Tasavvura Götüren Söz: Kavl-i Şarih ve Tarifin Vazifesi
Yirminci dersimizde bilginin nazarî ve zarurî kısımlarını, tefekkürün de delilin maddesini bulma ve suretini kurma şeklindeki iki hareketini okuduk. Şimdi Süllem, nazarî bilginin hangi vasıtalarla elde edildiğini açıklamaya başlıyor. İlk durak tasavvurdur: Zihinde henüz açık olmayan bir mânayı hangi söz açıklayıp belirgin hâle getirir?
Bu beyitle birlikte Süllem'in bilgi mimarisi daha açık görünür. İlim önce tasavvur ve tasdik diye ayrılmış, her ikisi zarurî ve nazarî kısımlarına bölünmüştü. Şimdi nazarî tasavvura ulaştıran vasıtanın kavl-i şârih, yani açıklayıcı söz ve tarif olduğu bildiriliyor. Bir sonraki merhalede ise nazarî tasdike ulaştıran hüccet gelecektir.
Süllem'in asıl metni: Tasavvura ulaştıran vasıta
وَمَا بِهِ إِلَى تَصَوُّرٍ وُصِلْ |
Kavl-i şârih, bir mefhumu açıklayan ve zihinde belirginleştiren sözdür. Klasik mantıkta had ve resim gibi tarif çeşitlerini kuşatan genel bir addır. Bilinmeyen bir kavramın bütün yönlerini bir anda yaratmaz; daha önce bildiğimiz unsurları uygun biçimde bir araya getirerek onu zihne hazırlar.
Meselâ "İnsan nedir?" sualine verilen "düşünen canlı" cevabı, "canlı" ve "düşünme" hakkında önceden bulunan bilgileri bir tertibe koyar. Böylece insan mefhumu zihinde daha belirgin olur. Tarif, bilinmeyeni mutlak bir karanlıktan çıkarmak değil, kısmen bilinen bir şeyi ayrıştırıp açıklamaktır.
Bediüzzaman'ın Kızıl Îcâz şerhi: Tarif, tarifin kendisini de açıklar
Bediüzzaman, beytin bütününün aynı zamanda kavl-i şârihin kavl-i şârihi, yani "açıklayıcı söz" kavramını açıklayan bir söz olduğunu belirtir. Beyit yalnız tarifin ne olduğunu haber vermiyor; kendi yaptığı işle tarife örnek de oluyor. Böylece tarif edilen ile tarif eden arasındaki bağ, metnin içinde canlı biçimde gösteriliyor.
Üstad, beyitteki "ما" kelimesinin genişliğine dikkat çeker. Kavl-i şârih yalnız tam mantık tariflerinden ibaret değildir. Lügat açıklamaları, taksimlerin bir kısmı, tefsirlerin çoğu, temsiller ve misaller de bir tasavvura ulaştırdıkları ölçüde bu geniş çerçevede düşünülebilir. Bu genişlik, her açıklamayı teknik bakımdan tam bir "had" yapmaz; fakat hepsinin ortak vazifesini, zihinde bir mânayı hazır etmesini gösterir.
"به" ifadesindeki sebebiyet de önemlidir. Tarif, tarif edilen mânanın zihinde hazır hâle gelmesine vesile olur. Üstad'ın ifadesiyle önce hazırlayıcı bir sebep, mânanın zihinde husulünden sonra da onunla beraber bulunan bir açıklık bağıdır. Tarif olmadan o belirgin tasavvur ortaya çıkmayabilir; tasavvur oluştuktan sonra da tarif, onun sınırlarını koruyan bir ölçü olarak yanında kalır.
Kızıl Îcâz, tarif edilen şeylerin alanını da geniş biçimde hatırlatır: Bir zat, sıfat, lâzım, mevzu, mefhum, delâlet edilen mâna, murat veya hakikî, itibarî ve ıstılahî bir mahiyet tarif edilebilir. Tarif tam veya eksik; illetlerden, neticelerden yahut her ikisinden hareket eden bir açıklama olabilir.
Bununla beraber mutlak bilinmeyen tarif edilemez. Bediüzzaman'ın kaydı açıktır: Hakkında hiçbir tasavvur bulunmayan şeye hüküm verilemediği gibi, onu tarif etmek de mümkün değildir. Tarifin başlayabilmesi için tarif edilene dair en azından bir yönden tasavvur bulunmalıdır. Yeni bilgi, bilinen bir kapıdan girer.
