Bediüzzaman’ın telif ettiği eserlerden biri Tesettür Risalesidir. Bu eseri, 1930 lu yılların Türkiye’sinde suç sayılmış, bu sebeple Eskişehir Hapishanesinde iki buçuk yıl kalmıştır. Bu eserinde tesettürün kadınlar için fıtrî, tesettürsüzlüğün ise fıtratlarına aykırı olduğunu anlatır.[1]
Tesettür, erkeğin ve kadının dinin ölçüleri çerçevesinde örtülmesi gereken yerlerini örtmeleridir. Bu, -her ne kadar mezhepler arasında işin ayrıntılarında bazı farklılıklar varsa da- ana hatlarıyla erkeklerde diz ile göbek arası, kadınlarda ise el ve yüz dışında vücudun tamamıdır. Erkeğin tesettürü kadına nisbetle daha kolay olduğundan ve normal şartlarda Müslim, gayr-i Müslim neredeyse bütün erkeklerin günlük hayatta buna riayet etmeleri sebebiyle, tesettür denildiğinde daha çok kadının tesettürü hatıra gelir.
Tesettürsüzlük aslında bir cahiliye kültürüdür. Cenab-ı Hak "ilk cahiliye dönemi gibi açılıp saçılmayın" buyurur.[2]
Cahiliye, genel anlamda İslam öncesine verilen bir isim olmakla beraber yalnızca belli bir dönemi belirten bir kavram olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü o, her çağda yaşanabilme imkânında olan bir zihniyeti sembolize eden bir kavramdır.[3]
Öyle anlaşılıyor ki açılıp saçılma temel itibariyle cahiliye döneminin bir yadigârıdır. Dünyada hem bugün hem de eskide çıplak topluluklar vardır. Mesela günümüzde Avustralya yerlileri ve Afrika yerlileri gibi tesettürle pek de alakası olmayan ilkel kabilelere rastlarız. Buralarda çıplaklık hayatın bir parçasıdır. Ama bu, doğrudan bir medeniyet değildir. Binaenaleyh, kadınlar için serbest kıyafeti medeniyetin “olmazsa olmaz bir rüknü” olarak görmek yanlıştır. Meseleyi şöyle özetlemek mümkündür: Elbise, medeniyetin bir parçası olmakla beraber, çıplaklık asla bir medeniyet göstergesi ve ölçüsü olamaz. Öte yandan insan, sadece elbise ile medeni sayılamaz.
Kadının tesettürüyle ilgili başlıca iki âyet vardır. Bunlardan birincisi başörtüyle alakalı, ikincisi ise dış örtüyle alakalıdır:
1-“(Mü’min kadınlara söyle) …Başörtülerini, yakalarının üzerine salsınlar.”[4]
Âyet metninde geçen humur kelimesi hımâr kelimesinin çoğulu olup “örten, bürüyen şey” anlamında kullanılır. Bunu Türkçede başörtüsü kelimesi ile karşılayabiliriz.
Başörtüsü başka dinlerde de vardır. Mesela İncil’de şöyle denilir:
“…Kadın başını örtmeyecekse, saçlarını da kessin! Madem kadının saçlarını kesmesi ya da tıraş etmesi saygınlığını hiçe indiriyor, başını örtmesi zorunludur…”[5]
Bunun bir tezahürü olarak rahibeler tesettürlü oldukları gibi, XX. yüzyıla kadarki zaman diliminde dindar Hıristiyan kadınlar da tesettürlüdür. Sayıları azalsa da günümüzde bunu devam ettirenler yine de bulunmaktadır.
İkinci âyet ise, kadının dışarıya çıkarken örtünerek çıkmasını esas alır. Kur'an, bunu şöyle bildirir:
2-"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Üzerlerine cilbablarını (dış elbiselerini) alsınlar. Bu onların tanınıp eza görmemeleri için çok daha uygundur. Ve Allah Ğafur-Rahîm’dir (bağışlayıcıdır, son derece merhamet sahibidir)."[6]
Hitap “ey mü’min kadınlar” şeklinde doğrudan kadınlara yöneltilmeyip “Ey Peygamber! Hanımlarına ve kızlarına, müminlerin kadınlarına söyle” şeklinde peygambere yapılmıştır. Böyle gelmesi, bazı emirlerin doğrudan ifade edilmemesinin daha belağatli olmasındandır.
Âyette geçen cilbab, kadının dış elbisesini ifade eder. Bu dış elbise, bölgeden bölgeye, mevsimden mevsime değişebilir. Hz. Peygamber devrinde tesettür emri geldiğinde, kadınların o günün şartları ve imkânları içinde siyah renkli elbiselerle tesettürü sağladıkları rivayetlerden anlaşılmaktadır. Ancak bu siyah renk, dinin belirlediği bir ölçü olmayıp o günün örfünü ve uygulamasını yansıtır. Günümüzde, isteyen kadın elbette siyah rengi tercih edebilir, ama illa siyah renk olmasının şart olmadığını da bilmek lazımdır.
Osmanlı döneminde yaygın olan kıyafet daha çok çarşaftı, bundan dolayı Bediüzzaman’ın eserlerinde de bu dış elbise çarşaf olarak ifade edilir.[7] Ancak bundan hareketle “İslamî tesettür mutlaka çarşafla olur. Manto veya pardösüyle tesettür kıyafetine girdiklerini söyleyenler, kendilerini aldatmakta ve tesettürlü olduklarını sanmaktadırlar” demek yanlış bir değerlendirme olur. Bir kadın “çarşaf benim tercihimdir” diyebilir, ama “herkes çarşafı tercih etmelidir” deme hakkına sahip olamaz.
Tesettürle ilgili âyetin “…Bu, onların tanınıp da eza görmemeleri için çok daha uygundur…” kısmı, tesettürün en mühim bir hikmetine dikkat çeker.[8] Kadının tesettürlü bir kıyafete girmesi kendi şahsı açısından mühimdir, onu zararlı bakışlardan kurtarır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde "Allah gözlerin hain bakışını bilir" buyurur.[9]
Dekolte bir kıyafet içerisinde bulunan bir kadına bakışlar o kadar da temiz değildir. Günümüzde bakışların çoğu kirlidir, kalpten geçenler de genelde kirlidir. Batı tarzı hayatı tercih edenlerde evlilik öncesi ilişki yaygındır, hatta evlilik sonrası beraberlik de yaygındır.