Üsküdar Üniversitesi Güney Yerleşke RİNAP salonunda düzenlenen söyleşiye ilgi yoğun oldu.
RİSALE-İ NUR’UN TEZLERİNİN ZAMANININ GELDİĞİNİ GÖRÜYORUZ
Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımlarından örnekler veren Prof. Nevzat Tarhan; “Victor Hugo’nun bir sözü var, ‘Zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü bir silah yoktur.’ diye. Şu anda Risale-i Nur’un tezlerinin zamanının geldiğini görüyoruz. Din ile bilimin birlikte ele alınması, gençlerin Deizm ve Ateizm gibi akımlara yönelmesi… İslam dünyası, ilm-i kelamı gençlik seviyesine indirme konusunda yeterince başarılı olamamıştı. Oysa bunun lise seviyesine kadar indirilmesi gerekiyor. Bediüzzaman Said Nursî bunu başarmış. İlm-i kelamı, varoluşu, tevhidi ve Allah’ın varlığını akıl yürütme yöntemleriyle açıklayan bir metotla bu çağın şartlarına uygun hale getirmiş. Bu ihtiyacın bugün daha iyi anlaşıldığını görüyoruz. Benim gözlemim de bu yönde. Bediüzzaman Said Nursî’nin metodunda ayrıca müspet hareket anlayışı var. Yani başkasının kusuruyla uğraşmak yerine asgari müştereklerde birleşerek birlikte hareket etmek. ‘Dâhilde ittihat olmadan, hâriçte ittihat olmaz.’ diyor. Bugün insanlık meseleleri fazlasıyla politize ederek çözüm üretemediğini görmüş durumda. Buna karşılık Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımında dinin siyasileşmemesi, ticarileşmemesi hatta dünyevileşmemesi sadece Allah rızası için yaşanması gerektiği vurgulanıyor. Bu anlayışın günümüzde daha geniş bir ortak zemin haline geldiğini görüyoruz.” diyerek sözlerine başladı.
“İNSANLIK HAKİKATLERE SUSAMIŞ DURUMDA”
Bediüzzaman Said Nursî’nin ifade ettiği düşüncelerin güncelliğini koruduğunu ifade eden Tarhan; “İhtiyaç varsa ihtiyaca yönelik bir istek uyanır. İstek uyanınca da motivasyon ve harekete geçme ortaya çıkar. Yani her şey ihtiyacın fark edilmesiyle başlar. Mesela bir ata su içirmek istiyorsanız onu zorlamak yerine tuz verirsiniz o da kendi kendine gidip su içer. Şimdi insanlık da bu hakikatlere susamış durumda. Susadığı için ihtiyaç hissediyor, ihtiyaç hissedince de aramaya başlıyor. Aradığında ise bugün internet büyük bir kolaylık sağlıyor. Risale-i Nur üzerine yapay zeka araçlarına ya da diğer dil modellerine sorulduğunda bu konularla ilgili çözümler arasında sıkça öne çıktığını görüyoruz. İnsanlığın geleceğinde dinin nasıl anlatılması gerektiği sorulduğunda da dijitalleşmenin doğru bilgilere ulaşmada ciddi bir avantaj sağladığı açıkça görülüyor. Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşık 100 yıl önce Münazarat’ta ve Hutbe-i Şamiye’de ifade ettiği düşünceler bugün sanki bu zaman için söylenmiş gibi güncelliğini koruyor.” ifadelerini kullandı.
