Risale-i Nur'un Siyasete Bakışı-2

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Ehvenşer siyaset kaçınılmazdır!

Tarih boyunca genellikle nisbi, izafi adalet uygulanmıştır ki, bunun diğer adı ehveni şerdir.

Günümüzdeki siyasette de, mecburen ehvenişer kural uygulanır.

Çünkü tam adaleti, adalet-i mahzayı uygulamanın şart ve imkanları ortada yoktur.

Siyasette, nisbi (ehvenşer) adalet nasıl olur?

-Bir siyasi iktidar, son toplamda, vatan, millet, din adına, ne kadar şer ve ne kadar hayır yapmış ona bakılır.

-Bu toplamda şer ve zarar ne kadar az olursa o kadar ehvenişer olmuş olur.

-Bu son toplamda ne kadar çok hayır ve fayda olursa, ehvenişer siyaset daha hayırlı olur.

Kısaca şer, toplam sonuçta, en az yüzde 49, hayır ise en az yüzde 51 çıkarsa, buna ehvenişer diyebiliriz.

-Toplumsal hayır ve yarar oranını yükseltmek, daima amaç ve hedef olmalıdır.

Şer artarsa, ehven zarar artar.

Hayır artarsa ehven fayda artar.

Bu hesaplama nisbi-göreceli son bir hesaplamadır.

Bu hesaplamanın kesin ve tek doğrusu yoktur.

Birden fazla nisbi doğru tercih, icma ve içtihadın gereğidir.

Ehvenişer tartışması ve tercihi, dinen muhkem bir mesele değil, müteşabih ve içtihadi bir meseledir. Birden çok doğru tercih olabilir.

*İmani ve itkadi bir meseleye indirgenemez.

*İmandan bir cüz değildir, siyasi, dünyevi bir meseledir.

*Müslüman bir toplumda siyasi tercih, ne ayıplanır, ne suçlanır, ne de kutsanır.

Siyasetin kalite ve niceliğini; müminlerin siyasi aklı, bilgisi ve kültürü belirler. 

*Son tahlilde ise adil, şeffaf seçimlerle sandıkta belirlenir.

*Çıkan sonuca muhalifler de katlanır ve içine sindirir.

Emirdağ Lahikası-1'de üstad Bediüzzaman ehvenişer gerçeğini "vücudun parçalanmasına bedel parmak kesmeye" benzetir. Yukardaki açıklamalardan anlaşılıyor ki, bu temsili gerçeğin iki yüzü vardır.

-Bir yüzü, siyaseti dinsizliğe alet eden siyaseti gösterdiği gibi, diğer yüzü de siyaseti dine alet eden siyaseti gösterir.

Sonuç olarak siyaseti dinsizliğe alet edebilen siyasi kutupla, dini siyasete alet edebilen kutup arasında optimum, yani toplamda topluma en faydalı siyasi tercihin adı, ehvenişer siyasettir.

Ülkemiz şartlarında merkezdeki her siyasi görüş, derece farkıyla ehvenişerdir. Çünkü şimdi adalet-i mahza  imkansızdır.

Müslüman toplum, adil seçimler ve iktidarı denetleyip ikaz ederek, en yüksek siyasi faydayı sağlamaya çalışır.

"Benim nur ahiret kardeşlerim, ehvenişer deyip bazı biçare yanlışçıların hatalarına hücum etmesinler."

Emirdağ Lahikası'2 den:

*Halbuki İslamiyetin bir kanunu esasisi, "Seyyidü'l-kavmi hâdimuhum" hadisi şerifidir.

-Yani memuriyet, amirlik ise, reislik/başkanlık değil, millete hizmetkarlıktır.

-Demokratlık ve vicdan hürriyeti, İslamiyetin bu kanun-u esasisine dayanabilir.

Çünkü kuvvet kanunda olmazsa, (kuvvet) şahsa geçer, istibdat keyfi ve mutlak olur.

Üstad Nursi Münazarat'ta; "idare-i şahsiyenin katiyyen aleyhindeyim, reisimiz hükümettir, o da meclisin emrindedir" demektedir.

Tüm bu yazılanları özetlersek:

1-Müslüman bir ülkede, tüm siyasi görüşlerin halkta bir karşılığı vardır. Buna icma ve içtihat da denebilir ki, bu yüzden birden çok siyasi tercih olması normaldir.

2-Türkiye'de özellikle merkez partiler, teorik anlamda, ehvenişer siyaseti temsil eder. Merkezden birini daha öne çıkarıp iktidara getirmek halkın tercihine kalmıştır.

3-"Kavminin (millet) efendisi ona hizmet edendir" hadisi, bir anayasa maddesidir ki, demokratlık ve din-vicdan hürriyeti bu hadise dayandırılabilir.

4-Memurluk emirlik, reislik, başkanlık değil, millete hizmetçiliktir.