Mantık Notu: Süllem'in bilgi mimarisi
Süllem'in bu bölümündeki tertip şöyle okunabilir:
1. İdrak ikiye ayrılır: Tasavvur ve tasdik.
2. Tasavvur tab'an önce gelir: Tasdikin tarafları önce tasavvur edilir.
3. Her ikisinin iki yolu vardır: Zarurî olan vasıtasız, nazarî olan tefekkürle elde edilir.
4. Nazarî tasavvurun vasıtası: Kavl-i şârih, yani tarif ve açıklayıcı sözdür.
5. Nazarî tasdikin vasıtası: Bir sonraki beyitte gelecek olan hüccettir.
Bu mimari, mantığın neden önce tarifler, sonra kaziyeler ve kıyaslar üzerinde durduğunu gösterir. Zihin önce "Bu nedir?" sorusuna cevap arar; ardından "Bu böyledir" hükmünü delillendirir. Tasavvur ile tasdik birbirinden kopuk iki dünya değil, farklı vazifeleri bulunan iki idrak merhalesidir.
Klasik mantıkta tasavvurun tasdike nispeti açıklanırken bir incelik korunmalıdır. Bazı yaklaşımlar, kaziyenin taraflarına ait tasavvuralrı tasdikin şartları sayar; bazıları ise tasdikin terkibinde bulunan parçalar olarak değerlendirir. Bu ihtilaf tasdikin mahiyetine dair farklı tahlillerden doğar. Her iki yaklaşımda da hükümden önce tarafların bir şekilde tasavvur edilmiş olması gerekir; fakat bu önceliğin "şart" mı "cüz" mü sayılacağı ayrıca tartışılır.
Molla Abdülmecid'in izahı: Meçhul-i mutlak tarif edilmez
Molla Abdülmecid Nursî, "ما" kelimesinin içine tasavvura ulaştıran çeşitli açıklama yollarının girebileceğini söyler. Lügat tarifi bir kelimenin mânasını, taksim bir bütünün kısımlarını, temsil uzak bir hakikati yakındaki bir misalle, örnek ise küllî mânayı somut bir fertle zihne yaklaştırır. Bunların müşterek yönü, bilinmeyeni bilinen unsurlarla açıklamalarıdır.
"Bihî - onunla" ifadesindeki sebebiyeti de şöyle açar: Tarif, tarif edilen mânanın zihinde hazır bulunmasının sebebidir; mânayı zihne getirdikten sonra da ondan ayrılmaz. Tarif ile tarif edilen arasında karşılıklı bir izafet bulunur. Tarif tamamlanıp mânaya ulaşıldığında, yapılan söz "kavl-i şârih" adını alır.
Molla Abdülmecid, tarifin bir şeyi doğduğu unsurlara kadar araştıran ve onu aslına döndüren bir tahlil olduğunu belirtir. İnsan tarif edilecekse onun cinsleri, fasılları, hassaları ve arazları araştırılır; sonra uygun unsurlar bir araya getirilir. Bu yönüyle tarif hem tahlil eder hem terkip kurar.
Basitler meselesinde de sınır bellidir: Terkip edilmiş şeyler parçaları ve vasıflarıyla tarif edilir; bütünüyle basit olanlar ise başka parçalara ayrılarak tanımlanmaz, doğrudan sezgi ve idrakle kavranır. Tarif, her şeyi aynı kalıba sokan bir işlem değil, tarif edilenin mahiyetine uygun bir açıklama yoludur.
Yardımcı kaynaklarla iyi tarifin ölçüsü
Klasik mantıkta iyi bir tarifin câmi ve mâni olması istenir: Tarif edilen bütün fertleri içine almalı, ona ait olmayanları dışarıda bırakmalıdır. Çok geniş tarif yabancıları içeri alır; çok dar tarif ise bazı gerçek fertleri dışarıda bırakır. Daire yapan, kendisinden daha kapalı bir söze dayanan veya yalnız bilinmeyen kelimeleri çoğaltan açıklama da maksada ulaştırmaz.
Tarifin lafızları tarif edilenden daha açık olmalıdır. "Adalet, adil olan şeydir" demek görünüşte cevap verir; fakat mefhumu ilerletmez. Buna karşılık adaleti "her hak sahibine hakkını vermek" şeklinde açıklamak, önceden bilinen unsurlarla daha belirgin bir tasavvur kurabilir. Yine de bağlama göre "hak" ve "vermek" kelimelerinin de açıklanması gerekebilir.
