Risale-i Nur hizmetinde siyasetin yeri

Halil KÖPRÜCÜOĞLU

Bediüzzaman, siyasi bir talep içine girmemiş "En büyük siyaset siyasetle ilgilenmemektir." diyerek iman ve ahlâk vurgusundan taviz vermemiştir. (N.Tarhan, İst.6.Ulusl.Bediüzzaman.. Semp.)
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Hizmetinde “…iktidarı hedefleyen bir hareketten daima kaçınmıştır.

Bir dönem siyaseti dinsizliğe alet edenlere karşı ’siyaseti dine alet ‘ etmeye çalışması, muharriki siyaset olmadığı için SİYASET değildir. O’nun hareket noktası ‘hizmet-i diniye’dir. Bu gayeyle mesela dinsizliğe karşı dine hizmetkâr olabilecek bir partiye ‘YARDIMCI’ olmak, onu DESTEKLEMEK gibi siyaset olarak vasıflandırılamayacak davranışlar sergilemiştir.
Doğrudan veya dolaylı biçimde İKTİDAR OLMA HEDEFİ olmadan imanıyla bu daireye de bakmıştır.” (M.Karabaşoğlu, T. Denemeler 204)

Çünkü O’n göre insan için kalp, mide, ceset, hane, mahalle, şehir, vatan, memleket, küre-i arz, nev’i beşer, zihayat ve dünya diye iç içe birbirine bakan daireler vardır. Ve her dairede insana ait öncelikleri farklı da olsa vazifeler söz konusudur.(Şualar 170)
Ancak O, “dini parti ile iktidara geçip, iktidar kanalıyla toplumu dindarlaştırmayı hedefleyen bir yaklaşım göstermemiştir.”(Age.158-9) O’na göre, ”Medenilere galebe ikna iledir, icbar ile değildir.”(Age. 153;D.Harb-i Örfi 1930)

-“Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü'l-emirlerimiz düşünsünler.” (D. Harb-ı Örfî,28)
-“O zamana eriştiğinizde, siyaset canibiyle onlara mukabele edilmez; ancak manevi kılıç hükmünde i’caz-ı Kur’anın nurlarıyla mukabele edilebilir.” Hadis-i Şerif (T.Hayat,131)
-“Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır.”(Mektubat,572 Nesil)“(Bu cümle menfaat üzerine dönmez ise yapılabilir manasını ihtiva etmez. Aksine hal-i hazır siyasetin böyle olduğunu nazara verir. H.Köpr.)
-“…siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz; tam ve hakiki müttaki dindar olanlar siyasetçi olamaz.”(Emirdağ 22; 29.Mektup 408) (Dikkat bu mektup Üst. Son dönemine aittir. H.Köpr.)
-“..iman mal-i umumidir.Her taifede MUHTAÇLARI ve sahipleri vardır; TARAFGİRLİK giremez.” (Emirdağ 1,177)

Yani siyaset zemininde muhakkak ayni ekibin içinde bile tarafgirlik vardır. Daha sonra iyi partiler arasında da tarafgirlik bulunur. Hatta bir ileri mertebede diğer partilerle de muhakkak tarafgirlik mecburen olur. Hâlbuki en menfi grupta bile Nura muhtaç olanlar muhakkak bulunur. İşte bu siyaset zeminin belki en tehlikeli mizacı bu olduğundan bu tarafgirlik zemininde bulunmamak hizmet ehli için çok ehemmiyetlidir.

