Gayba İman Ayrıcalığı

Prof. Dr. Şadi EREN

İçinde yaşadığımız âlemde cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insan­lar iç içe ve beraberce yaşar. Cansızlar, etraflarında olup bitenlerden habersiz iken; bitkiler, hayat sebebiyle hava, su ve güneş gibi başka varlıklara ihtiyaç hissederler. Hayvanlar, kendilerine verilen hayatın yanında, o hayata takılan birtakım duygularla, bitkilere nisbetle daha zengin bir hayat mertebesindedir. Kendilerine mahsus bir takım lezzet ve elemleri vardır.

İnsan ise, şehadet ve gayba açılmış duygularıyla şu âlemdeki varlıkların en kapasitelisidir. Gözüyle renkler âlemine, kulağıyla sesler âlemine muhatap olduğu gibi, akıl ve kalbiyle, kalbe takılmış birtakım latifeleriyle de gayb âlemine muhatap olur. Gayb âlemi, gözle gördüğümüz, elle tuttuğumuz şeylerin ötesinde bir boyuttur.

“Nasıl bir kitap gözle görülüp elle tutulabilen kâğıt ve harflerin yanında bir de mana unsuru ile doluysa, şu kâinat kitabı da mad­denin ötesinde bir manevî âlemi ihtiva eder. Kâinatı sadece maddeden ibaret sanmak, kitabı yalnız kâğıttan ve harflerden ibaret sanmak gibi akıl dışındadır.”[1]

Kur’an-ı Kerim “…Gördüklerinize yemin ede­rim, görmediklerinize de…”[2] âyeti ile âlemin her iki boyutuna da dikkat çeker. Bu yemin, gerçekte bütün her şeye yemin hükmündedir. Çünkü eşya, görülen ve görülmeyenden ibarettir.

Gördüğümüz âlem şehadet âlemi, görmediğimiz âlem ise gayb âlemidir. Bu iki ifade Kur’an’da birbirinin mukabili olarak kullanılır. Allah’ın, gaybı ve şehadeti bilen olduğunu ifade eden “âlimu’l-ğaybi ve’ş-şehade” tabiri, gayb âlemi ve şehadet âlemi ifadelerine menşe olmuştur. Ecdadımızın lisanında bu âlemler, “tabiat ve ma bade’t- tabia” olarak kullanılmıştır. Şimdi ise aynı âlemlerden, “fizikî âlem ve metafizik (fizik ötesi) âlem” şeklinde bahsedilmektedir.

“Gayb” kavramı, geniş boyutlu bir kavramdır. Bununla, duyular ve tecrübenin hudutları dışında kalan her çeşit konu akla gelmektedir. Allah’ın zatı, sıfat ve isimleri, melekler, ahiret, insandaki gayba karşı duyarlı birtakım hisler, insanın ve insanlığın geleceği... hep gayba ait konulardır. Ayrıca, yaşadığımız maddî âlemde her gün yeni yeni ortaya çıkan sırlar, bulunan kanunlar bir yönüyle “gayb” kavramı çerçevesinde mütalaa edilebilir. Bunlara “kevnî gayb” diyebiliriz.

Bu zaviyeden baktığımızda, içinde bulunduğumuz âlemin, “şehadet âlemi” olmanın ötesinde, bir “gayb âlemi” olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü varlık sahası insanın gördüklerinden, hatta idrak ettiklerinden çok daha fazladır. Görülenler çok az, görülmeyenler ise çok fazladır. Mesela, şehâdet âleminin mensuplarından olan bakteriler ve virüsler her tarafı doldurdukları halde, doğrudan gözün görme alanı içinde değillerdir.

Bediüzzaman Lemaat isimli eserinde şöyle der:

“Vücûdun hasra gelmez muhtelif envâ’ını

Münhasır olmaz sıkışmaz şu şehâdet âleminde

Âlem-i cismânî bir tenteneli perde gibi

Şûle-feşân gaybî avâlim üze­rinde.”[3]

Tentene, halk dilinde dantel olarak kullanılan bir kelimedir. Bunun özelliği, tül perdede olduğu gibi biraz dikkat edildiğinde arkasını göstermesidir. İşte şu fizikî alem metafizik alemlere öyle ince, şeffaf bir perde gibidir. İnsan biraz dikkat edip de sebeplerin acizliğini, tabiatın aslında ilahi bir masnu olduğunu farkettiğinde zahiri aşacak, hakikate ulaşacak ve alemde işleyen ilahi kudret elini neredeyse görüverecek hale gelecektir.

İnsan, bu “gayb âleminin” farkına varmasıyla, yalnız gözüyle gördüklerinin hapsinde yaşamaktan ve aklıyla idrak ettiklerinin esiri olmaktan kurtulur.[4]

İşte cismânî âlem gaybî âlemlerin üstünde tenteneli, dikkatle bakıldığında arkasını gösterebilen ince bir perde durumundadır. Mikroskop bulunmadan önce bakteriler, virüsler gibi mikro organizmalar bizler için gayb durumundaydı. Mikroskobun îcâd edilmesiyle bunlar görünür hâle geldi. Benzer bir şekilde şimdi bize gayb olan melek ve cin gibi rûhânî varlıklar gün gelecek görünür durumda olacaklardır. Nitekim ölen her insan ölüm meleğine muhâtab olacak, kabirde münker-nekir tarafından sorguya çekilecektir.

Kur’ân, müttaki mü’minleri anlatırken onların birinci özelliğini şöyle bildirir: “Onlar gayba îmân ederler…”[5]

Dikkat edilirse âyette “Onlar gaybı görürler” denilmemiş, “Onlar gayba îmân ederler” denilmiştir. Çünkü îmân etmekle mükellef olduğumuz bütün esâslar bizim için gaybtır. Allah’ı, melekleri, kaderi, âhireti… gayb olarak bilir ve îmân ederiz.

Evet, gayba inanmak, bir ayrıcalıktır, bir üstünlüktür.

Gayba inanmak, maddenin dar kalıplarını bir parçalayıştır, manaya bir uzanıştır.

Gayba inanmak, şehadet âlemindeki gaybî manaları bir seziştir, bir kavrayıştır.

Gayba inanmak, şimdiki hâlin kıskacından kurtulup, geçmiş ve geleceğe bir tırmanıştır, bir yaklaşıştır.

Gayba inanmak, sonlu varlık olan insandan, sonsuz varlık olan Allah’a bir sesleniştir, bir yalvarıştır…

[1] Ömer Sevinçgül, Kulluğum Sultanlığımdır, Zafer Yay. İst. 1992, s. 113

[2] Hâkka, 38-39

[3] Said Nursi, Sözler, s. 698

[4] Kutub, Fi Zılâli’l-Kur’an, VI, 3684

[5] Bakara, 3.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.