Tasavvur Neden Önce Gelir? Fıtrat, Tertip ve Öğrenme
Bir önceki dersimizde ilmin iki temel görünüşünü, tasavvur ve tasdiki, Süllem'in kısa fakat kuşatıcı beyti üzerinden ele almıştık. Tasavvur, tek bir mânanın zihinde belirmesi; tasdik ise iki taraf arasındaki nispetin gerçekleştiğini iz'an ile kabul etmektir. Şimdi müellif, kitabın tertibinde neden önce tasavvuru zikrettiğini bildiriyor. Bu küçük tertip kaydı, Kızıl Îcâz'ın şerhinde fıtrat, öğrenme, sanat ve insan iradesi hakkında geniş bir pencereye dönüşür.
Süllem'in Asıl Metni: Önce Gelen Tasavvur
وَقُدِّمَ الْأَوَّلُ عِنْدَ الْوَضْعِ Yaklaşık mânası şöyledir: "Birincisi, yani tasavvur, kitap tertibinde öne alındı; çünkü o tabiat ve fıtrat bakımından önce gelir." |
Buradaki الأول önceki beyitte zikredilen tasavvurdur. عند الوضع ilmin meselelerini vaz' ederken, yani kitabı ve bahisleri tertip ederken demektir. مقدم بالطبع ise bu önceliğin yalnız yazarın tercihi olmadığını; bilmenin tabiî düzeninden doğduğunu anlatır.
Bir hüküm kurabilmek için önce hükmün taraflarını bilmek gerekir. "İnsan fanidir" cümlesini tasdik edebilmemiz, en azından "insan" ve "fani" mefhumlarının zihnimizde bulunmasına bağlıdır. Mevzu ile mahmul hiç tasavvur edilmeden aralarındaki nispet hakkında hüküm verilemez. Bu sebeple tasavvur, tasdikin ya şartı yahut bir parçası olarak ondan önce gelir.
Bediüzzaman'ın Kızıl Îcâz Şerhi: Vaz', Yaratılışa Karşı Gelemez
Bediüzzaman, beytin ilk kısmına şu dikkat çekici kaydı koyar:
وَإِنْ كَانَ مُتَأَخَّرًا فِي النَّهَايَةِ، لِأَنَّهُ النَّتِيجَةُ : إِذِ التَّصْدِيقَاتُ مَعْرِفَهُ نِسَبِ الشَّيْءِ، وَنِسَبُ الشَّيْءِ رَسْمُ صُورَتِهِ Yani tasavvur başlangıçta önce olmakla beraber, başka bir cihetten sonda da bulunabilir. Çünkü bir şey hakkında kurulan hükümler, o şeyin çeşitli nispetlerini bildirir; bu nispetler birleşince zihnimizde onun daha belirgin bir resmi meydana gelir. Başlangıçta hükmün taraflarını kabaca tasavvur ederiz; araştırma ve tasdikler ilerledikçe o şey hakkındaki tasavvurumuz zenginleşir. Böylece tasavvur hem hareketin başlangıcında şart, hem de araştırmanın sonunda olgunlaşan bir netice olabilir. |
Üstad, "çünkü tab'an önce gelir" kaydını ise şöyle açar:
إِذْ لَيْسَ لِلْجَعْلِ أَنْ يَعْزِلَ مَا نَصَبَهُ الْخَلْقُ، وَإِنَّ الصَّنْعَةَ تِلْمِيذُ الطَّبِيعَةِ، نُورُهَا مُسْتَفَادُ مِنْهَا، وَإِنَّ الْاخْتِيَارَ مُتَمِّمُ الْفِطْرَةِ، مَانِعُ الْمَانِعِ، وَلَا يَنُوبُ عَنْهَا Yaklaşık mânası: "Vaz' ve insanî düzenleme, yaratılışın yerleştirdiği şeyi azledemez. Sanat, tabiatın talebesidir; nuru ondan alınmıştır. İhtiyar, fıtratı tamamlar ve engeli kaldırır; fakat fıtratın yerine geçemez." |
Buradaki "tabiat", bağımsız bir yaratıcı değil, Allah'ın yaratılışa koyduğu tabiî düzen ve kabiliyettir. Kitap yazan kimse bahisleri dilediği gibi sıralayabilir; fakat öğrenmenin fıtrî şartlarını değiştiremez. Bir mefhumu tanımadan onun hakkında sağlam hüküm vermek mümkün değildir. Öğretim sanatı da fıtratın bu işleyişini izlediği ölçüde başarılı olur.
