Bismillahirrahmannirrahim
Ey bütün varlıkları yoktan var eden Yâ Fâtır! Ey her varlığa kendine mahsus bir suret ve özellik veren Yâ Musavvir! Ey bütün mahlûkatın hakikatini hakkıyla bilen Yâ Alîm!
Rabbim! Bana kâinata iman nazarıyla bakmayı nasip eyle. Gördüğüm varlıkları yalnızca maddî cisimler olarak değerlendirmekle yetinmeyeyim; onların yaratılışındaki ölçüyü, hikmeti ve Senin isimlerine işaret eden yönleri de düşünebileyim.
Ey her şeyi hikmetle yaratan Yâ Hakîm! Ey varlıkları güzellik ve sanatla donatan Yâ Cemîl! Ey kullarına ince lütuflarla muamele eden Yâ Latîf!
Bir çiçeğe baktığımda yaratılışındaki güzelliği, bir meyveye baktığımda rızkın ve ikramın hikmetini, gökyüzüne baktığımda kudretinin ve intizamının işaretlerini fark edebilmeyi bana ihsan eyle. Her varlığın hâl dilinden ibret almayı, bilmediğim hakikatleri anlamsız saymak yerine onları hikmetle araştırmayı öğret.
Ey bütün mahlûkatı hayatla donatan Yâ Muhyî! Ey bütün sesleri işiten Yâ Semî‘! Ey bütün varlıkları rahmetiyle kuşatan Yâ Rahmân!
Kur’ân’ın bildirdiği üzere her şeyin Sana tesbih ettiğini kalbime yerleştir. Benim anlayışımın sınırlı olmasını, varlıkların hakikatinin sınırlı olduğu şeklinde yorumlamaktan beni koru. Kâinatın tesbihini bütünüyle kavrayamasam bile, onun yaratılışını düşünerek Sana yönelmeyi ve her varlığa ibret nazarıyla bakmayı bana nasip eyle.
Ey kullarına doğru yolu gösteren Yâ Hâdî! Ey nimetleri karşılıksız ihsan eden Yâ Vehhâb! Ey hamdin ve şükrün gerçek sahibi Yâ Hamîd!
Müşahedemi tefekküre, tefekkürümü marifete, marifetimi muhabbetine, muhabbetimi de şükür ve kulluğa vesile eyle. Kâinatı anlamsız bir yalnızlık alanı olarak değil, Senin kudret ve hikmetinin işaretleriyle dolu bir tefekkür kitabı olarak okuyabilmeyi nasip eyle. Âmin.
رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا وَفَهْمًا وَحِكْمَةً، وَاجْعَلْ هٰذَا الْعِلْمَ نُورًا وَإِخْلَاصًا وَنَفْعًا.
"Rabbim! İlmimi, anlayışımı ve hikmetimi artır. Bu ilmi benim için bir nur, ihlâs vesilesi ve insanlığa faydalı bir hizmet eyle."
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖيمُ الْحَكٖيمُ
"Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi, 2:32.
DİPNOT:
5. Nokta — İman Nazarının Kâinatı Canlı ve Ünsiyetli Görmesi.
وَنَظَرُ الْإِيمَانِ يُشَاهِدُ أُولَئِكَ الْأَجْرَامَ أَحْيَاءً مُونِسِينَ، يَتَكَلَّمُ كُلُّ جِرْمٍ بِلِسَانِ حَالِهِ بِتَسْبِيحَاتِ فَاطِرِهِ.
“İman nazarı ise o cisimleri, kendisine ünsiyet veren canlılar olarak müşahede eder. Her bir cisim, kendi hâl diliyle Fâtır’ının tesbihlerini dile getirir.”
Bu cümle, önceki cümlenin doğrudan karşılığıdır:
Dalâlet nazarı: Varlıkları ürkütücü ve ölü cisimler olarak görür.
İman nazarı: Aynı varlıkları canlı, ünsiyet veren ve Yaratıcılarını tesbih eden eserler olarak müşahede eder.
Buradaki değişim, kâinatın fiziksel olarak başka bir şeye dönüşmesi değil; insanın onu iman perspektifiyle okuyarak anlamını keşfetmesidir.
