MANTIK İLMİNİN SEMASINA YÜKSELTEN MERDİVEN: “SÜLLEM-İ MÜNEVRAK” İSMİ
On üçüncü dersimizde mantığın faydasından hareketle onun kaidelerini öğrenmeye çağıran “فَهَاكَ” hitabını okuduk. Şimdi müellif, nazmettiği esere verdiği adı açıklıyor:
سَمَّيْتُهُ بِالسُّلَّمِ الْمُنَوْرَقِ
يُرْقَى بِهِ سَمَاءُ عِلْمِ الْمَنْطِقِ
Yaklaşık mânası: “Ona es-Süllemü’l-Münevrak adını verdim; onunla mantık ilminin semasına yükselinir.”
Bu beyitte kitap bir merdivene, mantık ilmi ise yükselmek istenen bir semaya benzetilir. “Süllem” merdiven, “münevrak” ise basamaklandırılmış ve düzenlenmiş merdiven mânasını taşır. Böylece eserin adı, maksadını daha ilk anda gösteren bir temsil hâline gelir.
SÜLLEM METNİ: İSİM, KİTABIN VAZİFESİNİ ANLATIYOR
Merdiven insanı bir anda yukarı çıkarmaz; yükseliş basamak basamak gerçekleşir. Mantık tahsili de böyledir. Önce lafız ve mâna, sonra tarif, önerme, kıyas ve delil gibi bahisler belirli bir tertiple öğrenilir. Bir basamağı atlamak, sonraki basamağı güçleştirir.
Şairin “göğe yükselmek” ifadesi, mantığı nihai maksat yerine koymaz. Mantık, doğru düşünme yolunda kullanılan bir âlettir. Merdiven hedef değil, hedefe ulaştıran vasıta olduğu gibi mantık kaideleri de hakikati araştırırken zihnin hareketlerini düzenleyen vasıtalardır.
BEDİÜZZAMAN’IN KIZIL ÎCÂZ HAŞİYESİ: TEMSİL YOLUYLA TARİF
Bediüzzaman, “سَمَّيْتُهُ” kelimesine koyduğu haşiyede nazmın müellifine hitap ederek bu güzel adlandırmayı tebrik eder ve şu kaydı düşer: “وَفِي تَسْمِيَتِهِ تَرَسُّمٌ تَمْثِيلِيٌّ”; yani eserin isimlendirilmesinde temsilî bir tarif vardır.
Kitabın “merdiven” diye adlandırılması, onun vazifesini kuru bir tariften daha canlı biçimde gösterir. Merdiven nasıl yukarı çıkmanın âleti ise bu eser de mantık ilmine yükselmenin basamaklarını öğretir. Üstad’ın “resm” kelimesinden maksadı burada mantık ilmindeki dar teknik tarif değil, bir şeyi misal ve temsil yoluyla tanıtmaktır.
MOLLA ABDÜLMECİD’İN İZAHI: TEŞBİHTEN DOĞAN TARİF
Molla Abdülmecid Nursî, haşiyeyi açarken “Süllem” adının eseri merdivene benzettiğini belirtir. Yukarı çıkma âleti olan merdivenin telife misal yapılması, kitabın ne işe yaradığını okuyucuya gösterir. Misalle yapılan bu açıklama da umumi mânada bir tarif sayılır.
Burada isim ile müsemma arasında güçlü bir uygunluk vardır. Kitap yalnız mantıktan söz etmemekte; okuyucuyu basitten mürekkebe, bilinenden bilinmeyene ve ilkelerden neticelere götürecek bir sıra kurmaktadır. Dolayısıyla “Süllem” adı süslü bir unvan değil, eserin öğretim usulünün özeti gibidir.
“SÜLLEM” ADI NASIL HUSUSİ BİR İSİM OLUR?
Üstad, “السُّلَّم” kelimesine düştüğü ikinci haşiyede bunun bir alem-i şahıs, yani eserin hususi adı olduğunu söyler. Aynı kelimenin başka eserler veya nesneler için kullanılması, her kullanımın kendi sahibine mahsus olmasına engel değildir.
