Said Kaplan
Son iki günden beri bir çaresizlik içindeyim. Elimden bir şey gelmiyor. Ne yapılabilir ile alakalı görüşmeler ve araştırmalar yapıyorum. Netice olarak bir şeylere karar verdim ama içinizden birisi daha iyi şeyler yapabilir ümidiyle sizlerin de bu konudan haberdar olmanız içim yazıyorum.
Sizlere dünyanın en mazlum halkı olan Arakanlı Müslümanlardan bahsedeceğim. Şuan bir arkadaşım sağlık memuru olarak orada ve bölge halkına hizmet veriyor. Bangladeş sınırları içinde 1.5 milyon kadar mülteci konumunda olan Arakanlı Müslümanlardan bahsetti, resimler gönderdi. İçim acıdı, çaresizce kıvrandım, iki günden beri alemim dağıldı, belki de Gazze’den daha ileri derecede bir zulüm vardı, fakat bizim haberimiz bile yoktu. Doğu Türkistan gibi iletişim yok, telefon kullanmak yasak, internet yasak. Ne yapabilirim üzerine düşünürken, Siyer Vakfı’nın daveti üzerine Sumud katılımcıları olarak pazar günü İstanbul’da Mehmet Ali Parlak abi ile aynı masada tevafuk ettik. Kendisine konuyu açınca bana yazmış olduğu bir kitabı hediye etti. Fesübhanallah! O bölgelerde uzun süre insani yardım yapmış birisiymiş. Ve böyle birisi tam olarak ben bu konuları düşünürken yanımda oturuyor. Bu nasıl tesadüf olabilir? Bir şeyler yapmalısın mesajını aldım…
Şimdi size bölgeden bahsedeceğim. 2.5 milyonluk Arakanlı Müslümanların 1.5 milyon’u başka ülkelerde mülteci olarak yaşıyor. İçeride kalanların akıbeti meçhul! Çokları evleri ile birlikte cayır cayır yakılıyor, çocuklar şişleniyor, kadınlar baltalarla kesiliyor, erkekler infaz ediliyor. İlim adamları asılıyor. Gizli gömülen Müslüman cenazeleri kabirden çıkarılıp yakılıyor. Burmalı Budistlerin soykırımına uğradıkları için ve kendilerini savunacak silahları olmadığından kalanları da ormanlardan, nehirlerden kaçarak Bangladeş ormanları içinde bulmuşlar kendilerini. Müslüman ama fakir bir devlet olan Bangladeş ormanlık içerisinde bir alan açmış onlara. Kıt kanaat Stk’ların vesilesi ile yaşıyorlar. Kızılay, Afad, İHH ve TDV gibi vakıflarımız bölgede aktif faaliyet gösteriyor. Devletimiz prefabrik bir hastane yapmış orada. Günlük 500-600 hastaya bakabiliyorlar. Bazen düşünüyorum da, hem içeriden hem de dışarıdan çökertilmeye çalışılan Anadolu nasıl ayakta kalabiliyor diye… Bu kadar haini ve kriptosu bulunan devlet nasıl ayakta kalıyor diye… Sanırım masum coğrafyaların mazlum insanlarının dudaklarından dökülen masum dualar bizi ayakta tutuyor. Teknik olarak izahı yok çünkü…
Dünyanın muhtelif ülkelerinden doktorlar ve meslek sahibi insanlar gönüllü olarak oraya yardıma gidiyorlar. İnşâallah ben de gitmeye çalışacağım ve oradan videolar çekip farkındalık uyandırmaya çalışacağım.
