Din ve Maslahat

Prof. Dr. Şadi EREN

Maslahat, salâh kelimesinden türetilmiş bir kavramdır. “Bir şeyin iyi, uygun, elverişli, yararlı olması” gibi anlamlara gelir. Özünde “menfaatleri celp ve zararları def” vardır.

“Helal, haram, mekruh, mubah…” gibi hükümlerin konuluş gayesi, insanların maslahatlarını sağlamak, yani onlara faydalı olanları celbedip zararlı olanları ise defetmektir.[1]

Geniş bir anlam yelpazesi içinde günlük hayatta zaman zaman kullandığımız bu kelime, dinde “Maslahat-ı mürsele” namıyla bazı hükümlerin kaynağı olarak da kullanılmaktadır. Şöyle ki:

Maslahatlar üçe ayrılır:

1-Maslahat-ı mutebera (muteber olan maslahat)

Mesela kısas hükmü muteber bir maslahattır. Bununla canlar korunur, asayiş muhafaza edilir.

2-Maslahat-ı merdude (muteber olmayan, reddedilen maslahat)

Kopya çekmek ve yalan söylemek gibi fiiller her ne kadar yapana geçici yararlar sağlayabilse de meşru yolla olmadığından dinin reddettiği maslahatlardır.

3-Maslahat-ı mürsele (muteber olduğu veya olmadığı net olmayan maslahat)

Maslahat-ı mürselede şu noktalar dikkat çeker:

-Maslahat-ı mürsele ile verilen hükmün geçerli veya geçersizliği hakkında nass yani âyet ve hadis olmadığı gibi, bir icmâ da yoktur.

-Kıyas kapsamına da girmez.

- Maslahat-ı mürsele ile verilen hükümler, hem aklî ölçülere ve makasıdü’ş-şâri’ denilen şer’î düzenlemelere uygunluk taşıyan menfaatlerdir.

Devletin vatandaştan vergi alması, olağanüstü günlerde bu vergiyi artırması, savaşta karşı tarafın savaş atlarını öldürmek, zararlı kimseleri sürgüne göndermek, devletin stokçuluk yapanların mallarını zorla normal fiyattan satışa çıkarması gibi durumlar birer maslahat-ı mürseledir.[2]

Günümüzde gayr-i menkullerle ilgili tapu işlemleri, evlenenlere evlilik cüzdanının verilmesi gibi durumlar dinin insanları serbest bıraktığı maslahatlardır. İnsanlar böyle yapılmasında maslahat olduğunu görmekte ve bu konularda yapılan işlemleri gönül rahatlığıyla karşılamaktadır.

Bediüzzaman, maslahat-ı mürsele kavramını Rum ve Ermeni gibi gayr-i Müslimlerin askere alınıp alınmaması meselesinde kullanır. Osmanlının son döneminde gündeme gelen bu konuda maslahat olduğunu, dolayısıyla onların da askere alınması gerektiğini söyler:

“İşte onların asker olması, zarurete yakın bir maslahat-ı mürseledir. Mesalih-i mürsele ise, İmam Mâlik mezhebinde bir illet-i şer’iye olabilir.”[3]

Görüldüğü üzere Bediüzzaman, gayr-i Müslimlerin askere alınmasını “zaruri bir maslahat” olarak görür. Gerçi diğer mezheplerde de -her ne kadar bu isimle olmasa bile- maslahat-ı mürsele uygulaması olsa da bu esas en net bir şekilde Malikî mezhebinde uygulanmaktadır.[4]

Risale-i Nur Külliyatında maslahat kelimesi -ıstılah anlamında değilse bile lügat anlamı itibarıyla- hayli geçer. Mesela:

“Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez."[5]

“…İşte bu mahsus maddelerde garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir."[6]

“Asıl fikir sahibi sizler ve Risale-i Nur’un has şakirdleri ve müdakkik naşirleri meşveretle, hususan Isparta’dakiler ile, maslahat ne ise yaparsınız."[7]

Bediüzzaman siyasete gayet uzak olduğu halde, Risale-i Nur’dan istifade etmiş bazı kimselerin Nur Camiasını meşgul etmeden kendi şahısları adına siyasete girebileceklerini söyler. Bunu nazara verirken, meselenin bir yönünü maslahata bağlar ve şöyle der:

“…Fakat siyaset hesabına değil; belki Nurların intişarı ve maslahatı hesabına bazı kardeşler; Nurlar namına değil, belki kendi şahısları namına girebilir."[8]

Ancak maslahatın su-i istimale açık bir yönü de vardır. Şöyle ki:

Hükümler hikmetlere değil, illetlere bağlıdır. Meşhur misaliyle söyleyecek olursak, seferde namazı kasretmenin illeti sefer, hikmeti meşakkattir. Meşakkat olsa sefer olmasa namaz kasredilmez. Seferde velev meşakkat olmasa da namaz kasredilebilir. Bunun tersi yapılıp da namazı kasretmek meşakkate bağlansa, hemen herkes her gün kendince meşakkati bahane gösterip namazı kasreder. Bu ise kat’iyyen uygun değildir. Bediüzzaman bu inceliğe şöyle dikkat çeker:

“…İşte şu hakikatin aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor."[9]

Elhasıl: Yeri geldiğinde maslahat esasıyla hareket edilir. Âyet ve hadiste yer almayan, hakkında lehde veya aleyhde bir icmâ olmayan meselede maslahat neyse yapılır. Ama bunu yaparken keyfilikten uzak kalınmalı, dinin ve hikmetin genel perensipleri su-i istimal edilmemelidir.

[1] Şâtıbî, el-Muvafakat, I, 177

[2] Bkz. Zeydan, Veciz, s. 319-320

[3] Nursi, Asar-ı Bediiye, s. 342

[4] Bkz. Zeydan, Veciz, s. 313

[5] Nursi, Mektubat, s. 474

[6] Nursi, Mektubat, s. 277

[7] Nursi, Emirdağ - 1, s. 109

[8] Nursi, Emirdağ - 1, s. 160

[9] Nursi, Sözler, s. 482

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.