Teşhis, insan dışındaki varlıklara veya soyut unsurlara insanî özellikler yüklenmesi olarak tanımlanır. Birinci Söz’ün anlatımında teşhis meselesini değerlendirirken iki hususu birbirinden ayırmak gerekir: Birincisi, metinde gerçekten insan dışı bir varlığa insanî özellik yüklenip yüklenmediği; ikincisi ise insanî tecrübeye ait özelliklerin varlık dünyasını anlamlandırmak için kullanılmasıdır.
İki yolcunun hikâyesinde insanî özellikler doğrudan anlatının merkezindedir. Yolcular karar verir, güven duyar, korkar, yardım arar ve farklı tutumların sonuçlarıyla karşılaşırlar. Bunlar, teknik anlamda teşhis örnekleri değil, insan karakterlerini ve davranışlarını görünür kılan anlatı unsurlarıdır. Dolayısıyla metindeki her temsil unsurunu teşhis olarak nitelendirmek doğru olmaz.
Bununla birlikte anlatının insanî tecrübe üzerinden kurulması, okuyucunun daha soyut bir varlık anlayışına geçişini kolaylaştırır. İnsan, önce kendi hayatından bildiği ihtiyaç ve güven ilişkilerini kavrar; ardından bu tecrübelerin insanın sınırlılığı ve dayanak arayışı bakımından taşıdığı anlamı düşünür. Böylece insanî tecrübe, daha geniş bir düşünceye açılan başlangıç noktası olur.
Bu ayrım, metnin dilsel analizinde önemlidir. Metafor, temsil ve teşhis birbirine yakın görünseler de aynı şey değildir. Metafor bir anlamı başka bir alan üzerinden kavramaya imkân verir; temsil, bir düşünceyi örnek olay ve kişiler aracılığıyla açıklar; teşhis ise insan dışı varlıklara insanî özellikler yükler. Birinci Söz’ün anlatım gücünü doğru değerlendirebilmek için bu kavramları birbirinin yerine kullanmamak gerekir.
Bu bakımdan metnin belirgin özelliği, teşhisten ziyade insanî tecrübeye dayanan temsil ve karşılaştırma yoluyla düşünceyi somutlaştırmasıdır.
Teşhis, insan dışındaki varlıkların insana özgü davranışlarla veya özelliklerle anlatılmasıdır. Birinci Söz’de bu unsur özellikle “Bismillâh” ifadesinin varlıklara nispet edilmesinde görülür.
Metinde şöyle denir:
“Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar ‘Bismillâh’ der
“Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile ‘Bismillâh’ der.”
Ardından bu düşünce ağaç, bostan, hayvan ve bitki örnekleriyle genişletilir. Örneğin:
“Herbir ağaç ‘Bismillâh’ der…”
ve
“Herbir bostan ‘Bismillâh’ der…”
Ağaçların ve bostanların “demesi”, insan konuşmasına ait bir fiilin insan dışındaki varlıklara aktarılmasıdır. Bu, dil bakımından teşhis olarak değerlendirilebilir. Ancak metindeki “lisan-ı hâl” ifadesi önemlidir: Anlatım, ağaçların veya bitkilerin insanlar gibi fiziksel seslerle konuştuğunu söylemekten ziyade, onların hâllerinin ve işlevlerinin bir anlam ifade ettiği düşüncesini kurar.
Bununla birlikte Birinci Söz’de “Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile ‘Bismillâh’ der” düşüncesi(İsrâ, 17/44), ağaç, bostan, hayvan ve bitki örnekleriyle somutlaştırılarak genişletilir. “Herbir ağaç ‘Bismillâh’ der” ve “Herbir bostan ‘Bismillâh’ der” ifadelerinde olduğu gibi, varlıkların kendi dilleriyle değil, hâl ve işlevleriyle Bismillâh dedikleri anlatılır. Bu yaklaşım, Kur’ân’ın bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiğini bildiren “O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız” ayetine telmih eder. Hakeza, Mü’minûn 23/21; En‘âm Suresi, 6/99; Nahl Suresi, 16/10-11; Neml Suresi, 27/60; ayetleri de bu düşünceyle ilişkilidir. Böylece ağaçların meyve vermesi, bostanların çeşitli ürünler yetiştirmesi ve hayvanların insanlara süt sunması, yalnızca tabiatta gerçekleşen biyolojik süreçler olarak değil, ilahî nimetlerin insanlara ulaşmasını sağlayan birer vesile olarak anlamlandırılır. Bu anlatımda metafor ve teşhis, varlıkların hâl diliyle ifade edilen tesbih ve şükür anlamını görünür kılar; okuyucuyu da bu nimetlerin ardındaki rahmet ve hikmet üzerinde düşünmeye yönlendirir.
Bu nedenle teşhis, burada yalnızca süsleyici bir anlatım aracı değildir. Metnin temel düşüncesini ifade eden bir dilsel tercihtir. Ağaçların meyve vermesi, hayvanların süt sunması ve bitkilerin sert toprağı delmesi, insan diliyle “Bismillâh demek” şeklinde yorumlanır.
Bitkilerin kökleri hakkında kullanılan şu ifade de aynı anlatım biçimini sürdürür:
“‘Allah namına, Rahmân namına’ der; herşey ona musahhar olur.”
Burada bitkinin kökü, insan gibi söz söyleyen bir varlık olarak anlatılır. Bu söyleyiş, kökün fiziksel hareketini anlamlandıran bir yorum çerçevesi kurar.