Cümlenin Temel Kavramı
وَنَظَرُ الْإِيمَانِ — İman nazarı
İman nazarı, varlıkları yalnızca gözle görünen maddî özellikleriyle değerlendirmeyen; onların yaratılışını, hikmetini, gayesini ve Allah’ın isimlerine işaret eden yönlerini de gören bir bakıştır.
Risale-i Nur’un kâinat anlayışında varlıklar, yalnızca maddî mevcudiyetleriyle değerlendirilmez; yaratılışları, özellikleri ve birbirleriyle münasebetleri üzerinden Allah’ın isimlerine işaret eden eserler olarak okunur.
Bu yaklaşım, incelediğimiz cümlenin “Her bir cisim kendi hâl diliyle konuşur” ifadesiyle doğrudan ilişkilidir.
Bir kitapta kelimeler, kendilerinden başka anlamlara işaret eder. Benzer şekilde, kâinattaki varlıklar da yalnızca kendi maddî varlıkları içinde bırakılmadığında daha geniş bir anlam ufkuna açılır.
İsrâ Suresi, 44. ayet: Her şey Allah’ı tesbih eder
وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلَكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ
“Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamdiyle tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız.”Bu ayet, cümlenin en doğrudan Kur’ânî bağlantısıdır. İncelediğimiz cümle, her bir cismin kendi hâl diliyle Fâtır’ını tesbih ettiğini ifade ediyor. İsrâ Suresi 44. ayet ise bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiğini bildirirken insanın bu tesbihi her yönüyle kavrayamadığına da dikkat çekiyor.
Buradan üç önemli sonuç çıkar:
Birincisi: İnsan, anlamadığı bir varlığı anlamsız saymamalıdır.
İkincisi: Varlıkların hakikati, insanın algılama kapasitesiyle sınırlı değildir.
Üçüncüsü: Kâinatı tefekkür etmek, yalnızca fizikî özelliklerini incelemek değil, Kur’ân’ın bildirdiği anlam ufkunu da dikkate almaktır.
Böylece önceki cümledeki “ürkütücü ölüler” tasviri, burada “hâl diliyle tesbih eden varlıklar” anlayışıyla karşılık bulur.
Fussilet Suresi, 53. ayet: Âfâkta ve enfüste ayetler
سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ
“Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve kendi nefislerinde göstereceğiz; sonunda onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olacaktır.” Bu ayet, kâinatın ve insanın birer tefekkür alanı olduğunu gösterir.
Âfâk, insanın dışındaki geniş varlık âlemini; enfüs ise insanın kendi iç dünyasını ve kendisinde görülen işaretleri düşünmeye imkân verir.
İman nazarı, hem dış dünyadaki hem de insanın kendi varlığındaki işaretleri değerlendirir.
Bir yıldızın düzeni, dış dünyada tefekküre vesile olabilir. İnsanın aklı, vicdanı, merhameti ve anlam arayışı ise kendi varlığı üzerinde düşünmesine imkân verebilir.
Böylece insan, hem kâinatı hem de kendisini okuma yoluyla daha kapsamlı bir marifet arayışına yönelir.
Âl-i İmrân Suresi, 191. ayet: Yaratılış üzerinde tefekkür
رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ
“Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın. Seni tesbih ederiz.”
Bu ayet, iman nazarının kâinatı nasıl değerlendirdiğini özlü biçimde gösterir.
İman nazarı, yaratılışı başıboş ve anlamsız bir oluş olarak görmekle yetinmez. Varlıkların yaratılışındaki hikmet ve gayeyi araştırır; bu tefekkür de Allah’ı tesbih etmeye yöneltir.
“Hâl diliyle marifet”Bir varlığın sözlü ifade kullanmadan, yaratılış özellikleri ve düzeni üzerinden insanı anlamaya, tefekküre ve Yaratıcıyı tanımaya yöneltmesi.
Cümlenin özü: İman nazarı, kâinatın cisimlerini yalnızca seyretmez; onların hâl dilini anlamaya çalışır. Bu müşahede, insanı yaratılışın hikmetini düşünmeye, Fâtır’ını tanımaya ve tesbih bilincine yöneltir.
Hazırlayan: Nuran Şahin