Aynı Meselede Farklı Hükümler

Prof. Dr. Şadi EREN

Dinin içtihadî konularında aynı meselede birbirinden farklı hükümler karşımıza çıkar. Bu farklılık, verilen hükmün ilgili şahsın durumuna uygun olmasından kaynaklanmaktadır. Bediüzzaman, aynı meselede şahısların durumuna göre farklı fetvalar verilmesi meselesinde şöyle der:

“İki mizaca göre mesail-i fer'îde hakikat sabit değil, izafî ve mürekkeb…”[1]

Yani dinin usulüne ait olmayan füruata dair olan meselelerde, verilecek hüküm sabit bir hakikat olmayıp, izafi ve mürekkeptir. Mesela aynı hastalıktan muzdarip iki hastaya uygulanacak tıbbî tedavi, her iki hastanın durumuna göre farklılık arzeder. Sözgelimi aspirin gibi bir ilaç, şartları uygun birisine verilirken, mide kanaması geçirmiş birine verilmez.

Benzeri bir şekilde, mesela musiki âletleri eşliğinde ilahi dinlemek, normal şartlar altında mubahtır. Ama kişi “Ben musiki âletleriyle ilahi söylendiğinde bir feyiz alamıyorum, hatta bende şehevi duygular harekete geçiyor” diyorsa bu kimsenin bu tür ilahileri dinlemesi caiz değildir.

Bediüzzaman, bu konuyu daha mufassal bir şekilde şöyle ele alır:

“Eğer desen: Hak bir olur; nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?

El-cevab: Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır. Şöyle ki:

Birisine hastalığının mizacına göre su ilâçtır, tıbben vâciptir.

Diğer birisine hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır.

Diğer birisine az zarar verir; tıbben ona mekruhtur.

Diğer birisine zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir.

Diğer birisine ne zarardır ne menfaattir; âfiyetle içsin, tıbben ona mubahtır.

İşte hak burada taaddüt etti. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki: Su yalnız ilâçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur."[2]

Bunu, “Mantık ilmini öğrenmenin hükmü nedir?” sorusuna uygulayabiliriz. Şöyle ki:

Mantık ilmi, doğru düşünmenin kurallarını öğretir. Günümüz şartlarında artık bu genel kabul gören bir durumdur. Ancak İmam Gazali’ye gelinceye kadar İslami medreselerde bu ilim okutulmuyordu. Gazali, bu ilmin medreselere girmesine vesile oldu. Bediüzzaman, Mantık ilmine dair yazdığı Kızıl İcaz isimli eserde, bu ilmin öğrenilmesini şöyle değerlendirir:

“Mantık öğrenmenin hükmü kişilere göre farklılık arzeder:

Bazıları için Mantık ilmini öğrenmek menduptur, çünkü mantık ilimleri tamamlayıcıdır.

Bazıları için Mantık ilmini öğrenmek mekruhtur, çünkü akılları karıştırır.

Bazıları için Mantık ilmini öğrenmek mubahtır, çünkü bir ilmi bilmek bilmemekten hayırlıdır.

Bazıları için Mantık ilmini bilmek farz-ı kifayedir, çünkü mantık akaidi techiz eder.

Bazıları için Mantık ilmini öğrenmek haramdır, çünkü gerekli bir altyapıya sahip değildir.”[3]

Tıp ilminde “Hastalık yok, hasta vardır!” prensibiyle hareket edilir. Yani her hasta kendi şartları içerisinde değerlendirilir. Benzeri bir durum fıkhî meselelerde geçerlidir. Sözgelimi evlilik için sabit bir hüküm yoktur, muhatapların durumuna göre değişen fetvalar vardır. Şöyle ki:

Normal şartlar altında evlilik sünnet-i müekkededir.

Evlenme imkânı olan, evlenmeme durumunda da harama düşmesinden korkulan kimseye evlilik farzdır.

Evliliğin gerektirdiği şartları taşımayan, bedenen veya ruhen evliliğe engel durumu olan kimseye evlilik haramdır.

“Evlense de olur, şimdilik evlenmese de olur” şeklindeki bir kimseye evlilik mubahtır.

Evliliğe durumu müsait olmayan, ama zor da olsa bu yükün altından kalkabilecek kimseye ise evlilik, mekruhtur.

[1] Said Nursi, Sözler, s. 719

[2] Nursi, Sözler, s. 485-486

[3] Nursi, Kızıl Îcaz, Evkaf matbaası, İstanbul, h. 1339, s, 11

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.