*Yönetirken, kuvvet kanunda olmazsa kuvvet şahsa, bir kişiye geçer, istibdat ve keyfi mutlak hakim olur.

"Beşincisi, bizi kurun-u vustada durduran, sari hastalıklar gibi intişar eden istibdattır." (Hutbe-i Şamiye)

Üstad ve talebeleri eskiden beri, şahsi yönetimin şiddetle karşısında olmuştur.

Üstad ve nur talebelerinin siyasi yolu ve tavırlarını temel çizgileriyle işaretleyelim:

Muhakemat'tan:

Meşrutiyet ve Demokrasi Asıldır!

1-Evet, meşrûtiyettir ki, herşeyde meşveret hükümfermâdır.

"Efkâr-ı umumiye dahi didebandır. İcma-ı ümmetin hücciyeti buna hüccettir.”

Yani meşruti demokrat yönetimde, meşveret ve şura hükmeder.

Kamuoyu ise gözetici, deneticidir, icma-ı ümmetin hüccet oluşu bu denetime hüccettir.

Bu denetim ve gözcülük insaflı ve şefkatli eleştiriyle yapılır.

Müslüman bu görevini yapmazsa sorumludur ve kardeşlik ödevini yapmadığından manevi mesuldür.

2-Tuluat'tan:

Dini ve Siyasi Eleştiri Vazgeçilmezdir!

-Hususan umur-u diniyede, tenkiti nasıl görüyorsun?

Tenkide sevkeden ya nefretin dışavurumu veya şefkatin tatminidir.

Saiki tenkit, aşkı hak, hakikatı tenzih/lekeden uzak tutma arzusu olmalı, selef-i salihinin tenkitleri gibi.

Eleştiriye sevk eden, Hak aşkı ve hakkı her lekeden uzak tutma arzusu olmalı selefi salihinin birbirini eleştirileri gibi.

3-Divanı Harbi Örfi'den:

Asker Siyasete Karışamaz!

-Tarih-i alem şehadet ediyor ki, asker neferlerin siyasete karışmaları, devlete ve millete müthiş zararları netice vermiştir.

Üstad ve talebeleri 2. Meşrutiyetten beri, ne olursa olsun, askerin siyasete karışmalarına, özelllikle darbe ve ihtilal yapmalarına şiddetle karşı çıkmış ve bedellerini de ödemişlerdir.

4-Hutbe-i Şamiye'den:

Hükümet İçinde Hükümet Olmaz!

En son fetö darbesinde görüldüğü üzere, hükümet içine sızarak, parelel hükümet kurulamaz.

"Şimdi cemiyetimiz bir hükümet-i meşruta-i meşruadır. Hükümet içinde hükümetin zararı görüldü."
 
5-Şualar ve Kastamonu Lahikası'ndan:

Siyasi Kalkışma Risale-i Nur Mesleğinde Yoktur!

Üstad, isyan-kalkışma manasındaki siyasetten "şefkat, hak, hakikat ve vicdan bizi men ediyor" demiştir.

Çünkü tokata müstehak, dinsizlere mukabil, çoluk çocuk, hasta ihtiyar ve masumlar bulunur, bela musibet gelince o masumlar da yanarlar.

Neticesi de meşkuk olduğu için, siyaset yoluyla idare ve asayişin zararına, hayat-ı içtimaiyeye karışmaktan men edilmişiz demiştir.

Uzun yıllar üstadın siyasi görüşüne ters ve riyakar bir yol çizen fetö'nün düştüğü uçurumun adı tam budur.

6-Emirdağ Lahikası'ndan:

Her Hükümette Muhalefet Bir Denge Unsurudur.

Hükümetlerde muhalifler bulunur.

Asayişe, emniyete ilişmemek şartıyla, kimse (herkes), vicdanıyla, kalbiyle kabul ettiği bir metod ve fikriyle mesul olmaz!

7-Kastamonu Lahikası'ndan:

Her Müminin Sivil İtaatsizlik Hakkı Vardır!

"Fakat biz rejimi reddetmiyoruz, amel de etmiyoruz, istemiyoruz."

Red başka, amel etmemek başkadır. Amel etmemek daha başkadır.

Hz. Ömer idaresinde kanunu, adalet-i şeriyeyi reddetmeyen ve ilişmeyen Yahudi ve Nasaraya ilişmiyordular.

Demek kabul etmemek, tasdik etmemek, idarece bir suç teşkil etmiyor.

Bu sözlerden, reddetmenin manasının, kişinin istemediği bir kanun veya icraatı zorla değiştirmek veya teşebbüs etmek olduğunu rahatlıkla anlıyoruz.

Ayrıca amel etmemek yoluyla kabul etmemek, tasdik etmemek, yönetimce bir suç oluşturmaz.

Bu harekete de sivil itaatsizlik diyebiliriz.

