Risale-i Nur ışığında yeni bir müfredat önerisi

Misafir Kalem

Risale-i Nur ışığında yeni bir müfredat önerisi

 

Hepimiz Meyve Risâlesi 6. Mesele’de geçen şu ifâdeleri defalarca okumuşuzdur:

Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi li­san‑ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahse­dip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları din­leyiniz.

 

Bugüne kadar kimi eğitimcilerin Allah’ı yok sayan, evrim, materyalizm gibi felsefeleri; varlığı ve hayatı anlamlandırmada “yegane bakış açısı” olarak gösteren yorumlarına önem vermeden, iman ve Kur’an gözlükleriyle kâinata bakmaya çalıştık.

 

Evrim teorisi, tabiatçılık, maddecilik, tesadüfçülük gibi bakış açıları, bilimsel kitapların hakikatleri gösteren en önemli işaretlerini bir örümcek ağı gibi sarmalamış, bir balçık gibi sıvamıştı yıllardır.

 

Biz yine de direndik ve vahyin gösterdiği bakış açısından bakmaya çalıştık varlığa. Halbuki eğitim gönüllü ve istekli gerçekleşmesi gereken bir süreçti. Vaktiyle Kur’an öğrenimini belli bir yaş sınırına hapseden zihniyet, Allah, İman, İslam, Kur’an, Peygamber gibi bütün manevi alanları anlamsızlaştıran “materyalist”, “evrimci” bakış açısını ilkokulların 1. Sınıflarından itibaren zorunlu kılıyordu tap taze beyinlere…

 

Bu bakışı bize öğreten Risale-i Nurlara elbette müteşekkiriz. Risale-i Nurlar bize, varlıkların kendi kendine (Self Organizasyon), tabii olarak (Natural) ya da sebepler yoluyla (Kozalite-Nedensellik) olamayacağını öğretmişlerdi.

Tabiat Risalesi bu manada onlarca yıldan beri milyonlarca insan tarafından gönüllü olarak uygulanmış, benimsenmiş ve faydaları da ehli tarafından gözlemlenmiş  “imanî bakış açısıyla eğitimin” kaynak müfredatı hükmündedir.

 

Belki de Tarihçe-yi Hayat’ta geçen şu amaç güdülüyordu bu tek tipçi eğitim modeliyle:

"Mekteplerde yaptıracağımız yeni öğretim usûlleriyle yetişecek gençlik, Kur'an'ı ortadan kaldıracak ve bu sûretle milletin İslamiyetle olan alakası kesilecek."

 

Avrupa’da ve Rusya gibi devletlerde doğan pozitivist-materyalist-evrimci eğitim sistemlerinden kopyalanmış ülkemizdeki eğitim sistemi de, kendi öz evlatlarının beyinlerini bu bakış açılarına mahkum etti yıllarca… Tertemiz kalpleri, ruhları ve bütün manevi latifeleri bu felsefelerin bakış açılarıyla aç, susuz, güçsüz bıraktılar acımadan.

Güneş hükmündeki İman, İslam, Kuran gibi bütün o vahyi değerlere şüpheyle bakan, ancak insanlığı nereye ve nasıl götüreceği bilinmeyen kör, sağır, elsiz, ayaksız felsefe fenerleriyle yetinen bir nesil yetişti maalesef ülkemizde ve dünyada.

 

Risale-i Nur ise, bu tahribatın zararlarını ortadan kaldırmak adına bir Hızır gibi yetişmişti insanlığın imdadına. Çocuklarının inançsız ve maddeci olarak yetişmesini istemeyen kitleler bu eserleri esas alan örgün ve yaygın eğitimlerin rahle-yi tedrisine oturdular gönüllü olarak.    

Halbuki eğitim, gönüllü olması gereken bir süreçti. Her ebeveyn kendi evladının nasıl yetişmesini istiyorsa, o eğitim şıkkını seçebilmeliydi özgürce.