Bunlar, O’nun bu konudaki yol haritasını çizen temel manalardır.
A-Eski Said döneminde önemli merkezlerde Hürriyet, terakki, medeniyet, istibdat, hükûmet-i meşruta, hakimiyet-i milliye, vatan, şeriat, ittihad, meşrutiyet gibi kavramlarla ilgili konuşmalar yapmıştır. (Dini Ceride, sy.70, 26 Şubat 1324; D.Dursun, 3.Ulusl. Semp.). (Bkz: Ş.Mardin,135,136)
“Bediüzzaman, hayatının ilk safhasında, Risale-i Nur Hizmetinin başlamadığı dönemde, siyasetle İslâmiyet’e hizmet etti. İslâmiyet’e zararlı akımların karşısına çıktı. Volkan gazetesinde yazdı. İ.Terakkîyi, İslâma çekmeye çalıştı. BM.Meclisi üyelerine tesir ederek onlara destek oldu.”
(A.Behçet, 2.Semp;D.H. Örfî, 64-65)  “
…siyasetle Allah’ın yoluna dâvete yönelmiş, muhtelif insan grup ve tabakalarına İslâm’ın hakikatlerini öğretmeye büyük gayret göstermiş... hürri¬yet, kardeşlik ve eşitlik sloganlarını… İslâm dinine ve inancına bağlama noktasına ısrarla dikkat çekmiş…” (R.Bûtî.3.Ulusl. Semp.)
1923’e kadar en belirgin özellik genel olarak muhalefet kutbunda görün¬mesidir. Önce II.Abdülhamit yönetimine, sonra Jön Türklere karşı da mücadele vermiştir. (Badıllı,  87-90; Ş.Mardin, 119-123; Bediüzzaman Said Nursi, 1993, 54)
“Meşrutiyet, adalet ve Şeriattır” vurgusuna dikkat çekmiş, Hürriyetin “adab-ı Şeri¬atle” sınırlandırılmasının gereğine inanan Nursî, vatan müdafaası için savaşa da katılmış, esir düşmüş, esaret dönüşü Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de görev almış, Ankara yönetiminin dâveti üzerine oraya gitmiş, Meclis’in çalışmalarını izlemiş ve yeni yönelişe KARŞI çıkmıştır. Ankara’dan ayrılıp Van’a dönmesiyle O’nun için yeni bir dönem başlamıştır.
Bundan sonra siyasî ve sosyal hayatta AKTİF bir aktör olarak görülmez.(D.Dursun, 3.Ulusl.Semp)
(Geniş bilgi için Bkz: A.Behçet, 2.Semp.; R.Bûtî.3.Semp.)

B- Yeni Said olarak
-Geniş dairelere,
-Siyasete mesafeli durmuştur.
-Bütün tahşidatını İMAN üzerine teksif etmiştir.
-O’nun siyaset ile hizmeti terk edip bu maslahatları ihmal etmesine sevk eden nedir? (R.Bûtî.3.Ulusl.Semp.)
“Eski Said bir miktar siyasete girdi. Belki siyaset vasıtasıyla hizmet edeceğim diye beyhude yoruldu. Ve gördü ki, o yol meşkûk ve müşkülatlı ve bana nispeten fuzuliyâne, hem en lüzumlu hizmete mâni ve hatarlı bir yoldur. Çoğu yalancılık ve bilmeyerek ecnebi parmağına âlet olmak ihtimali var. (o sebeple)siyaseti terk etti.”(Mektubat, 57)
“…sebebi: Mesleğimizin esası olan ‘İhlas’ bizi menediyor. Çünkü...tarafgirâne mefku¬reler sahibi, her şeyi kendi mesleğine…alet hükmüne getiriyor. Hâlbuki hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiç bir şeye alet olamaz. Rıza-yı İlahiden başka bir gayesi olamaz… (Emirdağ 1/ 38)
“ …bir mübarek âlimin takip ettiği cereyanın tarafgirlik damarı ile sahih ve büyük bir âlimin onun fikrine muhalif olmasından tefsîk derecesinde tahkir edip ve cereyanına ve kendi fikrine muvafık meşhur ve mütecaviz bir münafığı gayet medh ü sena etti. Ben de bütün ruhumla ürk¬tüm.” (Tarafgirlikte bu kaçınılmazdır. H.Köpr.) (Emirdağ  266;D.Harb-ı Örfî,64-65; 14.Şua,  303)
…İşte bu asîl, şaibe ve kuşkulardan arınmış tutumundan dolayıdır ki, Nursi, bütün insanlara öğüt ve öğretilerini yöneltebilmiş, maksa¬dının DURULUĞUNA hiçbir kuşku bulandırmamıştır. (R.Bûtî.3.Semp.)

O, münzevi, baskı altında iken 1945’lere kadar fiilen sosyal hayatın içinde değildir. Risale-i Nuru bu dönemde yazmıştır. Totaliter bir rejimde aktif siyaset yapmanın imkânı olmadığından yöneticilere değil onların felsefi temelini oluşturan pozitivist-materyalist görüşüne yönelmiştir.
O, dönemde Risalelerinde dini savunmakla, dine en yüce değeri vermek tarzında çalışmış; toplumun hissiyatına tercüman olmuş, hem de bu hissiyatı yönlendirip geliştirmiştir. Toplum için en büyük tehlike olarak yönetimin tutum ve politikalarıyla da desteklenen dinsizliği fark etmiş ve esas muhalefetini dinsizliğe yönetmiştir. (D.Dursun, Age; Mardin, 61)
Risalelerinde siyasî ve sosyal problemlerle ilgilenmemiş, ça¬lışmalarını tamamen iman konusuna tahsis etmiştir. “Risale-i Nur, hayat-ı iç¬timaiyenin kanunlarını da ihata eden dinin geniş dairesinden bahsetmez. Belki ASIL MEVZUU VE HEDEFİ; dinin en has ve en yüksek kısmı olan imanın erkân-ı azimesinden bahseder. Hem ekseriyetle muhatabım, evvel kendi nefsim, sonra Avrupa feylesof¬larıdır” (Bediüzzaman Said Nursi, 1993,  231; D.Dursun, Age.)

