Ruhumuzu ilahi salatın nuruyla aziz kıl, akıbetimizi meleklerin selametiyle süslendir

​​​​​​​Celcelutiye'den ilhamla dualar...

Bismillahirrahmânirrahîm

​Ey hiçbir ortağı, dengi ve muhtaçlığı olmayan, Kendi zatıyla kâinatı ayakta tutan Ehâd ve Sâmed, ey azametiyle melekût alemini kuşatan ve Habibi'ni katında en yüce makama çıkaran Azîzü’l-Cabbâr, ey kullarına ebedi selamet ve kifayet vaat eden Mü’min ve Müheymin, ey sevgisiyle arşı ve ferşi nurlandıran Vesîu'l-Mağfireti ve'r-Rahmeh!

​Ya Allah, Ya Hasîb, Ya Kâfî! 'Fe yekfîke ennellâhe śallâ bi nefsihî' sırrının sarsılmaz emniyeti ve ebedi tesellisiyle kapına geldim. Yâ Rabbi! Habîbinin ﷺ kıymetini hakkıyla anlayabilmeyi nasip et. Onu yalnız tarihî bir şahsiyet olarak değil,rahmetinin en büyük tecellisi olarak tanımayı nasip et.

Yâ Vedûd! Beni ona salavât getirmeyi seven kullarından eyle.

Yâ Rahmân! Onun ümmetine olan şefkatinden bana da hisse ver.

Ya Rabbi! Dünyanın geçici yalanlarından, fani insanların vefasızlıklarından, kendi acziyetimin ve fakriyetimin darlıklarından; kusur ve noksanlığımın kifayetsizliğinden bunaldığımda bu nurlu beyit ruhuma bir can suyu oldu. Ya Rabbi, bana bu kifayet şuurlarını lütfet! Bilirim ve iman ederim ki, bütün dünya arkasını dönse dahi, bizzat Sen Kendi zât-ı mukaddesinle, ebedi rahmetin ve azametinle o şanlı Mustafa’ya ﷺ salat ediyorsun. Bu muazzam hakikat bana yeter! Kalbimi bu mutlak güvenceyle sabitle, ruhumu fani kapılarda dilenmekten halas eyle.

​Ya Bâri, Ya Nûru’l-Envâr, Ya Selâm! 'Ve emlâkehu śallat áleyhi ve sellemet' şehadetinin nurani halkasına dahil olmak duasıyla Sana iltica ediyorum. Ya Rabbi! Senin o tertemiz, nurdan halk edilmiş sayısız meleklerin, arşın hamileri, semavatın sakinleri ebedi bir taşa, dur durak bilmeyen bir aşkla O Seçilmiş Elçi'ye salat ve selam getirmektedir. Beni de o meleklerin safına manen dahil eyle; dilimi ve kalbimi o semavi selamın bir aksettiği yeryüzü aynası kıl. O Mustafa ﷺ ki, Sen ve meleklerin O’na sahip çıkmışsınız; beni de O'nun hürmetine iki cihanda sahipsiz, hâmisiz ve yardımsız bırakma.

Ey Allah'ın Habîbini bütün müminlere sevdiren El-Vedûd (الودود)!, ey Salâtın kaynağı olan rahmet eden Er-Rahmân (الرحمن)!, ey Hz. Peygamber'in ﷺ makamını yükselten Er-Rafî' (الرفيع)!, ey Onu bütün mahlûkata üstün kılan ve ikram eden El-Kerîm (الكريم)!, ey Onunla insanlığı aydınlatan En-Nûr (النور)!

