Haccın İki Önemli Hikmeti

Prof. Dr. Şadi EREN

Hac, "bir yol bulanlara, Beyt'i (Kâbe’yi) haccetmeleri, Allah'ın insanlar üzerinde hakkıdır"[1] ayetinin hükmüyle, imkânı olan Müslümanlara farz olan bir ibadettir.

Kelime-i şehadet kalbî, namaz bedenî, zekât malî bir ibadet olduğu gibi, hac dahi hem bedenî hem malî özellikler taşır.

Hac, Müslümanların yıllık kongreleri gibidir. Dünyanın her tarafından insanlar, hac mevsiminde akın akın Kâbe’ye koşarlar. Rengi ayrı, dili ayrı bu insanlar, aynı inanç, aynı heyecanla Kâbe’de Allah'a ibadet ederler. Aynı "lebbeyk" sözleriyle Allaha teslimiyetlerini ifade ederler, “la şerike lek” derken beraberce İslâm'ın tevhid inancını haykırırlar. Pek çok din ve felsefî ekolün bir türlü halledemediği ırkçılık illetinin İslâm'da tedavi edildiği hac'da daha iyi anlaşılır. Rengârenk insanlar, aynı sade kıyafetler içinde, yan yana ibadet ederler. İslâm'ın evrenselliği hac'da daha bariz bir şekilde görülür.

Hac, kul ile Allah arasında muazzam bir irtibat vesilesi olması yanında, ekonomik, siyasi, kültürel… pek çok etkinliklere de uygun bir zemin meydana getirir. İslâm ülkeleri, mamullerini hac'da pazarlayabilir, problemlerini beraberce tartışabilir, birbirlerinin güzel yönlerinden istifade edebilirler.

Günümüzde haccın bu boyutunun ihmali neticesi olarak pek çok Müslüman haccı mücerret bir ibadet olarak görmekte ve İslâm âlemi haccın küllî neticelerinden mahrum kalmaktadır. Hatta denilebilir ki, haccı Müslümanlardan ziyade gayr-ı Müslimler beklemektedir. Zira İslâm ülkeleri kendi aralarında kuvvetli ekonomik bağlar kuramadıklarından, hacda başka ülkelerin malları pazarlanmakta ve kârı onlar kazanmaktadır.

Bediüzzaman, hacla ilgili müstakil bir eser yazmamakla birlikte, eserlerinde yer yer hacca temas etmiştir. Mesela kendisine I. Dünya savaşında mağlup sayılmamızla alakalı şöyle bir soru yöneltilir:

“Musibet cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir. Hangi fiili­niz ile kadere fetva verdirdiniz ki, şu musibetle hükmetti. Musibet-i âmme, ekseriyetin hatasına terettüb eder.”

Bediüzzaman şöyle cevap verir:

“Mukaddemesi, üç mühim erkân-ı İslâmiyedeki ihmalimizdir: Salât, savm, zekât. Zira yirmi dört saatten yalnız bir saati, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi. Tembellik ettik. Beş sene yirmi dört saat talim, me­şakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık. Kefareten beş sene oruç tut­turdu. On’dan, kırktan yalnız biri, ihsan ettiği maldan zekât istedi. Buhl ettik, zulmettik. O da bizden müterakim zekâtı aldı.”[2]

Yani İslam’ın rükünlerinden olan namaz, oruç ve zekâtta ihmalimiz böyle bir musibete kader cihetiyle fetva verdirmiştir. Namazda ihmalimiz olunca beş sene cephede her gün talim, me­şakkat, tahrik ile bir nevi namaz kıldırdı. Orucu tutmayınca kefaret olarak beş sene oruç tut­turdu. Kendi verdiği malın tarla mahsullerinde öşr olarak onda birini, ticari gelirde ise kırkta birini zekât olarak istedi. Biz cimrilik edip vermeyince O da bizden birikmiş zekâtı kat kat aldı.

Bediüzzaman, daha sonra meselenin hacca bakan cihetine yönelir ve şöyle der:

“Rüya hacda sükût etti. Çünkü haccın ve ondaki hikmetin ihmali, mu­si­beti değil, gazap ve kahrı celbetti. Cezası da keffaret-üz zünub değil, kessaret-üz zünub oldu. Haccın bahusus tearüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesaîyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti.

İşte Hind, düşman zannederek, hâlbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş bağırıyor.

İşte Tatar, Kafkas, öldürülmesine yardım ettiği şahıs bîçare vâlideleri olduğunu “Ba’de harab-il Basra” anlıyor. Ayakucunda ağlıyorlar.

İşte Arab, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp, hayretinden ağla­mayı da bilmiyor.

İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vaveylâ ediyor.

İşte âlem-i İslâm, bayraktar oğlunu gafletle bilmeyerek öldürmesine yardım etti, vâlide gibi saçlarını çekip âh u fizar ediyor.

Milyonlarla ehl-i İslâm, hayr-ı mahz olan sefer-i hacca şedd-i rahl etmek yerine, şerr-i mahz olan düşman bayrağı altında dünyada uzun se­yahatler ettirildi.”[3]

Bediüzzaman üstteki değerlendirmelerinde haccın iki büyük hikmetine temas eder:

1- Müslümanların birbirlerini tanıyıp fikir birliği yapmaları.

2- Birbirlerine yardım edip ortak çalışmaları.

Haccın ihmali, Müslümanların I. Dünya Savaşında birbirleriyle karşı karşıya gelmeleri gibi vahim bir sonucu meydana getirmiştir. Haccı ve ondaki hikmetleri ihmal etmek, mu­si­beti değil, gazab ve kahrı celbetmiştir. Bunun cezası da günahlara kefaret olması değil, günahların (Müslümanların içinde bulundukları zor durumların) daha da ileri boyuta varmasını netice vermiştir. Mesela Hind Müslümanları “Osmanlı tehlikede, sizi onlara yardıma götürüyoruz” denilerek gemilerle Çanakkale’ye getirilmiş, Osmanlıya karşı savaştırılmıştır... Müslümanlar tümüyle hayır olan hac yolculuğu yapmak varken, bunu ve haccın gerektirdiği hikmetleri ihmal etmiş, ceza olarak tümüyle şer olan “düşman bayrağı altında dünyada uzun se­yahatlere” maruz kalmışlardır.

Bu yorumlar, üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektirecek mesajlarla doludur. Çünkü yüz yıl evveline göre İslam Dünyası olarak daha iyi durumda olsak bile, haccın hikmetlerinden olan “Müslümanlar olarak birbirimizi tanıyıp fikir birliği yapmak ve birbirimize yardım edip ortak çalışmak” gibi hikmetleri tam anladığımız ve gereğini yaptığımız söylenemez. Mesela en kalabalık İslam ülkesi olan Endonezya ülkemiz insanının gündeminde hemen hemen hiç yok gibidir. Hâlbuki karşılıklı gidip gelmeler, ekonomik ilişkiler, kültürel etkinlikler, sportif faaliyetler gibi çalışmalarla birbirimizi daha iyi tanımak ve birbirimize ciddi destek olmak hem mümkün hem de gereklidir.

[1] Âl-i İmran, 97

[2] Nursi, Asar-ı Bediiye, s. 161

[3] Nursi, Asar-ı Bediiye, s. 165-166

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.