Bediüzzaman'ın üçüncü haşiyesi muhtemel bir itirazı karşılar: Tasavvur ile tasdik birbirine karşı iki kısım ise biri nasıl ötekinin şartı veya parçası olabilir? Cevap şudur: Tasdikin şartı olan, belirli mevzu ve mahmulün hususî tasavvurudur. Tasdikin karşısında ilmin bir genel kısmı sayılan tasavvur ise başka bir itibar taşır. Aynı kelimenin iki farklı itibarını karıştırınca görünen çelişki, ayırım yapılınca ortadan kalkar.
Molla Abdülmecid'in İzahı: Başlangıçta Şart, Sonda Netice
Molla Abdülmecid Nursî, Üstad'ın veciz haşiyelerini merhale merhale açar. Tasdik, bir kaziyenin parçalarını tasavvur etmeye bağlıdır. Mevzu, mahmul ve aralarındaki nispet zihinde bulunmadan hüküm meydana gelmez. Bu bakımdan tasavvur tab'an öncedir.
Fakat tasdikler, aynı zamanda bir şeyi daha ayrıntılı tanımamıza hizmet eder. "Zeyd kâtiptir", "Zeyd şairdir", "Zeyd şu vasıflara sahiptir" gibi hükümler, Zeyd'in çeşitli yönlerini zihinde bir araya getirir. Her nispet onun eksik de olsa bir çizgisini çizer; hükümler çoğaldıkça zihindeki suret tamamlanır. Böyle bakıldığında tasavvur, tasdiklerin sonunda elde edilen daha olgun bir neticedir.
Molla Abdülmecid, fıtrat ile ihtiyar arasındaki münasebeti de açıklar. Bir şeyin şartı veya parçası, bütünden önce gelir. İnsan iradesinin vazifesi bu yaratılış düzenini iptal etmek değil, önündeki engelleri gidermek ve kabiliyeti kemale yöneltmektir. Öğretmen öğrencinin zihnine sıfırdan bir idrak yaratmaz; dikkatini toplar, yanlış çağrışımları temizler, doğru mefhumların kurulmasına yardım eder. İrade ve eğitim, fıtratın yerine geçmez; onun inkişafına hizmet eder.
Yardımcı Kaynaklarla Kavramların Tertibi
Klasik mantık kitaplarında tabiî öncelik, bir şeyin varlığı veya gerçekleşmesi için kendisine ihtiyaç duyulan; fakat kendisinin ötekine aynı şekilde muhtaç olmadığı önceliktir. Tasdik, tarafların tasavvuruna muhtaçtır. Bununla beraber ders kitaplarındaki sıra, her zaman zihindeki bütün hareketleri tek çizgi hâlinde göstermez. İnsan önce kaba bir mefhum edinir, sonra hükümler kurar, bu hükümlerle mefhumunu düzeltir ve yeniden hükme döner.
Bu durum bir daire değil, giderek derinleşen bir öğrenme hareketidir. İlk tasavvur, tasdike kapı açar; doğru tasdikler tasavvuru olgunlaştırır; olgunlaşan tasavvur da daha isabetli yeni hükümlere zemin hazırlar. Metin, "önce" kelimesiyle mutlak bir zaman sırasından ziyade kurucu bağımlılığı gösterir.
Günümüz eğitiminde de aynı kaide önemlidir. Öğrenciye tanımadığı kavramlarla hüküm yığmak, ezberi artırabilir fakat anlayışı kurmaz. Önce kelimelerin, terimlerin ve tarafların tasavvuru berraklaştırılmalıdır. Sonra bunlar arasındaki nispetler delilleriyle gösterilmelidir. Nihayet kazanılan hükümler, başlangıçtaki kavram haritasını tashih ve ikmal etmelidir.