Demek ki tarif bir son nokta değil, açıklık derecesini artıran bir vasıtadır. Bazen lügat mânası yeter, bazen ıstılahî sınırlar gerekir, bazen temsil veya örnek tarifin anlaşılmasını tamamlar. Hangi yolun seçileceğini tarifin maksadı ve muhatabın bilgisi belirler.
Risale-i Nur bağlantıları: Temsil, tarif ve bilinenden bilinmeyene
Risale-i Nur'da temsilin sık kullanılmasının bir hikmeti, ince ve uzak hakikatleri bilinen sahnelerle zihne yaklaştırmasıdır. Güneş, ayna, saray, kitap, asker ve misafirhane gibi temsiller, temsil edilen hakikatin kendisi değildir; ona ulaşmayı kolaylaştıran kavl-i şârihler gibi hizmet eder.
Bir temsili doğru okumak için hangi yönün açıklama maksadı taşıdığını ayırmak gerekir. Temsilin bütün ayrıntılarını temsil edilen hakikate taşımak, tarif vasıtasını maksadın yerine koymak olur. Kızıl Îcâz'ın geniş "kavl-i şârih" anlayışı, temsilin açıklayıcı gücünü kabul ederken sınırını da korumamıza yardım eder.
Risale-i Nur'un bilinenden bilinmeyene ilerleyen delilleri de aynı eğitim kanununu kullanır. Okuyucunun gördüğü, yaşadığı veya vicdanında bildiği bir hakikatten hareket edilir; sonra bu bilinen unsur yeni bir mânanın kapısını açar. Mutlak meçhul tarif edilmez; fakat işaretleri görülen bir hakikat, doğru açıklama ve temsil ile zihne yaklaşabilir.
Günlük tatbik: Bir kavramı gerçekten tarif etmek
Bugün sık kullandığımız bir kelimeyi seçelim: "başarı", "hizmet", "israf", "adalet" veya "hürriyet". Sonra şu adımları takip edelim:
1. Bağlamı belirle: Bu kelimeyi hangi meselede kullanıyorum?
2. Bilinen unsurları çıkar: Muhatabın zaten bildiği hangi mânalardan hareket edebilirim?
3. Sınırı çiz: Tarif neyi içine alacak, neyi dışarıda bırakacak?
4. Daireden kaçın: Kelimeyi yine kendisiyle veya eşit derecede kapalı bir ifadeyle açıklama.
5. Misal ver: Tarifin nasıl işlediğini gösteren bir örnek ekle.
6. Karşı örnekle dene: Tarife girmemesi gereken bir şey yanlışlıkla içeri giriyor mu?
Meselâ "israf, çok harcamaktır" tarifi yeterli değildir; çünkü miktarı büyük olan her harcama israf olmayabilir, küçük bir harcama da maksatsız ve ölçüsüzse israf olabilir. "Nimeti meşru ihtiyaç, fayda ve ölçü sınırlarını aşarak sarf etmek" ifadesi daha belirgin bir çerçeve kurar. Ardından günlük örneklerle bu çerçeve sınanabilir.
Süllem'in beyti bize tarifin yalnız sözlük cümlesi olmadığını öğretir. Kavl-i şârih, zihni bir tasavvura ulaştıran her düzenli açıklamanın ortak adıdır. Bediüzzaman tarifin geniş sahasını ve sebebiyetini gösterir; Molla Abdülmecid onun tahlil ve terkip hareketlerini açar. İyi tarif, bilinmeyeni kelime kalabalığıyla örtmez; bilinen unsurları doğru sınırlarla birleştirerek mânayı görünür kılar.
Kaynak ve metin notu
Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü'l-Münevrak, "وَمَا بِهِ إِلَى تَصَوُّرٍ وُصِلْ..." beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, bu beyte ilişkin [1]-[5] numaralı haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî, aynı haşiyelere ait açıklamalar.
Esas alınan kullanıcı nüshası: Saykalü'l-İslâm içinde, basılı s. 168-170 (PDF s. 16-18). Yardımcı tarif ölçüleri, Risale-i Nur bağlantıları ve günlük tatbik örnekleri tarafımızdan verilmiştir.