Red mantığı, kendimizi red'le sonuçlanıyor; görebiliyor muyuz?

Yusuf KAPLAN

Red mantığı, kendimizi red'le sonuçlanıyor; görebiliyor muyuz?

Red mantığı, çağımıza özgü bir mantık sadece. Modernliğin icat ettiği bir psişe bozukluğu hâli: Modernler, kendilerini "yeniler / moderns", kendilerinden öncekileri -ve kendi dışındakileri- de, "eskiler / ancients" olarak tanımlamış ve konumlamışlardı. Modernliğe göre, her tür "yeni", "iyi"; her tür "eski" de, "kötü"ydü.

Ürpertici ve sığ bir "ben-idraki" icat etmişlerdi modernler: Yeni, dolayısıyla modern "ben"di; "biz"di; "uygar"dı; "efendi"ydi; "her şey"di. Eski, dolayısıyla gelenek, dolayısıyla başkası, "o"ydu; "onlar"dı"; "barbar"dı; "köle"ydi; "hiçbirşey"di.

Modernlik, negasyon'cuydu / olumsuzlayıcı'ydı; yani red mantığına dayanıyordu. Aksiyoner değil, reaksiyoner bir mantıktı bu. Oysa reaksiyoner mantık, köksüzdür ve kendisi de dâhil her şeyi ve herkesi köksüzleştirir.


* * *
Köksüzlük, dayanak'sızlık demektir; bir nevzuhûrluk hâli; ayaklarını sağlam basabileceği muhkem bir Arşimet noktasından yoksun kalma ve kaçınılmaz olarak da kaygan zeminlerde patinaj yapmaya mahkûm olma hâl-i pür melâli.

Reaksiyoner ve red'ci mantık, hem bulunduğu yeri hızla ve hazla terk etmekle, hem karşıtına dönüşmekle, hem de karşıtını meşrûlaştırmakla ve pekiştirmekle sonuçlanan yıkıcı ve yok edici bir mantıktır.

Batı'da eleştirel mantığın bu kadar güçlü olmasının sırrı burada gizli işte: Batı uygarlığına yöneltilen her tür eleştiri, son kertede, Batı uygarlığının, hem ömrünü uzatmasına, hem de daha bir meşrûlaşmasına ve gücünün (ama bu zorlu / yıkıcı süreçlerden ötürü zorunlu olarak sürgit kabalaşan, barbarlaşan, uzun vadede kendisinin de, karşıtının da kuyusunu kazdığı henüz görülemeyen kabagücünün) pekişmesine yol açıyor.

Batı uygarlığının en sert eleştirmeni, "Noam Chomsky, ne işe yarar?" diye sormanın tam sırası şimdi!


* * *
Oysa İslâm medeniyetinin seyrüseferinde, red mantığı hâkim değildir. Orada yok edici değil, varedici bir mantık hükmünü icra etmiştir, son iki yüzyıla kadar. Olumsuzlayıcı değil, varedici, yaşatıcı, varkılıcı, sürekliliği sağlayıcı ıslah mantığıdır bu: Islah, sulh'ün ve salâh'ın teminiyle sonuçlanır; bugünkü Batı'da olduğu gibi, -her türlü- zulmün payidâr olmasıyla değil; aksine, ortadan kalkmasıyla.

Nitekim öyle de olmuştur: İslâm düşünce tarihinin dönüm noktası, Gazâlî'yle başlayan süreçtir: Bu süreç, Batı'da olduğu gibi "eskiler-yeniler" karşıtlığı / bozuşması / çatışması üzerinden değil; "mütekaddimîn" ve "müteaahhirîn" karşılaşması / buluşması / diyalojik konuşması üzerinden işlemiş ve işletilmiştir. Mütekaddimîn, "öncekiler / selefler" demektir; müteahhirîn ise "sonra gelenler".


* * *
Selefler, her hâl ve şartta "sâlih"lerdir ve hayırla yadedilirler. Her tür selefler ama: Grekler, Hintliler, Çinliler, bütün kadîm bilgelikler. O yüzden, Aristo'yu "Hâce-i Evvel / Üstad" kabul etmiştir bizim bilgelik geleneğimiz. Burada -Batı'da olduğu gibi- psişe bozukluğundan da, hırsızlık, çalma-çırpmadan da hiçbir eser yoktur!

Dahası: Mütekaddimîn, ayaklarını yere sağlam basanlar, demektir, aynı zamanda. Yerlerini / istikametlerini şaşırmayanlar yani. Gazâlî ve onun izinden gidenler, öncekileri reddetmek yerine, öncekilerin zorlu bir oluş, varoluş ve fikir çilesiyle diktikleri hakikat sarayının yıpranma, -hatta yıkılma- emareleri göstermesi üzerine, köklere, asıl kaynaklara, aslî kaynaklara yeniden, taptaze bir ruhla bakarak, muazzam bir imar ve tamir nazariyesi geliştirdiler ve zamanla hakikat sarayının ihya edilerek yeniden-inşasına giden taşları muhkem bir şekilde döşeme ameliyesini gerçekleştirmeyi başardılar. Bugün varlığımızı Gazâlî'lere borçluyuz, o yüzden. Oryantalistlerin Gazâlî'yi hedef tahtasına yatırmaları da yine bu yüzden!


* * *
Önümüzdeki yüzyılı, -"gelişimizi"- "görebiliyorum"... Ancak önümüzde aşmamız gereken yıkıcı bir bariyer var: Psişemizi alt üst eden, bizi savunma ve yenilgi psikolojilerinin marazî taarruzlarına maruz bırakan, prangalarına mahkûm eden red mantığı bu: Red mantığı, Türkiye'de sadece İslâmî çevrelerin değil, bütün Türk entelijansiyasının ortak zihin ve varoluş kipi'dir.


* * *
Peki, bu "red mantığı"nın ve reaksiyoner tavrın arızalarının yol açtığı, önümüzü tıkayan açmazı nasıl aşacağız? Gazâlî'nin ve onun takipçilerinin izinden giderek: Rağmen tavrı geliştirerek: Ümmîleşerek. Yani tıpkı Efendimiz (sav) gibi, tıpkı O'nun çağımızdaki mirasçısı Bediüzzaman gibi, bütün zamanları seferber ederek, bütün zamanları kendi çocuğumuz kılarak ve bütün zamanların çocuğu olmamızı sağlayabilecek uzun bir diriliş, varoluş ve varkılış yolculuğuna çıkarak...

Oysa genelde bütün İslâmî çevreler, özelde ise Nur talebeleri, böylesine zorlu bir yolculuğa soyunabilecek bir yer'den çok uzaklar. Ne yazık ki, böyle bir yere, en uzak insanlar, - Bediüzzaman'ı Bediüzzaman yapan "self-refleksiyon" fikrini ve mesafe duygusunu yitirdikleri için- Bediüzzaman'a "en yakın" insanlar.

Peki, "mesafe duygusu" ve "self-refleksiyon" fikri ne? Bu sorunun izini yarınki yazıda sürmeye çalışacağım...

Yeni Şafak

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.