Mesela bir rejim kurucusu telin edilse yani protesto edilse, fakat fiili bir eylemde (zarar verici)  bulunulmazsa, kanunen suç değildir.

Vicdan ve fikir hürriyeti onu cezalandırılmaktan uzak tutar.

8-Emirdağ Lahikası'ndan:

Nurcular, Şahsen, Temsilen veya Mecburen Siyasete Girebilir!

Amma; Nurcular müstakil, dini siyasi bir parti kurarak değil, bir partiye üye olup, idareciliğe soyunabilir.

Çünkü Risale-i Nur müsbet hareketi; tabiatı çıkışı, özü itibariyle dini ve meşru bir harekettir. Resmen ve fiilen bir parti kurarlarsa; dini tabiat ve karakteri zıt yapılı siyasete dönüşür ve başkalaşırlar. Amma vatandaş, millettaş ve insan olmanın gereği olarak; ülke yönetiminde hak sorumluluk ve yetkileri vardır.
Tüm bunları; merkez, demokrat çoğulcu siyasetlerde rol alarak ve irşad ve eleştiri yoluyla gerçekleştirirler.

Risale-i Nur hizmet tarihi, üstadın zamanından beri bunun örnekleriyle doludur.

Amma siyasete giren nurcu bilir ki, girdiği siyaset her şeyi, parti adına kullandığı gibi kendini de kullanabilecektir.

Bu yüzden mecliste ve halk içinde daima; siyasi ve içtimai doğruluğu yaşayıp yükseltmelidir.

Bunun için siyasete soyunan Nur Talebesi, fıtratı uygun ve son derece donanımlıysa siyasetçi olmalı, hatta  taa gençliğinden bu işe, siyasete hazırlanmalıdır ki, Nur mesleğine zarar vermeyip yüzünün akıyla işini yapsın!

Bu noktada, Risale-i Nur penceresinden, vatan, millet, din adına hesabını iyi yapıp sonuçta kendini alet ettirmeden, vatan, millet ve dine fayda ve maslahat açısından kazançlı çıkmalıdır.

Özellikle; "söz konusu vatansa gerisi teferruattır" sloganlı haksızlık ve zulümlere dur diyebilmelidir.

"Vela teziru vaziretun vizre uhra" ayeti ve "Seyyidü'l-kavmi hâdimuhum" hadisi bu tür haksız sloganların iyice araştırılıp sorgulanmasın şart koşar.

Çünkü insanlık tarihi boyunca siyasetler; vatan, millet için her şey yapılır adıyla çok zulüm ve haksızlıklar yapmıştır.

Mesela bir cani ve asi yüzünden; akrabaları öldürülüp köyü yakılabilmiştir ki bu hal adalet-i mahza imkanı olduğu halde uygulanmadığı için büyük zulümdür.

Ayrıca nur talebesi siyasetçi, siyasi hayatı boyunca Risale-i Nur'ların özünü ve kendi doğru şahsını öne çıkarıp, kamuoyuna öyle görünmelidir.

Bu sırada enaniyet, şöhret, para, makam, kadın tuzaklarından da korunmalı ve mümin nurcu vasfını da yitirmemelidir.

Ayrıca; adalet-i mahza yönünde, ırkçılık ve ayrımcılığı engelleme ve insanlara hizmet etme çabasıyla,  maaşını da haketmiş olmalıdır.

Özelllikle din-siyaset ikileminde mecbur kaldığında, siyaseti dine uyarlama-alet yönünde çabalayıp, siyaseti dinsizliğe alet çabalarına karşı tüm varlığıyla mücadele etmelidir.

9-Mektubat ve Lemalar'dan:

Hem Nur Hem Topuzla Hizmet Olmaz!

İnsanların bugünkü sosyal hayatı bir bataklığa girmiştir.

İnsanların yüzde yirmisi manen sarhoş olduğundan çamuru yüzüne, gözüne sürerek gider ve boğulur.

İnsanların yüzde sekseni ise bataklıkta olduğunu anlar fakat şaşkındır, doğru yolu göremez.

Bu durumda iki çare vardır.

Birincisi: Üstadın topuz dediği siyaset yöntemiyle o yüzde yirmilik kısmı ayıltmak.

İkincisi ise; nur gösterek, yüzde 80'lik şaşkınlara selametli yolu göstermek.

Amma, o yüzde yirmilik toplumu, 80 kişi siyaset topuzuyla şiddetle sarsarken, yüzde 80'lik kesime hakkıyla nur-doğruluk gösterilmiyor.

Gösterilse bile; bir elinde siyaset topuzu diğer elinde nur olduğundan güven vermiyor.

Hem bir elindeki siyaset topuzu kırılınca, yani etkisizleşip yok olunca, öbür ekindeki nur da uçar veya söner.

İşte bu yüzden siyaset topuzunu atıp iki elimizle nura sarılmalı ve göstermeliyiz.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (17)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.