Avrupa’dan örnek vermesi, burayı taklit eden yöneticilere tavır şeklinde algılanabilir. Laiklik için de farklı düşünmekteydi. (Bediüzzaman Said Nursi, 1993, 409)

C-Üçüncü Said Döneminde ise 1945’lerde çok partili döneme girilince
-Risale-i Nur’la iman ve Kur’an hizmetine devamla birlikte
-sosyal hayattaki gelişmelere, bigâne kalmayıp temkinli yaklaşmıştır.
-O’nun için bu yıllar farklı bir dönemin başlangıcı olmuştur.
-Gelişmelerle yakından ilgilenen,
-hükümetin olumlu icraatları karşısında takdirlerini bildiren,
-Olumsuz işlerde yanlışları uygun tarzda ifade eden,
-yetkililere mektuplar ya¬zan,
-milletvekilleriyle görüşen
-bir toplum önderi olarak karşımıza çıkmaktadır.
-Ezanın aslına döndürülmesini tebrik ederek, toplumun hissiyatına tercüman olmuştur. (Bediüzzaman Said Nursi, 1993, s. 616;D.Dursun, Age.)
-Bağdat Paktını alkışlaması, idareciler dahil pek çok kişiye mektup yazması;
-Pakistan’ın kuruluş yıldönümünde ziyafet verip, kutlama yaptırması,
-Eski-yeni bakanlara, başbakan ve cumhurbaşkanına yönetim ve kötülüklerle mücadelede fikir beyanı, yardımlaşma teklifi,
-Ticaniler ve Ahmet Yalman hadisesiyle ilgili hükümete yol gösterip tavsiyeler sunması
-Ayasofyanın ibadete açılması, diyanet eliyle Risale-i Nurların basılmasını T.Tola ile ve mektuplarıyla idarecilerden talep etmesi,
-Emirdağ’da zorla sarığının alınması, şapka giydirilmeye çalışılmasına rağmen asla menfi harekete tevessül etmemesi,
-Konya’da Mevlana ziyareti esnasında talebelerinin hırpalanmasına, Ankara’ya girmesine mani olunmasına rağmen hep hukuk içinde kalması.

Onun geniş dairelerdeki davranışlarına, ilgilenme derecesine, bigane kalmayışına, ilişki tarzına en güzel örneklerdir. (H.Köprücüoğlu, Seminer notlarından…)
Risale-i Nur’un resmen yayınlanması için Başbakana ulaşması, müspet vaat alması önemli bir gelişmedir. (Badıllı, III/1488 vd.) Devlet adamlarıyla görüşmüş, çeşitli tavsiyelerde bulunmuş, re’sen ikaz ve irşad eden değerlendirmeler yapmıştır. (Badıllı, III/1508) Aya¬sofya camiinin ibadete açılmasını istemesi, Risale-i Nur’un resmen yayınlanmasını talebi, din ve iman konularında ciddi ve cesur adımlar atılma¬sını tavsiye etmesi önemlidir.1950 ve 1954 seçimlerinde aktif tavır almamışsa da taraftarlarının DP’ye destek vermelerine izin vermiş; 1957 seçimlerinde ise DP’yi tuttuğunu açıkça gös¬termiştir. (Badıllı, III, 1572-77; D.Dursun, Age.; Bkz: A.Behçet 2.Ulusl.Semp)

