Hava güzel. İki ay sonra köy. Yollar çamurlu. Ev tarlanın içinde. Mecburen çamurdan geçiyoruz. Arabayla bir yere kadar. Köy bize göre değil. Daha doğrusu bana göre değil. Evi boyamak gerekiyor. Sıvalar yağmura karşı korumasız. Lüzumsuz masraf. Hayırlısı bulaştık bir defa. Ticaretten hiç anlamıyorum. Hayatım boyunca para, zenginlik, gelecek, ticaret, kazanç gibi şeyler düşünmedim. Kafamda hep din, cemaat, risale, Kur'an, kitaplar, düşünce, yazı, edebiyat gibi şeyler vardı. Onun için gerçek hayatın çok gerisinde kaldım. Yaşadığım toplum ile kafamdaki düşünceler arasında hiçbir ilişki yok. Para her şey gibi. Adam olmayanı bile adam ediyor. Adam olmayana adamlık dahi verebiliyor para. Cemil Meriç kitabının son halini dün yayınevine gönderdim. Mart ayında basacaklarını söylediler. Ramazan yaklaşıyor. Üç gün kaldı. Ramazan sendromu ve Ramazan huzursuzluğu. Her sene aynı sendrom, aynı huzursuzluk. En huzurlu zamanlarım ramazan dışındaki zamanlarım. Mukabeleler, teravihler, iftar, sahur, davul, itikaf güzel bir etkinlik. Gelenek olarak, etkinlik olarak güzel.
*
Neler yaptım? Kahvaltı, işe gidiş, cuma namazı, öğle yemeği, devletin işleri... Rutin memurluk. Ailevi sorunlar. Çevrenin tazyikleri ve tacizleri. Doğanın taarruzu. Sabahın, öğlenin, akşamın, gecenin, günün bütün anlarının insanın yüzüne saldırışı. Her gün havanın durumuna göre iç dünyamın durumu değişiyor. Urfa'nın tarihî evlerinin önünden geçerken herhangi bir evin duvarındaki bir taş olmak istiyorum bazen. Kadıoğlu caminin önünden geçerken üç yüz yıl öncesini hayal ettim. Zamanı üç yüz yıl geriye götürmek. Televizyon, radyo, telefon, internet, yapay zeka, araba, tren, elektrik, apartman dairesi, doğalgaz hiçbir şey yok. Üç yüz yıl önce Kadıoğlu Mahallesi'nde yaşayan bir insan olsaydım. Bugünkünden daha mutlu olurdum belki. Büyük ihtimalle okuma yazmam olmazdı, bir esnafın yanında çırak olarak çalışırdım. Daima bir başkası olmayı, başka bir zamanda, başka bir mekanda yaşamayı istemek. Bulunduğun zamandan, mekandan, ortamdan iğrenmek. İnsan bir şeye sahip olunca o şey değerini kaybediyor. Değerli olan ulaşılmayandır, hayalde kalandır. Sanki tarih bitti bitecek gibi hissediyorum. Benden sonra birkaç asrın geçeceğine ihtimal veremiyorum. En fazla yüz elli yıl sonra kıyamet kopacak gibi. Zaten merhum Said Nursi'nin yaptığı ebced hesabına göre yaklaşık yüz otuz yıl kaldı kıyametin kopmasına. Belki binlerce yıl daha yaşayacak insanlık. Doğanın tarihi milyonlarca yıl daha devam edecek. Bin yıl sonra Kadıoğlu camii, kurul binamız, Balıklıgöl, Urfa kalesi ne hale gelir? Biyolojik insan kalır mı? Namaz, oruç gibi ibadetler devam eder mi? Her ne olacaksa olacak, kesinlikle olmayacak olan tek şey, benim artık yaşamayacak olmam ve yaşanan hiçbir şeyi göremeyecek olmam.