Mekke’de zulme uğrayıp Medine’ye hicret eden Sahabeler gibi, inancından taviz vermeyen Arakanlı Müslümanlar, bir hicret gibi Bangladeş’e sığınmışlar. Dünyadan el etek çekmiş ve barış elçisi gibi servis edilen Budist rahipler tarafından diri diri yakılan insanlardan bahsediyorum. Devlet destekli çeteler tarafından kesilen insanlardan bahsediyorum. İbadetin, Kur’an ezberlemenin, ilkokul sonrası eğitimin yasak olduğu topraklardan bahsediyorum. Ailesinden birisi doğduğunda doğdu diye, öldüğünde sırf öldü diye vergi vermek zorunda olan insanların varlığından bahsediyorum. Balkan harpleri esnasında Osmanlı’ya kısıtlı imkanlarına rağmen yardım yapan Arakanlı Müslümanlardan hangimizin haberi var ki? İnancını yaşamak için zalime boyun eğmeyen, silahları varken mücadele edip son zamanlarda imkan olmadığı için topraklarından hicret etmek zorunda kalan bu asrın sahabelerinden bahsediyorum size.
Ne çok şikayet ediyoruz değil mi? Şartlanmışlıklarımızdan nasıl da kurtulamıyoruz değil mi? Evlenmek için kızlı erkekli devlete ciddi vergi veren, 3 sene sonra onay gelirse ancak evlenebileceğimiz bir durumunuz olsaydı, ne olurdu mesela ? Eğitiminiz yasak olsaydı ve ancak Budist olursanız ortaokul sonrası eğitimlerini alabileceğiniz bir durumda olsaydınız, yine de şikayet eder miydiniz? Af buyurun, karşınızda bacınıza tecavüz etseler ve sonrasında baltayla kesilseydi o üzerinde titrediğiniz karındaşınız, küçük bir dünyalık uğruna kırgın kalır mıydınız onunla? Dünden beri iyi ki cehennem var diyorum. Üstad Bediüzzaman gibi bağıra bağıra “zalimler için yaşasın cehennem” diyesim geliyor.
Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesi ile eski zindeliğini kaybeden Müslümanlar olarak gün geçmiyor ki bir katliam haberi almayalım. Güç geçmiyor ki çaresizlik hissi yaşamayalım. İmtihan sırrı gereği elbette bu zulmün bir sonu olacak. Herkes tarafını bu gibi durumlarda belli edecek. Herkes yapabildiği halde yapmadığından suale çekilecek, hesap verecek. Fakat herkes bilsin ki bizlere medeni diye aktarılan alçak İngilizlerin parmağı orada da var. Katil Amerika ile zalim Çinliler arakan bölgesi üzerinde çıkar çatışması yaşıyor. Budist devlet Myanmar (Burma) oradaki kardeşlerimizi halen katletmeye devam ediyor. Gazze’den görüntü geldiği için hepimiz ayaktayız ama Doğu Türkistan’da, kendilerine Rohingya Müslümanları denilen Arakan’da Gazze’den aşağı değil.
Zahirde şer hakikatte hayır olan Hudeybiye geliyor aklıma. Taif’te taşlanan kainatın sultanı Efendimiz (asm) geliyor. En zor döneminde Mekke’nin, Perslerin ve Bizans’ın fethedileceği müjdesini veren o kutlu Nebi’nin istikbale dair verdiği müjdeler aklımıza gelince bir nebze rahatlıyorum. Evet, istikbal İslam’ın olacak. Sonbahar dahi olsa bir baharımız olacak. Zulüm devam etmez, bu bir ilahi kanundur. Fakat işte bizler bu gibi durumlarda ne yapıyoruz ve yapacağız, kendimizi ispat edebilecek miyiz Rabbimiz buna bakıyor. Sadece dünya merkezli bakmak insanları elbette ümitsizliğe sevk ediyor. Fakat ahiret merkezli bir bakış açısıyla taşlar öyle güzel oturuyor ki yerine… Şefkat-i İlahiye’den ileri bir şefkat olmayacağını, zalimlerin ebedi yanacağı bir alemin varlığı, öyle rahatlatıyor ki insanı… İman diyoruz iman… En büyük sermayemiz olan iman… Allah, nasıl ki o masumların duası hürmetine bu Devlet-i Aliyye’nin devamı olan Türkiye’yi ayakta tutuyorsa, bizim içimizdeki masumların makbul duasıyla da yeryüzündeki tüm zalimleri birbirine düşürsün, birbirleriyle kırdırsın, bu gözlere o günleri görmeyi nasip eylesin…