 

Bugün Amerika’da yaşayan Yahudiler, Mormonlar, ülkemizde yaşayan Ermeniler ya da Fransızlar, kendi okullarında istedikleri gibi eğitim alabilirlerken, dindar Müslümanlar, evrimci, pozitivist, materyalist bakış açılarıyla kirlenmiş bir eğitime mahkum ediliyorlar.

Aslında ülkemizdeki İmam-Hatipler bile aynı batıl felsefelerin kıskacı altındadır. Zira bu okullarda okutulan “bilim içerikli” ders kitapları bile evrimci, tabiatçı, tesadüfçü bakış açılarıyla yazılmış kitaplardır.

Bu açıdan bakıldığında eğitim özgürlüğünün görüldüğü ülkelerde bile gençler, aynı felsefelerin mayasıyla mayalanmaktadırlar farkına varılmadan. “Din eğitimi” alma özgürlüğü olan insanların, nedense bilimi istedikleri bakış açısıyla öğrenme özgürlüğü yoktur dünyada.

 

İşte Risale-i Nurlar, hiç de fark edilmeyen böylesine hayati bir cephede oldukça önemli bir boşluğu doldurmaktadırlar. Bu nedenle Risale-i Nurlar sadece Müslümanlara değil, dünya üzerindeki bütün insanlara alternatif bir “bakış açısı” imkanı sunmaktadır.

Sözde özgürlükçü görünüp, global ve tek tipçi bir dünya sistemi kurma tasavvurunda olan kimi güçler, insanlığı tek bakış açısına, evrimci materyalist zihniyete mahkum etme yanılgısına düşmüşlerdir. Halbuki bütün bölünmelerin, kavgaların ve fesatların kaynağı bu bakış açılarının tam da kendileridir.

İşte Risale-i Nurlar bu “yokçul” yanılgının farkına varan yegane eserlerdir. Bu nedenle şu yeni geldiğimiz noktada Türkiye elindeki bu hazinelerden istifade edebilmesini bilmeli ve bütün insanlığa hitap edecek yepyeni bir alternatif eğitim programı oluşturmalıdır.

 

Aslında bu istek bize değil Bediüzzaman’a aittir.  O Emirdağ Lahikasında bu isteğini şöyle dile getirir: 

Kalbime geldi ki: Bu vatan ve İslâmiyetin maslahatı, herşeyden evvel dindarların serbestiyeti hakkındaki kanunun hem tâcil, hem tasdik ve hem de çabuk mekteplerde tatbik edilmesi elzemdir.

Bediüzzaman’ın dikkat çektiği “mekteplerdeki serbestiyet” meselesi eğitim ve öğretim müfredatını seçme özgürlüğü anlamına gelmektedir aslında. Bu özgürlüğün gerçekleşeceğine inanan Bediüzzaman, “Risale-i Nurların mekteplerde okutulacağı” gerçeğini pek çok konuşmasında vurgulamıştır.

 

Ülkemizin gerçek münevverlerinden olan Yusuf Kaplan gibi yazarların, “din eğitimine mahkum edilmiş” bir eğitim sisteminden şikayetleri de işte sırf bu yüzdendir. Din eğitimi ağzımıza sürülen geçici bir bal hükmündedir. Halbuki diğer derslerde hakim olan bütün o batıl felsefeler, ruhlarımızı, aklımızı ve kalbimizi “şüphelerle” zehirlemektedir.

Bediüzzaman’ın Medrese’tüz Zehra hayalinin ne anlama geldiğini de şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Bu eğitim sisteminde din ilimleriyle fen ilimlerinin bir arada okutulması demek, bu derslerin ayrı ayrı öğretilmesi anlamına gelmiyor.

 

Kur’an-ı Kerim’in kâinata bakış açısı ve varlığı anlamlandırışı ayrışık düzlemlerde gerçekleşmez. Kur’an kâinata “vahdet” nazarıyla bakar. Zira kâinat bir tek vahid-i ehadin eseridir. O “vahid-i ehadin” yaratmalarını anlatan “bilimler” de  o “tek olandan” bağımsız anlaşılamazlar.