Risale-i Nur Bağlantıları: İstidat, Fıtrat ve Tahkik
Risale-i Nur'da insanın mahiyeti, istidatlarının inkişafı ve iradenin doğru istikamette kullanılması sık sık birlikte ele alınır. Kızıl Îcâz'daki "ihtiyar fıtratı tamamlar, engeli kaldırır; onun yerine geçmez" ölçüsü, bu bahisleri okurken de aydınlatıcıdır. İnsanın vazifesi kendisine verilen cihazları yok saymak değil, onları doğru maksatlarda kullanmak ve inkişaflarına mâni olan perdeleri kaldırmaktır.
Tahkikî okuma bakımından da tasavvurun önceliği mühimdir. Bir cümleyi hemen kabul veya reddetmeden önce müellifin kullandığı kavramları kendi bağlamında anlamak gerekir. Kelimenin zihnimizdeki alışılmış çağrışımı ile metindeki ıstılahî mânası aynı olmayabilir. Sağlam tasdik, berrak tasavvura; berrak tasavvur da dikkatli okumaya ve acele hükümden kaçınmaya dayanır.
Risale-i Nur'daki temsil ve kıyasları okurken önce temsilin unsurlarını, sonra bu unsurlar arasındaki nispeti, ardından temsil edilen hakikati belirlemek de aynı usulün tatbikidir. Böylece temsilin her ayrıntısını hakikatin bire bir karşılığı sayma hatasından korunur; asıl maksadı daha açık görürüz.
Günlük Tatbik: Hükümden Önce Mefhumu Berraklaştırmak
Bugünkü dersi günlük hayatta şu sırayla tatbik edebiliriz:
1. Cümlenin taraflarını bul: Hakkında hüküm verilen nedir, ona yüklenen vasıf nedir?
2. Anahtar kelimeleri tanımla: Aynı kelimeyi konuşanlar aynı mânada mı kullanıyor?
3. Nispeti sor: Bu iki taraf arasında nasıl bir bağ kuruluyor; imkân mı, zaruret mi, çoğunluk mu, istisna mı?
4. Delili hükümden ayır: Verilen bilgi, ileri sürülen neticeyi gerçekten taşıyor mu?
5. Tasavvurunu yenile: Yeni hükümler öğrendikçe ilk kanaatini değil, kavram haritanı da gözden geçir.
Meselâ "Bu yöntem faydalıdır" cümlesini duyduğumuzda önce "bu yöntem"in tam olarak neyi, "fayda"nın hangi ölçüyü anlattığını soralım. Kimin için, hangi zamandadır ve hangi maksatla faydalı olduğu açıklanmadan verilen tasdik bulanık kalır. Taraflar berraklaşınca hükmün sınırı ve değeri de daha doğru görünür.
Süllem'in iki mısraı bize yalnız kitap tertibini değil, öğrenmenin edebini de öğretir: Önce mefhumu tanı, sonra hüküm ver. Bediüzzaman bu tertibi yaratılışın kanununa bağlar; Molla Abdülmecid ise tasavvurun hem başlangıçtaki şart hem de sonda olgunlaşan netice oluşunu açıklar. İrade, fıtratı ortadan kaldırmaz; onun önündeki engelleri temizler. Sağlam öğrenme de fıtrî sıraya riayet ederek, tasavvurdan tasdike ve tasdikten daha kâmil bir tasavvura ilerler.
Kaynak ve Metin Notu
Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü'l-Münevrak, "وَقُدَّمَ الْأَوَّلُ عِنْدَ الْوَصْعِ ..." beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, bu beyte ait [1], [2] ve [3] numaralı haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî, aynı haşiyelere ilişkin açıklamalar.
Esas alınan kullanıcı nüshası: Saykalü'l-İslâm içinde, basılı s. 167 (PDF s. 15). Yardımcı açıklamalar ve günlük tatbik örnekleri tarafımızdan verilmiştir.