İMAM GAZALİ BU ZAMANDA GELSE SAİD NURSÎ’NİN YAPTIĞINA BENZER BİR YÖNTEM İZLERDİ
Risale-i Nur’un önemli özelliklerini anlatan Tarhan; “İmam Gazali bu zamanda gelse ne yapardı? Büyük ihtimalle bugün Bediüzzaman Said Nursî’nin yaptığına benzer bir yöntem izlerdi. Yani ilm-i kelamı bu çağın anlayışına ve yöntemine uygun şekilde yeniden ele alırdı. Bediüzzaman Said Nursî, Sokrates gibi düşünerek en sade şekilde herkesin anlayabileceği bir üslupla anlatmayı tercih etmiş. Öyle ki fazla eğitimi olmayan bir kişi bile bu anlatımlardan istifade edebiliyor. Risale-i Nur’un en önemli özelliklerinden biri de bu. Farklı seviyelere hitap eden bölümler içermesi. Mesela Birinci Söz ve İkinci Söz daha genel bir okuyucuya hitap ederken, Otuzuncu Söz gibi bölümler daha derinlikli bir anlatım sunuyor. Bu yönüyle Bediüzzaman Said Nursî ilm-i kelamı geniş kitlelere yaymayı başarmış. Dolayısıyla bunu sadece İmam Gazali’nin eserlerine şerh yazarak sürdürmek yeterli olmaz. Bu çağın şartlarına göre yeniden üretmek gerekir. Eğer İmam Gazali bugün yaşasaydı o da muhtemelen bu yöntemi tercih ederdi. Çünkü en uygun metot zamanın şartlarına uygun olandır. Yani doğruları alıp bu çağın diliyle, bu çağın kıyafetiyle sunmak gerekir. Bizim geçmişe gitmemiz değil o hakikatleri bugüne taşımamız gerekir.” şeklinde konuştu.
“SAMİMİ BİR ŞEKİLDE YOLA ÇIKILDIĞINDA KADER DE DESTEK VERİYOR”
Samimi ihlas kavramından bahseden Tarhan; “Bir konuyu gaye-i hayal haline getirdiğinizde Allah bir yerden ilham veriyor ve ortaya bir şey çıkıyor. Burada samimiyet çok önemli. Bediüzzaman Said Nursî samimi ihlas diyor. Sadece ihlas yetmiyor samimiyetle birleşmesi gerekiyor. İhlas, rıza-i ilahiyi gaye-i maksat yapmaktır. Samimiyet eklendiğinde ise Allah’ın yardımı geliyor. Samimiyetin olduğu yerde sanki görünmez bir elin yardım ettiği hissediliyor. Pek çok olayda bunun yansımalarını görmek mümkün. Samimi bir şekilde yola çıkıldığında kader de destek veriyor. Ancak bu çabasız olacak bir şey değil. Mutlaka emek vermek ve gayret göstermek gerekiyor. Bu nedenle o yolda olmak istikrarlı şekilde ilerlemek ve bu doğrultuda organize hareket etmek büyük önem taşıyor.” dedi.
ACILAR DOĞRU ANLAM YÜKLENDİĞİNDE YÖNETİLEBİLİYOR…
Ümitsizliğe kapılmamak için acılara doğru anlam yüklenmesi gerektiğini belirten Tarhan; “Psikiyatride anlam terapisi diye bir yaklaşım var. İnsan yaşadığı acılara doğru bir anlam yüklediğinde o acıyı daha iyi yönetebiliyor. Doğru anlam yüklendiğinde insan ümitsizliğe kapılmıyor. Ancak bunu sürdürebilmek için sağlam bir inanç da gerekiyor. Sadece dünyevî düşünen biri, ‘Nasıl olsa öleceğim, o halde niye bu kadar acı çekeyim?’ diyebilir ama ahiret inancı olan, Allah’a kavuşmayı düşünen kişi sabır ve şükürle bu süreci taşıyabiliyor. Bu noktada Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımı da dikkat çekiyor. Kişi, ‘Ben vazifemi yapayım.’ diyerek hareket eder. Nitekim Yavuz Sultan Selim’ Çaldıran Seferi sırasında ‘Sefer bizden, zafer Allah’tandır.’ diyor. Kişi vazifesini yapıp sonucu Allah’a bıraktığında hem daha dengeli kalır hem de yaşadığı zorluklara karşı daha dayanıklı hale gelir.” ifadelerini kullandı.
Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)