayı kastedip etmediğini araştıralım. Bazen görünürdeki fikir ayrılığı, gerçekte kelimelere farklı mânalar yüklemekten doğar.

Bugünün kısa ölçüsü:

Mânası: Lafız, mânanın elbisesidir; hakikate hizmet eden söz, mânayı ne eksik bırakır ne de sınırını aşar.

Bir sonraki derste lafzın mânanın bir parçasına delâleti olan tazammun ile mânanın dışındaki lâzımına delâleti olan iltizam üzerinde duracağız.

Kaynak çizgisi: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü'l-Münevrak, "Vaz'î Delâletin Çeşitleri" bahsi; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, ilgili haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî'nin Arapça izahı; Risale-i Nur, Sözler ve İşârâtü'l-İ'câz'daki kelime, delâlet ve mânâ-yı harfî bahisleri.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.