Molla Abdülmecid bunu aynalarda görünen kandil misaliyle açıklar: Bir kandilin birçok aynada görünmesi onu birçok ayrı kandil yapmaz; görünenler sûretlerdir. Aynı şekilde aynı adın ayrı ayrı vazedilişi, her bir isimlendirmeyi kendi müsemmasına bağlar. Burada amaç, “Süllem” kelimesinin müşterek kullanımından doğabilecek karışıklığı gidermektir.
MANTIK İLMİNİN “SEMASI” VE İNSANIN ÜÇ TÜRLÜ NUTKU
Bediüzzaman, “عِلْمِ الْمَنْطِقِ” terkibi üzerinde mantık ilminin insandaki konuşma ve düşünme kuvvetini geliştiren yönüne işaret eder. Molla Abdülmecid’in açıklamasında üç cihet belirginleşir: Lafzî nutku kuvvetlendirmek, idrak ve düşünüşü istikamete koymak, aklî kuvveti geliştirmek.
Bu izah, mantığın yalnız düzgün cümle kurmaktan ibaret olmadığını gösterir. İnsan hem söyler, hem anlar, hem de anladıkları arasında bağ kurar. Mantık, bu kuvvetlerin doğru çalışmasına hizmet ettiği ölçüde insanın “nâtık” oluşuyla ilgilidir.
RİSALE-İ NUR’LA BİR OKUMA BAĞI
Bediüzzaman, Muhâkemât’ta maksada yükselmek için mukaddimeleri basamaklara benzeterek “on iki basamaklı bir merdiven” kuracağını bildirir. Bu yaklaşım, ilimde tertibin ehemmiyetini gösterir: Neticeye bir sıçrayışla değil, gerekli mukaddimeleri yerli yerine koyarak ulaşılır.
Süllem’in merdiven teşbihiyle Muhâkemât’ın basamaklı usulü aynı eğitim hakikatine bakar: Sağlam bir yükseliş, doğru kurulmuş basamaklar ister. Bu bağlantı bir karşılaştırmadır; iki eserdeki ifadelerin aynı haşiyenin tekrarı olduğu iddia edilmemektedir.
GÜNLÜK TATBİK
Bir meseleyi öğrenirken hemen son hükme ulaşmaya çalışmak yerine şu üç basamağı takip edebiliriz: Önce kullanılan kelimeleri doğru anlamak, sonra delilin mukaddimelerini tespit etmek, en sonunda neticenin bu mukaddimelerden çıkıp çıkmadığını kontrol etmek.
Günlük hayatta da büyük hedefleri küçük ve doğru adımlara bölmek bu dersin amelî karşılığıdır. Merdivenin en üst basamağına bakıp ümitsizliğe düşmek yerine önümüzdeki basamağa sağlam basmak gerekir. Fakat basamakları maksatlaştırmamak da mühimdir: Kaide, insanı hakikate ulaştırmak içindir; hakikatin yerini almak için değil.
Netice: “es-Süllemü’l-Münevrak” adı, eserin hem muhtevasını hem öğretim usulünü özetler. Mantık ilmi bir sema gibi tasvir edilir; kitap ise o semaya düzenli biçimde yükselten basamaklı bir merdivendir. Bediüzzaman bu adlandırmada temsilî bir tarif görür, Molla Abdülmecid de teşbihin kitap ile vazifesi arasındaki bağı nasıl kurduğunu açıklar. İlim yolunda yükselmek isteyen kişi, basamakları sırasıyla öğrenmeli ve her kaideyi maksadına hizmet ettirmelidir.
Kaynak ve metin notu: Abdurrahman el-Ahdarî, es-Süllemü’l-Münevrak, “سَمَّيْتُهُ بِالسُّلَّمِ الْمُنَوْرَقِ…” beyti; Bediüzzaman Said Nursî, Kızıl Îcâz, beyitteki “سميته”, “السلم” ve “علم المنطق” üzerine [1]-[3] numaralı haşiyeler; Molla Abdülmecid Nursî, aynı haşiyelerin açıklaması. Esas alınan kullanıcı nüshası: Saykalü’l-İslâm, basılı s. 163 (PDF s. 11). Bu beyte mahsus müstakil bir İhsan Kasım es-Sâlihî notu tespit edilmediğinden kendisine açıklama atfedilmemiştir. Risale-i Nur bağlantısı karşılaştırma, günlük tatbik bölümü tarafımızdan yapılan açıklamadır.