Mehmet Şahin
İnsan fıtratına yerleştirilen muhabbet ve adavet duyguları, doğru yönlendirilmediğinde bireysel ve toplumsal bozulmalara yol açmaktadır. Said Nursi’nin literatüre kazandırdığı "adavete muhabbet" kavramı, nefretin bir amaç haline gelmesini ve bu duygunun bizzat sevilmesini ifade eder. Bu makalede, adavete muhabbetin kelamî boyutu, Esma-i Hüsna ile olan bağı ve toplumsal barış üzerindeki etkileri Risale-i Nur külliyatı ışığında ele alınacaktır.
1. Giriş
Modern insanın en büyük ruhsal açmazlarından biri, "haklılık" maskesi ardına saklanan gizli bir nefret kültürüdür. Bireylerin veya toplumların birbirine duyduğu husumet, zamanla bir araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmektedir. Said Nursi, bu durumu "adavete muhabbet" olarak tanımlar. Bu kavram, düşmanlığın kendisine aşık olmayı, nefreti bir kimlik kartı gibi taşımayı ifade eder. Bu durum sadece psikolojik bir rahatsızlık değil, aynı zamanda varlığın fıtratına ve ilahi isimlerin tecellisine aykırı bir "kelamî sapma"dır.
2. Kavramsal Çerçeve: Muhabbet ve Adavetin Fıtratı
İnsan fıtratı; muhabbet-adavet, korku-ümit gibi zıt kutuplu duyguların dengesi üzerine kurulmuştur. Risale-i Nur’da bu duyguların kullanım amacı "emanet ve Esma-i Hüsna" çerçevesinde tanımlanır.
- Muhabbet: Kainatın varlık sebebidir. Allah’ın Vedüd isminin bir tecellisi olarak, mahlukata şefkatle bakmanın anahtarıdır.
- Adavet: Aslında kötülüğü engellemek ve nefsi terbiye etmek için verilmiş bir cihazdır. Ancak bu duygu şahıslara yönelip kalıcı hale geldiğinde, "fıtratın fesadı" (bozulması) başlar.
3. Adavete Muhabbetin Kelamî Boyutu
Kelam ilmi açısından adavete muhabbet, Allah’ın sıfat ve isimlerine karşı bir hürmetsizliktir.
3.1. Esma-i Hüsna ile Tenakuz
Allah’ın Adl (Adalet) ve Vedüd (Sevgi) isimleri kainatı kuşatmıştır. Bir müminin onlarca güzel sıfatı varken, sadece bir-iki hatası nedeniyle ona adavet beslemek, adalet-i mahzaya (tam adalete) zıttır. Bir tek masum sıfatı dahi olsa, o şahsiyet gemisinin batırılamayacağı ilkesi, adalet-i ilahiyenin bir yansımasıdır.
3.2. Hakikat Algısının Bozulması
Adavete muhabbet duyan kişi, kendi inadının ve nefsinin hatırı uğruna hakikati tahrif eder. Bu durum, kendi tarafındaki "şeytani" bir karakteri "melek", karşı taraftaki "meleki" birini ise "şeytan" görme yanılgısına yol açar. Bu durum kelamî planda "hakka hak deyip ittiba etmek" ilkesini bozar ve kişinin ihlasını zedeleyerek amellerini iptal etme riski taşır.
4. Sosyolojik ve Tarihî Perspektif: Hutbe-i Şamiye Örneği
Said Nursi, iki büyük dünya savaşının ardından husumet ve adavet vaktinin geçtiğini ilan etmiştir. Hutbe-i Şamiye’de vurgulanan; "Muhabbete en layık şey muhabbet, husumete en layık şey ise husumettir" düsturu, toplumsal barış için küresel bir fetva niteliğindedir. Düşmanların kötülüğü tecavüz boyutuna varmadıkça, ilahi adaletin ve ahiretin onlara yeteceği bilinciyle hareket edilmelidir.
5. Çözüm Metodolojisi: Duygu Simyası
Bediüzzaman’ın sunduğu temel reçete, enerjinin yönünü değiştirmektir: "Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et."
- Düşmana Düşmanlık: Husumet duygusunun kendisine düşman olmak, kalpte muhabbete yer açmanın ilk adımıdır.
- Nefse Yöneltme: Adavet duygusu şahıslara değil, insanın kendi nefsi emmaresine, küfre ve zulme yönlendirilmelidir.
6. Sonuç
Risale-i Nur’un "Adavete Muhabbet" teşhisi, modern dünyanın kutuplaşma diline karşı en güçlü panzehirdir. Kelam ulemasının "Düşmanlık kalıcı bir sıfat değil, geçici bir durumdur" tespiti ile örtüşen bu yaklaşım; mümini bir "dedektif" olmaktan çıkarıp bir "muhabbet fedaisi"ne dönüştürür. Sonuç olarak; ruhu daraltan, imanı zayıflatan bu manevi hastalıktan kurtuluşun yolu, her türlü ilişkiyi "sulhkarane ve muavenetkerane" (barışçıl ve yardımlaşmacı) bir zemine oturtmaktır.
Kaynakça Önerisi:
- Nursi, B. S., Mektubat (22. Mektup - Uhuvvet Risalesi).
- Nursi, B. S., Hutbe-i Şamiye.
- Gazali, İhya-u Ulumiddin (Öfke ve Kin Bahsi).