D-Nursi, otuz sene sürgünlerde ve hapishanelerde zulme maruz kalmasını İman, Kur’an davasının hiçbir şeye alet edilmemesiyle alakalı olduğunu söyler. “…mânevî makamatı ve uhrevî saadetleri a'mâl-i saliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiçbir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben men ediliyordum.
Rıza-yı İlâhîden başka fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi. …hiçbir şeye âlet olmayacak bir tarzda, bir Kur'ân dersi vermek lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrit ve inatçı dalâleti kırsın, herkese kat'î kanaat verebilsin…
Çünkü imana girmek isteyen muannidin nefsi ve enesi diyebilir ki: "O şahıs, dehâsıyla, harika makamıyla bizi kandırdı." Diyerek içinde şüphesinin kalacağını belirtir. (T.Hayat, Konuşan Yalnız Hakikattir, 845)
(Dikkat bu Konuşan Yalnız Hakikattir metni, Emirdağ’da, son dönemde yazılmıştır. O kadar önemlidir ki herkesin normal zamanda hakkı olan ahiretine çalışmak bile arka planda kalması gerekiyor denmektedir. Nurun Hakikatlerinin SAFİ olarak takdimi için bu hal ZARURETTİR tekrar tekrar nazara verilmektedir. H.Köpr.)
“Şimdi mecburiyetle (Siyasete) bakmaya lüzum oldu” (Emirdağ 423; B.Tenvirler,17) dediği bu dönemdeki tavrının da çok hikmetli tarafları vardır. …siyaset hedeflemekten ve bir tarafgirlikten ziyade, ana ölçüler vermeye çalışmıştır. (Bkz: Emirdağ 386; Şualar 329; B.Tenvirler 20-Y.A.Neşr.)
Cento’ya, sulh-i umuminin teminine mukaddeme olarak bakar.(Emirdağ 137) Fener Patriğine “Kuran ve ASM. kabul; Hıristiyanlığın dini hakikisiyle amel etmeleri halinde ehl-i necat olacaklarını” söyler.(S.Şahitler 4,358)
(Şimdi gelecek metin de çok önemlidir:)

Risale-i Nur hizmetinin en önemli özelliği, dinin devlet sistemiyle ilgili bir hareketi olmayıp daha ziyade dinin iman yönüyle ilgili bir hizmet tarzı oluşudur.
O alışılmışın dışında dini eksenli partiyi desteklemez. Kitlelerin dini parti arkasında gitmelerine talebeleri vasıtasıyla mani olmuştur…
Buna mukabil dine karşı olmayan kite partisini desteklemesi de ayrı bir kıymettedir ve siyasi hayatımızda büyük öneme sahiptir. O, Türkiye’de kesin bir bölünmeyi önlemiştir. Cumhuriyet döneminde Türkiye’de çok kaba hatlarıyla üç önemli temayül görünür.
A-Dindarlar;
B-Genelde dine taraftar olup dinsizliği karşı olanlar(Belki inançlarının gereğini tam yerine getiremeyenler de denebilir.)
C-Bir de dine karşı olanlar…

Bediüzzaman, sadece dindarlara hitap eden partilerin içinde bütün dindarların toplanmasını önleyerek; genelde dine taraftar olanlarla dine karşı olanların bütünleşmesine engel olmuştur.
Hatta bunun tam tersini, genelde dine taraftar olanlarla dindarları birleştirerek, dine karşı olanları yalnız bırakmıştır. 50–60 yıllık çok partili siyasi hayatımıza bu manzara hâkimdir.
Diğer İslam devletlerinde ise politik şekillenmeler çok farklıdır… Oralarda dindarlar belli bir dini parti etrafında toplanarak, genelde dine taraftar olanları da reddettikleri için daima azınlıkta kalarak, asla iktidar olamamakta, hatta iktidarların boy hedefi olabilmektedirler.(A.Mermer, Dr. Tezi, Köprü-Mart 1986)
Mektubat’ta beşerin hayat yolculuğunda ilerlerken bir bataklığa düştüğünü, kurtuluş yolunu göremediğini, kurtarıcıların TOPUZ ve NUR ile kurtarmaya kalkması halinde mağdurların tereddüt edeceğini anlattığı müthiş bir değerlendirmesi vardır. (Mektubat 52, Tarihçe 168) Burada siyasetten içtinabının gerekçesi ortaya konulur. (Bkz: A,Kettani, 3.Ulusl. Semp.)

Bediüzzaman sosyal hayatla çok ilgilendiği ilk dönemlerinde de, 1945 yıllarından itibaren çok partili döneme geçildikten sonra da:
-İdareye talip olma,
-Toplumu bu yolla yönlendirme,
-Makam mansıp sahibi olma, o güçle tesir etme tarzını hiç düşünmemiştir.
-Eserlerinde,
-hayatında,
-belki beyninin kıvrımlarında dahi bu manaya rastlanmaz.
-Sadece yaşadığı zeminin meselelerinden uzak ve bigâne kalmamış, pasif durmamıştır.
-Herkes gibi o dairede kendine düşen vazifeyi doğru ifa etmeye çalışmıştır.
-İnşallah talebeleri de
-O’nun bu prensibine uyarak hizmetlerine devam ederler.
(2010 Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu Tebliğimden alınmıştır. H.Köprücüoğlu)

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.