Kurul toplantısı. Konu sunumu. İki taziye. Eski dostlar. Havanın değişimi. Gökteki bulutlar. Şehrin görüntü kirliliği. Uzayıp giden gecekondular. Yolların bozukluğu. Her yirmi metrede açılan çukurlar. Bedevilik. Çok çok çok büyük bir köyde yaşamak. Urfa çok çok çok büyük bir köy. Hem fiziki hem fikri bakımdan köylülükten çıkamadı. Gerçi Türkiye çıkamadı ama Urfa hiç çıkamadı. Urfa, Türkiye'den en az otuz yıl geride. Fikri faaliyet yok denecek kadar az. Cemaat, tarikat, vakıf sohbetlerinin fikirle bir alakası yok. Namaz vakitlerinde toplanan cami cemaatinden farksız. Şehir boğuyor düşünen insanı. Daima dibe çekiyor. Seviye malum. Bir adım ilerleme yok. Üç yıl önce sel felaketi. Üç yıl sonra yine sel felaketi. Aynı tatsız manzaralar. Hiçbir yönetici sorumluluk üstlenmiyor. Tek suçlu halk.
Savaş trajedisi devam ediyor. Savaş haberlerini izleyemiyorum. Ruhi dengem alt üst oluyor. Zaten teolojik meselelerden dolayı pek yerinde değil. Savaşla birlikte bütün bütün bozulmasını istemiyorum. Pascal insanın bütün mutsuzluğu, odasında tek başına sessizce oturamamasından gelir diyor. Benim mutsuzluğum, yıllarca tek başıma sessizce inzivada kalmaktan geliyor. Sanki yazı yazmaya mecburum. Yazmayınca olmuyor. Patlayacak gibi oluyorum. Cemil Meriç kitabı baskıda. Bir hafta sonra çıkar inşaallah. Beş aylık yoğun bir mesainin neticesi. Hayır, beş aylık değil, otuz yıl artı beş aylık bir mesainin neticesi. Kitap Yurdu'nda "Düşünen Düşer" için yapılan yeni bir yorum. Okunmak ve anlaşılmak hoş bir duygu. Yorum şöyle:
"Şahin Doğan nev-i şahsına münhasır bir isim. Urfa'nın yetiştirdiği bir kültür adamı. Güncel tartışmaları ve bu tartışmaların isimlerini yakından takip ediyor. Onlardan etkilenen ve düşüncesinin akış yönünü bu gelişmeler ile değiştiren veya tazeleyen biri. Bundan dolayı kitaplarında bir kültür magazini lezzeti de var. Üslup olarak Cemil Meriç'in etkisi kendisini hissetiriyor. Yazılarında sık sık itiraflar minvalinde kendini jurnalliyor. Kendi kişisel zaaflarını ve yaşadığı beşeri zorlukları ifşasında okuduğu bazı yazarların havasını alabiliyorsunuz."
Yeknesaklık, tekdüzelik. Ezeli ve ebedi bir döngünün içinde kıvranış. Günü ve gündeliği kelimelere dökmek, kelimelere hakarettir. Döngünün sürekliliği ve bitimsizliği cinnetin ayak sesleri. Yazılar, paylaşımlar, yorumlar, intibalar, izlenimler, telkinler, sohbetler... Öylesine bitmeyen bir tekrar. Günlerin tekerrürü, yılların tekerrürü, mevsimlerin tekerrürü. Ölümün korkunçluğu. Yok olmanın dehşeti. Daha sonra doğrusu lezzeti. Lanet bakış açıları. Sonsuz bir akışın içinde sürüklenmek. Teselliler, vehimler. Seçilmişlik tesellisi, biriciklik vehmi. Duygular güvensiz. Düşünceler çok mu farklı?
Marks ölümün korkunçluğunu oğlunun öldüğü gün anladığını söyler. Var olmanın değil, var olmamanın dayanılmaz bir hafifliği var. Vücut (varlık) mahza hayır, adem (yokluk) mahza şer diyor, kudema. Ebul Ala el-Maari tam aksini söylüyor. Ona göre mahza şer olan vücut, adem mahza hayır. Ademin sonunda belki cennet yok ama cehennem de yok. Onun için adem mahza hayır. Ne mutlu hiç dünyaya gelmemiş olanlara! İmanın nurundan nasibi az olanların düştüğü ümitsizlik girdabı bu olsa gerek.