Allah’ım! Ahir zamanın dehşetli yalnızlığı ve ümmet-i Muhammed’in ﷺ üzerine çöken gariplik ve kimsesizlik hissi karşısında ezilen, hırpalanan bütün mümin kardeşlerimize acilen bu mukaddes 'Mutlak Kifayet ve İlahi Muhafaza' sırrıyla muazzam bir kalbi heybet, izzet ve sarsılmaz bir teslimiyet ihsan eyle. Müslümanlara, arkalarında bizzat Zat-ı Zülcelal’in ve umum melekût aleminin salat ettiği bir Peygamber’in ﷺ olduğu şuurunu yeniden bahşeyle ki; hiçbir zalimden korkmasınlar, hiçbir tağutun karşısında eğilmesinler. Yeryüzünde garip kalmış, hapsedilmiş, hakları gasp edilmiş tüm mazlum din kardeşlerimize meleklerin duasıyla ve ilahi rahmetin sağanağıyla acil ferahlıklar lütfeyle. Bizleri dünyada bu ebedi sığınakta yaşayan hür muvahhidlerden eyle; ahirette ise bu kifayetin mükafatı olarak Efendimiz’in ﷺ yanı başında, meleklerin selam durduğu o nurani sofralarda ağırlananlardan eyle.

​Ruhumuzu ilahi salatın nuruyla aziz kıl, akıbetimizi meleklerin selametiyle süslendir.

​Ya Hayy, Ya Kayyûm! Bu mutlak kifayet niyazımız, Nebevi risalete olan sarsılmaz biatımız ve bu en şerefli beytin esrarı hürmetine dualarımızı kabul eyle.

اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ، الَّذِي صَلَّيْتَ عَلَيْهِ بِنَفْسِكَ، وَصَلَّتْ عَلَيْهِ مَلَائِكَتُكَ، وَأَمَرْتَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْ يُصَلُّوا عَلَيْهِ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

"Allah'ım! Kendisine Senin salât ettiğin, meleklerinin salât ettiği ve müminlere de salât etmelerini emrettiğin Efendimiz Muhammed'e salât, selâm ve bereket eyle."

اللهم صل وسلم وبارك عليه عدد ما في علمك، صلاة دائمة بدوام ملكك.

"Allah'ım! İlmindeki varlıklar sayısınca ve mülkünün devamı boyunca ona salât, selâm ve bereket eyle."

Âmin yâ Rabbi'l-Âlemîn.

​Âmin, âmin, âmin... bi-hürmeti Sırri Salâtike bi-Nefsike

DİPNOT: Bu beyit doğrudan şu Ahzâb Sûresi 56. ayete dayanır: "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin." Bu ayet Kur'ân'ın en dikkat çekici ayetlerinden biridir. Çünkü Kur'ân'da çok az kişiye yönelik böyle bir iltifat vardır. Beyitin kalbindeki Hakikat

Celcelûtiye'nin sonlarına yaklaşırken Hz. Ali (ra), artık Peygamber Efendimiz'in ﷺ makamını anlatan en büyük delili zikrediyor. Celcelutiye’nin 97. beyti; kasidenin başından beri zamanı, nefesleri, arzın nebatatını, semanın yağmurlarını ve gök gürültülerini içine alan o muazzam salavat silsilesinin nihai zirvesi, akılları hayrette bırakan en şerefli karar kâhı ve Mutlak Kifayet, İlahi Tazim ve Tevhidin En Büyük Şahidi makamıdır. Kulun, kâinattaki bütün mahlukatın salavatı bir an için dursa bile, bizzat mülkün ve melekûtun tek sahibi olan Allah Azze ve Celle'nin Kendi zatıyla o pak ruha salat etmesinin mukaddesiyetini anlamasını (fe yekfîke ennellâhe śallâ bi nefsihî); nurlardan yaratılmış o sayısız mülk ve melekût ordularının, meleklerin de ebediyen O’na salat edip tam bir teslimiyetle selam durduğunu görerek bu şerefin büyüklüğünü kavramasını (ve emlâkehu śallat áleyhi ve sellemet) bildiren, kalbe sarsılmaz bir güvence veren en nurani sığınak sırrıdır. "Kâinat Sustu, Allah Salat Ediyor" ​Bu beyit, yaratılmışların cüzi amellerinden sıyrılıp, varlığın en mutlak ve en dikey hakikatine teslim olma mertebesidir. "Fe yekfîke" (Sana yeter, başka hiçbir şeye ihtiyacın yoktur) ifadesi, müminin kalbindeki bütün endişeleri, darlıkları ve vesveseleri kökünden kesip atar. Mü'min, kâinatın en büyük güvencesinin, mahlukatın cüzi adetlerinde değil, Hâlık-ı Zülcelâl'in bizzat Kendi zatıyla tecelli etmesinde saklı olduğunu bilmelidir. Dünyadayken bu mutlak kifayet sırrını 'fe yekfîke' senediyle kalbine yerleştiren bir abd, hiçbir beşerî yalnızlığın, hiçbir dünya derdinin altında ezilmez; o kul, her an Allah'ın ve meleklerin o pak ruha indirdiği rahmet dalgalarının şemsiyesi altında emniyetle yürür. Kalbini tam bir sekînet, imanî bir asalet ve sarsılmaz bir vekil edinme neşesiyle bu en yüksek nur kalesine emanet eder."Salat" kavramı Allah’a nispet edildiğinde "rahmet, tazim, şerefini yüceltmek ve rızasını ulaştırmak" manasına gelir. Kâinatın Sultanı bir kulunu Kendi zatıyla (bi nefsihî) övüyor, ona rahmet akıtıyorsa; bütün beşeriyet o kulu dışlasa veya unutsun, ne kıymeti kalır? Bu mutlak bir ebedi güvencedir. "Emlâkehu" (O'nun melekleri), günah işlemeyen, geceli gündüzlü ilahi emre itaat eden, sayılarını ancak Allah'ın bildirdiği nurani varlıklardır. Arşı taşıyan meleklerden, göklerin tabakalarındaki her bir zerreye kadar bütün melekût alemi, Efendimiz'e (s.a.v.) ebedi bir hürmetle salat etmekte ve O'na selam fermanı getirmektedir. Beyit, doğrudan şu ayet-i kerimenin şiirleşmiş bir mucizesidir: "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salat ederler..." (33:56).

​Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, "Sözler" (On Dokuzuncu Söz), "Mektubat" (Yirminci Mektup) ve "Şualar" (On Birinci Şua - Meyve Risalesi) bünyesinde, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah katındaki ebedi rütbesini ve Ahzab 56. ayetinin kâinatı kuşatan sırrını harika bir dille şerh eder. Üstad der ki:

​"Şu kâinatın Hâlık-ı Zülcelali, bütün mahlukatın fevkinde olarak Kendi zât-ı mukaddesiyle Habibi'ne salat ediyor. Bu salat, o Zat-ı Muhammediye'nin (s.a.v.) risaletinin hakkaniyetine öyle azim bir senedir ki; başka hiçbir şahide, hiçbir bürhana ihtiyaç bırakmaz. 'Fe yekfîke' sırrıyla; ey insan, madem Allah O'na salat ediyor ve madem umum melekût alemi O'na selam duruyor, sen O'nun arkasından gitmekle öyle sarsılmaz bir kaleye dehalet ediyorsun ki, bütün dünya toplansa senin o imanî izzetini ve necatını elinden alamaz."

​Bediüzzaman, hayatının en zorlu dönemlerinde, arkasında hiçbir maddî güç, ordu veya siyasi destek yokken; tek başına rejimlerin, zindanların ve sinsi komitelerin karşısına dikildiğinde kalbinde hep bu beytin vaat ettiği "mutlak kifayet" neşesini taşımıştır. O'na göre, mahlukatın alkışlaması veya yermesi fani bir rüyaydı; asıl olan, Hâlık-ı Rahman'ın kulunu aziz kılmasıydı. Ayrıca On Dokuzuncu Söz ve Mektubat içinde Peygamber Efendimiz'in ﷺ makamını anlatırken şu fikri işler: "Kâinatın en büyük hakikati Muhammed-i Arabî'dir (asm)."

Bediüzzaman'a göre: Eğer bütün insanlar onu övseydi yine sınırlı olurdu. Fakat Allah'ın onu övmesi, onun risaletinin en büyük şahididir. Nur talebelerine her daim, "Bize Allah yeter ve O ne güzel vekildir" (3:173) hakikatiyle birlikte, Efendimiz'in arkasındaki bu ilahi ve semavi desteği tefekkür etmelerini, böylece asrın hiçbir korkusuna boyun eğmemelerini ders vermiştir.

Hazırlayan: Nuran Şahin

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

İslam Haberleri