Bediüzzaman'ın, gaybın geleceğe yönelik kısmıyla ilgili dikkat çekici ifadeleri vardır. Bunlardan bir kısmının geleceğe yönelik haber olduğu açıkça bellidir. Birazdan örnekleri gelecektir. Bir kısmı ise, ilk bakışta gaybî haber niteliği taşımaz. Fakat zamanın akış seyri içinde, ondaki gaybî mana ortaya çıkar. Mesela, Bediüzzaman güneş sisteminden bahsederken "küremizle beraber on iki seyyare"[1] (gezegen) ifadesini kullanır. O yıllarda yedi gezegen bilinmektedir. Daha sonra bu sayı dokuza çıkmıştır. Gün gelip bunların on iki olarak ifade edilmesine bir engel yoktur.
Bediüzzaman, Urfa ilimizden bahsederken, "Urfa taşıyla toprağıyla mübarektir" der.[2] Bu ifadede ilk bakışta gaybî bir haber yoktur. Fakat GAP projesi neticesinde bu ilimizin toprakları muazzam bir berekete kavuşmuştur.
Bediüzzaman'ın 1939 da meydana gelen Erzincan depremiyle alakalı olarak değerlendirmeler yaparken, "Ramazan-ı Şerîfin teravih vaktinde..."[3] ifadesi, 1992 depreminde anlaşılmıştır. Çünkü 1939 daki deprem Ramazan'da ve teravih vaktinde değildir. 1992 depremi ise, Ramazan'ın teravih vaktine tevafuk etmiştir.
Sözler isimli eserinde, Bediüzzaman'ın bir temsil içinde yer alan şu ifadeleri, aya çıkılacağından ve ayın durumundan haber vermektedir:
"Şimdi sen dahi ey katre içine giren hakîm feylesof! Senin katre-i fikrin dürbünüyle, felsefenin merdiveniyle ta Kamer'e (aya) kadar terakki ettin. Kamere girdin. Bak, kamer kendi zatında kesafetli, zulümatlıdır. Ne ziyası var ne hayatı. Senin sa'yin beyhude, ilmin faidesiz gitti..."[4]
Bir de Bediüzzaman'ın eserlerinde yer almayıp da şifahen söylediği şeylerin zamanla çıkması olayı vardır. Mesela, 1943 Eylül'ünde Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, makam odasında Bediüzzaman'ın sarığına ilişmek ister. Bediüzzaman "başından bul Nevzat" diye beddua eder. 9 Temmuz 1946 da Vali Tandoğan başına kurşun sıkarak intihar eder.[5]
Bu türden olaylar çoktur. Biz bu çalışmada, kitâbî olanları tesbitle iktifa edeceğiz. Bu kısımda konunun iki örneğini vereceğiz:
1- RUSYA’NIN ÇÖKÜŞÜ
Bediüzzaman, II. Meşrutiyetin ilanından sonra, 1910 da İstanbul'dan Van'a giderken Tiflis'e uğrar. Şeyh San'an tepesinde dikkatlice etrafı temaşa ederken bir Rus polisi yanına gelir. Aralarında şu muhavere cereyan eder:
"-Niye böyle dikkat ediyorsun?
-Medresemin planını yapıyorum.
-Nerelisin?
-Bitlisliyim.
-Bu Tiflis'tir.
-Bitlis - Tiflis birbirinin kardeşidir.
-Ne demek?
-Asya'da, âlem-i İslâm'da üç nur birbiri arkası sıra inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişaa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım.
-Heyhat, şaşarım senin ümidine!
-Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır.
-İslâm parça parça olmuş!
-Tahsile gitmişler! İşte Hindistan, İslâm'ın müstait bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadisinde çalışıyor. Mısır, İslâm'ın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan, İslâm'ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talîm alıyor. İla ahir...
Yahu, şu asilzâde evlat şehâdetnamelerini aldıktan sonra, her biri bir kıt'a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyetin bayrağını afâk-ı kemâlâtta temevvüc ettirmekle, kader-i ezelinin nazarında, feleğin inadına, nev'i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını i'lan edecektir."[6]
Bediüzzaman'ın ifadelerinde yer alan "üç nur ve üç zulmet" yoruma açık ifadelerdir. Fakat netice şudur ki: İslâm âleminde art arda müsbet gelişmeler olacak, Rusya'da da kötüye gidiş yaşanacaktır. Bunun neticesinde, Bediüzzaman medresesini Tiflis'de açacaktır.
Bu gaybî haber gerçekleşmiştir. Bugün Tiflis'de Risale-i Nur medresesi açılmıştır ve hizmet etmektedir. "Bitlis ve Tiflis birbirinin kardeşidir" ifadesi, 1980 li yıllarda bu iki şehrin "kardeş şehir" ilan edilmesi şeklinde tecelli etmiştir. Bediüzzaman, talebesi Mustafa Sungur'a, "Sen orada medresemin açıldığını göreceksin" demesi de, bu konuda dikkat çekici bir husustur. Dediği şekilde bu durum fiilen yaşanmıştır.
Ayrıca, Bediüzzaman'ın haber verdiği İslâm ülkelerinin istiklallerine kavuşması da aynen zuhur etmiştir. Rusya'daki müstebit perde yırtılmış, çekilmiş, buradaki Müslüman halk, müstakil devletlerini kurmuşlardır. Kafkas ve Türkistan'ın “Rus Harb Okulunda talim görmeleri”, buralarda hürriyet ilanını takiben çıkan çatışmalara işaret olabilir. İngiliz Siyasal Mektebinde okuyan Mısır ise, siyasi yoldan bağımsızlığına kavuşmuştur.
Bütün İslam devletlerinin İslam bayrağını cihanın her tarafında dalgalandırmasını da, inşallah önümüzdeki yıllarda göreceğiz.
2- RUSYA'DAKİ İSLAMÎ GELİŞMELER
Daha 1910 larda Rusya’nın çökeceğini söyleyen Bediüzzaman, 1950 li yıllardaki bir mektubunda ise, Rusya hakkında şunları söyler:
"İki dehşetli harb-i umuminin (dünya savaşının) neticesinde beşerde hâsıl olan, bir intibah-ı kavî ve beşerin tam uyanması cihetiyle, kat’iyyen dinsiz bir millet yaşayamaz. Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hristiyan da olamaz. Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinat eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur'an ile bir musalaha veya tâbi olabilir. O vakit, dört yüz milyon ehl-i Kur'an'a kılıç çekemez."[7]
Hiçbir dine hayat hakkı vermeyen komünist sistemin çöküşünden sonra, Rusya yeniden bir din arayışına girmiştir. Bugün Rusya'da hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar yoğun bir hizmet yarışı içindedirler. Gayr-ı resmî veya resmi kanallardan oralarda İslâm'a hizmet eden hayli gönüllü kuruluşlar ve şahıslar bulunmaktadır. Bütün bunların çalışmaları neticesinde, İslâmiyet Ruslar içinde hızla yayılmaktadır.