*
Hava garip. Yağmur. Soğuk çok değil. Nasıl bir gün? Bir yemek. Emekliye ayrılan memur bir arkadaş için. Bitti. 65'ten sonra bir gün bile kabul etmiyor devlet. Her şey bir yere kadar. Emeklilikten sonra ölüm. Bergman'ın Yedinci Mühür tekrar. Duygulandım. Cemil Meriç'in feryatları geldi aklıma. Tanrının olmaması ihtimali yüreğimi titretiyor. Bütün anlamımı, her şeyimi kaybedecek gibi oluyorum. Dışarıda bir tanrı aramak boş, asıl tanrı içimizdedir, içimizdeki sevgidir diyor Bergman. Müphem. Sevgi ve tanrı. Evreni yaratan sadece sevgi olabilir mi? Sevgiden bu kadar nefret, acı, karanlık ve zulüm çıkar mı? Tanrının olması ihtimali müphem, olmaması ihtimali müphem. Son sahnede tanrıdan medet uman zavallı adamın yakarışı. O kadar bağırıyor, çağırıyor, istiyor, yalvarıyor ama tanrıdan ses yok. Tanrı sessiz. Tanrı neden sessiz? Daima sessiz, daima ilgisiz, daima cevapsız. Anlam ve inanç kaybolsa da ritüeller devam eder. Tanrının iradesi deniliyor. Ama gördüklerimiz sadece insanların iradesi. Konuşan insan, yapan insan. Bergman hayatı boyunca tanrıyı aradı. Tanrıyla ilişkisi anlatılması zor çelişkilerle doluydu. Bir ömür boyu tanrıyı aramak ve fakat bulamamak. Bergman'ın trajedisi. Sahiden düşünen her zekanın trajedisi.
*
Kitap yavaş yavaş kemale eriyor sayılır. "Kendi Semasında Tek Yıldız Cemil Meriç" ismini koydum. En uygunu bu isim. Diğer isimlerin hepsi bunun yanında sönük kalıyor, cılız kalıyor. Üstadı bir başına cem eden tek isim. İz Yayınları olumsuz bakıyor. Çizgi belki kabul eder. Bir kitabı yazmak zor. İyi bir yayınevinde yayınlamak ondan daha zor. En güzeli hazırlama aşaması. Cemil Meriç'i yeni baştan yaşadım gibi. Düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını, hislerini, kuşkularını... Hayatımda hiçbir yazar Cemil Meriç kadar tevafuk etmedi bana. Düşüncelerimiz, hislerimiz, heyecanlarımız, kuşkularımız hemen hemen aynı. Onun üstünlüğü bütün bunları çok kudretli ve eşsiz bir üslupla dile getirmesi. Ya hep ya hiç mantığı ile söyleyecek olursak Cumhuriyet'ten bu yana en iyi ve en güzel üslup Cemil Meriç'in üslubu bence. Bu hususta "Kendi Semasında Tek Yıldız" nitelemesini annesinin ak sütü gibi hak ediyor. Kendisi bu nitelemeyi İbn-i Haldun için kullanıyordu. Kaderin cilvesi.
*
Orucun ilk günü. Biraz zor geçti. Geceler uzun, gündüzler kısa. Susuzluk yok, açlık biraz. Yaz oruçlarına göre çok kolay. Cüzleri ve teravihleri düzenli takip edebilir miyim? İki teravih, bir cüz kaçtı. İman yara alınca amelin tadı olmuyor. Her şey kültürel ve geleneksel olarak güzel. Bu toprakların en ateisti bile müslümandır. Daha doğrusu müslüman olmak zorundadır. Tarkovski'nin Nostalji ve Bir Delinin Haykırışı enfes. Bergman bana daha yakın. Onda kendimi buluyorum. Nuri Bilge Ceylan'dan Bergman kokusu geliyor. Tarkovski'de dindarane bir hava, bir eda, bir ümit, bir itminan var. Tolstoy'a benziyor. Bergman daha filozof, daha agnostik, daha mütereddit. Çünkü Avrupalı. Şüphe Avrupa'nın çocuğu. Doğu her şeye rağmen dindardır, teselliye inanır. Ve ne kadar dahi olursa olsun doğulu kafadan umumiyetle aydınlık sadır olmuyor. Olsa bile karanlıkla karışık daha çok karanlığa benzeyen bir aydınlık oluyor. Bergman'ın sinema estetiği bambaşka. Tarkovski'nin şiirsel sinema. Sembolik bir anlatım. Bergman'da kuşku, tanrı sorunu, kötülük sorunu, tanrının uzaklığı, tanrının sessizliği, tanrının ilgisizliği var. Tarkovski'de insanlığın yozlaşması, yoldan çıkması, tanrıyı unutması, maneviyat yoksunluğu var. Son tahlilde Tarkovski bir vaizdir. Sanatkar bir vaiz. Bergman Dostoyevski, Tarkovski Tolstoy.