Teşhis ile metafor arasındaki ilişkiyi de ayırt etmek gerekir. “Dünya bir çöldür” ifadesi, bir kavramın başka bir kavram üzerinden anlaşılmasına dayanır; “ağaç Bismillâh der” ifadesi ise insan konuşmasına ait bir özelliği insan dışındaki varlığa aktarır. Aynı cümlede bu iki anlatım biçimi birlikte bulunabilse de işlevleri aynı değildir.
Birinci Söz’de mecaz, gündelik hayatta kullanılan kelimelerin daha geniş bir düşünceyi ifade edecek biçimde işlev kazanmasında kendini gösterir. “Baş”, “yol”, “kuvvet” ve “dayanmak” gibi ifadeler, temel anlamlarını korurken anlatının bağlamı içerisinde daha geniş çağrışımlar kazanır.
“Baş” kelimesi, bir işin başlangıç noktasını belirtmenin ötesinde, o işin hangi ilkeye göre yürütüleceğini düşündürür. Böylece zamansal bir başlangıç, düşünsel ve yönlendirici bir başlangıç olarak da anlam kazanır.
“Yol” kelimesi, fiziksel hareketin gerçekleştiği güzergâhı ifade ederken insanın hayat içindeki ilerleyişini düşünmeye imkân verir. Bu anlam genişlemesi, okuyucunun yolculuk anlatısını kendi hayatıyla ilişkilendirmesini sağlar. Yolculukta karşılaşılan güçlükler, insanın sınırlı imkânları ve güven ihtiyacıyla ilgili daha genel bir düşünceye açılır.
“Kuvvet” ve “dayanmak” ifadeleri de benzer bir anlam genişlemesine elverişlidir. Kuvvet, fiziksel güç anlamında kullanılabileceği gibi, bir işi yapabilme imkânını ve bir güçlüğe karşı koyabilme kapasitesini de çağrıştırabilir. Dayanmak ise yalnızca fiziksel destek almak değil, bir şeye güvenmek ve onun desteğiyle hareket etmek anlamlarını da taşır.
Ancak burada önemli bir metodolojik ölçüye dikkat edilmelidir. Her kelimenin bağlam içerisinde yeni çağrışımlar kazanması, o kelimenin mutlaka teknik anlamda mecaz olarak kullanıldığı anlamına gelmez. Bazı kullanımlar mecazdan ziyade anlam genişlemesi, çağrışım veya temsil yoluyla gerçekleşir. Bu sebeple Birinci Söz’ün dil çözümlemesinde mecaz, metindeki bütün anlam zenginliğini açıklayan tek bir kategori olarak değil, diğer anlatım araçlarıyla birlikte çalışan bir unsur olarak değerlendirilmelidir.
Mecazın ve anlam genişlemesinin temel işlevi, okuyucunun düşünceyi yalnızca soyut bir önerme olarak kavramasını önlemektir. Kelime, somut anlamından hareketle daha geniş bir ilişkiyi görünür kılar. Böylece dil, bilinen bir tecrübeden hareket ederek henüz açıkça düşünülmemiş bir anlamın keşfedilmesine yardımcı olur.
Mecaz, bir kelimenin veya ifadenin temel anlamının dışında, bağlamın yönlendirdiği başka bir anlamda kullanılmasıdır. Metaforla yakın ilişki içindedir; ancak her mecazı metaforla özdeşleştirmemek gerekir. Birinci Söz’de bazı kelimeler, somut anlamlarını aşarak düşünsel veya dinî anlamlar taşır.
Bunun açık örneklerinden biri şudur:
“Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki…”
Burada “define”, kelimenin fiziksel bir hazine anlamını aşarak büyük bir değer ve fayda kaynağını ifade eder. “Bismillâh”ın bir defineye benzetilmesi, onun anlam ve işlev bakımından değerli oluşunu somutlaştırır.
Bir başka örnek, şu ifadedir:
“Nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip…”
Burada “aciz” ve “fakirlik” insanın fiziksel veya maddi durumuna indirgenmez; insanın genel sınırlılığı ve ihtiyaç hâli anlamında kullanılır. “Raptetmek” fiili de insanın bu durumuyla kudret ve rahmet arasındaki ilişkiyi bağ kurma imgesiyle ifade eder.
Metinde “tablacılık etmek” de mecazlı bir kullanım içerir:
“Bizlere tablacılık ediyor.”
Tablacılık, günlük hayatta yiyecek veya ürün sunan kişiyi çağrıştırır. Ağaçların meyve vermesi bu hizmet ilişkisi üzerinden anlatılır. Böylece doğal bir süreç, insanın bildiği toplumsal bir faaliyetle açıklanır.
Benzer biçimde şu ifade de dikkat çekicidir:
“Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar ‘Bismillâh’ der, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur.”
“Süt çeşmesi” ifadesi, hayvanın süt üretmesini ve süt sunmasını bir çeşmenin su akıtmasına benzetir. Bu anlatım, sütü yalnızca bir ürün olarak değil, süreklilik içinde insanlara sunulan bir nimet olarak görmeyi sağlar.
Mecaz incelemesinde her örneğe gelişigüzel bir etiket vermemek önemlidir. Bazı ifadeler açık benzetme, bazıları teşhis, bazıları ise yerleşik mecazlı kullanımdır. Burada asıl amaç, kelimelerin temel anlamlarının nasıl genişletildiğini ve bu genişlemenin metnin düşüncesine nasıl hizmet ettiğini göstermektir.
Devam edecek