Ramazan geldi Ramazan!

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

- Ramazan; yeryüzündeki 11 aylık kargaşa, acı ve ızdırabın azaltıldığı, canlıların rahmeti ve şefkati daha fazla tattığı, gökten indirilen bir merhamet, nimet, bereket, tefekkür, tezekkür, farkındalık, şuur, idrak, fehmetme ayıdır.

- Azgınlaşan, zulmeden, hayvandan aşağı düşen, fısk ve fücura bulanmış ademoğlunun; kendine getirilme, tekrar insan seviyesine çıkartılma ameliyesi, temizleme, arındırma, şifaya kavuşturulma süreci oruç ibadetidir diyebilirim

- Orucun çeşitli açılardan aşamaları var.

- Avam orucu/umumi oruç, zahiri/batıni his ve uzuvlara da tutturulan has, yüksek oruç.

Ayrıca salih ama yoksul orucu, sınırda düşman karşısında nöbet tutan askerin orucu, çocuk orucu, hapishanedeki oruç, zalim bir yönetimin baskısında tutulan oruç, hasta, hapishane, gurbetçi orucu, muhacir, esir ve yabancı ülkede tutulan oruç gibi makamı, konumu çok farklı oruçlar var.

"Ramazan-ı Şerif insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

İnsana en mühim bir ilâç nev’inden maddî ve manevî bir perhizdir ve tıbben bir himayedir ki insanın nefsi yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşâne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner.

Ramazan-ı Şerifte, oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır, riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Bîçare zayıf mideye de hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmakla, hastalıkları celb etmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terk ettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve Şeriattan gelen emri dinlemeye kabiliyet peyda eder; hayat-ı maneviyeyi bozmamaya çalışır.

Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa mübtelâ olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır.

Ramazan-ı Şerifteki oruç, on beş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.

Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var.

Nefis eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında tatil-i eşgal etmezse o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celb eder, ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur.

Ondandır ki eskiden beri çok ehl-i velâyet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeye kendilerini alıştırmışlar.

Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla, o fabrikanın hademeleri anlarlar ki sırf o fabrika için yaratılmamışlar.

Ve sair cihazat, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhânî eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler.

Onun içindir ki Ramazan-ı Şerifte mü’minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sürurlara mazhar oluyorlar.

Kalp ve ruh, akıl, sır gibi letaifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumâne gülüyorlar. (Mektubat, s. 476)

Ramazan deyince ilk aklıma gelen anlar;

- Önce sahur sonra iftar. Ardından teravih ve iftarda misafirlerle olmak, muhacir, gariban, gurbet yaşayan oruçlularla olmak anları ilk aklıma gelenler.

Aklıma gelen oruç hatıralarımdan bazıları şunlar;

İlk tekne-yarım orucumu ilkokula gitmeden tutup rahmetli dedeme 5 lira kâğıt paraya satmıştım. Bunu hiç unutamıyorum ve sınırsız bir şevkin başlangıcı olmuştu.

İkincisi; ilk hatırladığım sahurlardaki aile halimiz.

Rahmetli annem ocakta odun ateşi üstünde, saç görevi gören bir kaypakkayada mayalı çörek yapardı.

Kardeşimle uyanır, bizi de kaldırsalar diye kışın yorgan altından bakışırdık.

Çok küçük olduğumuz için bazen kaldırılmazdık ama çoğu kez oruç tutmamız serbest olmak şartıyla, sahura kalkar; mayalı çöreği tereyağlı pekmeze banarak sahurumuzu yapardık.

Bir başkası ise Hasanoğlan Yatılı Öğretmen Okulu'nda 11 yaşında tuttuğum ilk oruçtu.

1500 kişilik öğrencinin birazı yatarken, çoğu oruç tutmak için kalkıp yemekhanede uzun bir sıra oluştururduk.

Ben de bu sıraya giren ve büyük abilerin yanında az sayıdaki küçüklerden biriydim.

Oruçlu abilerin; daha küçüksün ilerde tutarsın demelerine tarifsiz şekilde üzülür, moralim bozulur hatta ye'se düşerdim.