“Bütün ilimlerin üssül esası iman-ı billahtır” diyen Bediüzzaman da, yüzlerce yıldan beri, Kur’an’dan uzaklaşmanın bir sonucu olarak ayrıştırılmış, şaşılaştırılmış, bölünmüş, dağılmış olan o “varlığa bakış” eylemini “vahdet” düzleminde yeniden birleştirmiş ve toparlamıştır. 

 

Risale-i Nurların bu “vahdetçi” bakışını elde etmiş bir insan, bu nedenle fizik, kimya, biyoloji, coğrafya vb. bilimleri okurken, hem yeni konular öğrenir, hem de Allah’ın fiillerini, tecellilerini, sanatlarını marifetullah basamaklarında müşahede ederek ibadet eder.

Elbette bu bakış açısını kimseye zorlamaya da hakkımız yoktur. İngiltere gibi “liberal” ülkelerdeki örnekleri dikkate almak gibi bir tavsiyemiz de olamaz. Zira biz kendi medeniyetimizin zenginliklerinin, bizi her türlü doğruya götürecek örneklerle dolu olduğunu çok iyi biliyoruz…

 

Medine Şehir Devletine, Endülüs’e,  Osmanlı’ya bakmamız bile yeterlidir gerekli eğitim modellerini bulabilmemiz için. Osmanlı’da, kendi seçtikleri eğitim sistemiyle ve müfredatıyla eğitim görme hakkına sahip Hıristiyanları ve Yahudileri bile hatırlamamız yeterlidir.

Bütün bu örneklerden yola çıkarak Başbakanımızdan ve Milli Eğitim Bakanlığımızdan “özgürlükçü bir eğitim müfredatı” talebinde bulunmamız da vatandaş olarak hakkımızdır.

Bu yeni oluşturulacak müfredat, insanlara çocuklarını istedikleri bakış açısına göre eğitme imkanını sunmalıdır. Öğretilecek konular aynı olacak ama sadece bu konuların anlatımındaki bakış açısı farklı olacaktır.

“Big Bang-Büyük Patlama” teorisini günümüzdeki bakış açısıyla anlatan ders kitapları olacağı gibi, bu olayı Risale-i Nur’un önerdiği “imani” bakış açısıyla anlatan ders kitapları da olmalıdır. Dolayısıyla bu bakış açısıyla hazırlanmış yeni öğretim programlarına ihtiyaç vardır.

 

Vatandaş uygun gördüğü eğitim müfredatına göre çocuklarının eğitim görmesini sağlayabilmelidir. 4+4+4 şeklinde tasarlanan yeni eğitim sistemi de bu açıdan oldukça uygundur.

Almanların Grund Schule (Temel Okul) olarak adlandırıldığı ilk 4 yıllık bölümden başlayacak böyle bir model, gerçekte istediği gibi eğitim ve öğretim hakkından yoksun olan “inanan” insanların eğitim haklarına kavuşmasının da teminatı olacaktır.

Bu sistem kendilerini farklı tanımlayan insanların da haklarını zayi etmeyecektir. Onlar da kendi seçtikleri eğitim müfredatına göre çocuklarının eğitim görmesini sağlayabileceklerdir. Bu yeni eğitim sistemi, Alevilik gibi bakış açılarını yansıtan müfredatlara da yer verebilir. Seçmeli Osmanlı Lehçesi, Seçmeli Kürtçe gibi derslere de yer verilebilir bu sistemde.  

Farklılıkların bir arada yaşamasını kolaylaştıracak ortak bir “hoşgörü, ahlak ve saygı” dersi ise olmazsa olmazdır. Zira bizim sosyal yapıdaki birlik ihtiyacımız da bunu gerektirmektedir. (OD)

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.