Tebrik ve takdir etmelerini beklerdim...

Yatılı okuldaki ilk orucumu; baba ocağından ilk kopma, gurbet, memleket hasreti, orucun muazzam bir iman ve cihat olarak tezahür etmesi gibi, karmaşık duygularımı anlatmam mümkün değil.

Hala içimde kanayan bir yara gibi durmakta...

Son olarak Ramazan' da karıştığım bir köy kavgasında; iftara çok yakın sigarayla, şuursuzca oruç bozuşumu unutamam.

Rahmetli amcam sonradan bunu şöyle anlattı.

- Eyvahh! Hüseyin orucunu bozdu yazık oldu çocuğa demiş.

-  Yukarda anlattığım ve uzun olduğu için anlatmadığım Ramazan ortamlarında; insanlarla oruç tuttuğum için kendimi şanslı ve talihli hissediyorum.

Mesela; ırgatlık ve harman zamanı dediğimiz haziran temmuz ağustos aylarında oruç süresi 17/18 saat sürerdi.

 Irgatlıkta oruçlu olarak tırpan biçme 1977/78

Biz bu dönemleri yakıcı sıcakta çok genç olarak, hasta, yaşlı çalışan köylülerle beraber, yeterli ve dengeli beslenmeksizin hemen hemen hiç aksatmadan oruçlarımızı tuttuk.

Bu oruçlar, kerametten öte sanki mucizeye benzer oruçlardı diyebilirim.

Yani bu şekilde oruç tutan insanları bana göre; dünyevi hiçbir zorluk yenemez, umutsuz çaresiz bırakamaz.

Bu inancıma bugün de imanım tam ve değişmedi.

Hatırlıyorum çok gençtim, bir yaz mevsimi Kavaklık dediğimiz uzak bir bahçeyi sulamaya, sahur yapmadan gitmek durumunda kalmıştım.

Gündüz sıcakta bahçeyi sulayıp akşam ise; iftarı ham erik ve armutlarla yaptım.

Çünkü 4-5 kilometre uzaktan iftar yemeği getirecek olan yeğenlerim yiyecek getiremediler.

İş bittikten sonra gece yarısı iftarı evde yapmak zorunda kalmıştım.

Ramazan ayında ilk olarak; شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ ayeti başta olmak üzere; İnşirah, Fatiha, Felak, Nas sureleri hatırıma geliyor.

Hadis olarak ise; Allah Resul'ünün (asm) Hz. Ayşe annemize söylediği:
"Ey Ayşe yarım hurmayla da olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyun" hadisi şerifi.

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur:

"Aziz ve yüce Allah ademoğlunun bir iyiliğine; 10 mislinden 700 misline kadar karşılık verir, ancak oruç hariç.”

Allah buyurur ki: “Oruç benim içindir, onun mükafatını ancak ben veririm."

- Ramazan' dan önce ideal bir planım olur amma birkaç gün sonra akışa tabi olarak adeta sürüklenirim.

Sonuç olarak genellikle, hayalimdeki organizeden çok daha iyi ve ileri bir Ramazan gerçekleşir.

Ramazan'da en çok; istediğim hayır ve sevabı yapmak için para sıkıntısı çekmemek ve esir olan, zulüm gören müminler, yoksul, çaresiz ve hasta Müslümanlar için dua ederim.

Bu arada bu grup Özbek sanatçının seslendirdiği; Ramazan Keldi Ramazan adlı özgün ve sımsıcak besteyi dinlemediyseniz eksik kalmasın aman ha.

"Quyaşni hem küldürüp (Güneşi hem güldürüp)

Qalpge sürür toldurup (Kalbe sürur doldurup)

Dostlarni süyündürüp (Dostları sevindirip)

Ramazan Keldi Ramazan” (Ramazan geldi Ramazan)

Gelecek Ramazan; yeryüzünde zulümlerin bittiği, özellikle Doğu Türkistan ve Filistin'deki Çin ve İsrail zulmünün yıkıldığı bir ortamda oruç tutalım inşaallah.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.