Öyle Muhammed (asm) ki

Himmet UÇ

Katre, Bediüzzaman’ın çok özel önem atfettiği ve atfedilen öneme de layık olan çok mücmel ve etraflı bir eser. Hayat bir yolculuk olduğu kadar, büyük insanların hayatları daha hatarlı ve büyük zorluklarla dolu. Eserin başında Bediüzzaman yolculuğunu ve zorluklar karşısındaki dayanağı konusunda itiraflarda bulunur.

Kur’an onun desteği, dayanağı ve zorluklarına karşı bir istinatgâhtır. “İnayet-i ezeliye Kur‘an‘ı bana muallim yaptı. İşte Kur‘an‘dan aldığım dersler sayesinde o belalardan halas olduğum gibi, nefis ve şeytanla yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum.”

Allah onu Kur’an ‘a teslim etmiş, bir büyük ve azametli kişilik Kur’an. Ölen bir kişinin kabirde Kur’an kafasında varsa o Kur’an onu ateşten koruyacak. Kur’an hayat yolculuğunun en muşikaf yolu olan sıratta binek olacak insana. Nereye gitse Kur’an’ın bizim muhayyilemiz dışında bir büyük himmeti ile kurtulacak.

Hayatımızın hiçbir safhasında Kur’an yok. İlkokuldan üniversiteye kadar Kur’an eğitimde yok. Camide hutbelerde bir iki ayete sıkışıp kalmış bir kitap. Namazda mutad ayetler. İbadet hayatımızda Kur’an yok. Kur’an okuma saatleri yok insanların. O evin mutena bir köşesinde yaldızlı bir kabın içinde bekler durur. Keşke kendisine gösterilen bu ilgisizliği insana gösterseydi. Ne Hz. Musa’nın yolculuk serüveni, ne Hz. İsa’nın ne Hz. Meryem’in kafamızda mücadelelerinin icmalen dahi olsa yeri yok. Kur’an en harika bir edebi metin. Üniversitede romanların çekirdek vakalarını anlatırken Kur’an’ın da çekirdek vakalarını anlatıyordum bazen. Artık imkansız. Tam 28 Şubat kafası dirildi üniversitede. Ne kadar beklemişler dine, dindara kusmak için. Hayret ne hayret!

Bediüzzaman’ın itirafı: Tevhid Denizinden 
KATRE 
İFADE-İ MERAM 
Malûmdur ki, insan, hasbelkader çok yollara sülûk eder. Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rastgelir. Bazan kurtulursa da, bazan da boğulur. Ben de kader-i İlâhînin sevkiyle pek acip bir yola girmiştim. Ve pek çok belâlara ve düşmanlara tesadüf ettim. Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye, beni Kur’ân’a teslim edip, Kur’ân’ı bana muallim yaptı. İşte, Kur’ân’dan aldığım dersler sâyesinde o belâlardan halâs olduğum gibi, nefis ve şeytanla yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum. Bütün ehl-i dalâletin vekili olan nefis ve şeytanla ilk müsademe, 
سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ kelimelerinde vuku buldu. Bu kelimelerin kalelerinde tahassun ederek o düşmanlarla münakaşalara giriştim. Herbir kelimede otuz defa meydan muharebesi vukua geldi. Bu risalede yazılan herbir kelime, herbir kayıt, kazandığım bir muzafferiyete işarettir. 
Bu risalede yazılan hakikatler, zıtlarına bir imkân-ı vehmî kalmayacak derecede yazılmıştır. Uzun bir hakikate, deliliyle beraber bir kayıt veya bir sıfatla işaret yapılıyor. 
İHTAR: Bu zamanın cereyanı, benim gibi çoklarını vehmi tehlikelere atmıştır. İnşaallah, bu eser Allah’ın izniyle onları kurtaracak ümidindeyim.”

Metindeki ayeti Hz. İbrahim makam-ı muallasından Miraç’ta Peygamberimize (asm) sunar. Ya Muhammed ümmetine söyle ekin eksinler. O da ne olduğunu sorar. “Cennetin toprağı mümbittir, onlar bu cümleyi hakimaneyi tesbih etsinler, oraya ekilsin geldiklerinde onun meyvelerini görürler.” Bu cümledeki “Subhanallah, Elhamdülillah ve Allahuekber dinin çekirdekleri” diyor Bediüzzaman. İnsan bu kelimeleri günde altıyüze yakın tekrar ediyor, namazda. İşte ekin ekiyor.

Bediüzzaman’ın öğretisi bu kelimelerde şekillenmiş. Dokuzuncu Söz’de bu kelimelerin namazdaki seyeranını anlatır. Allah azameti, yaptığı şeylerin eksiksiz kemalli oluşu ve bütün varlıkların hem hayat ortamlarını kuran, inşa eden Bani, hem de yaşama  nimetlerini veren Münim O. Dolayısıyla dinin tamamı tavır olarak bu kelimelere  yüklenmiş. Bu kelimeler matvi, bükülmüş anlamları olan tıpkı güllerin açmadan öncesi sık dokusu gibi, kişinin hissettiğine göre  mana burada büyür. Bediüzzaman ‘a Ceylan Abi “Üstadım biz namazı bitirdik sen hala tesbihi bitirmedin” der. Bediüzzaman, “Kardeşim ben bunlar için yaratıldım“ der.

Üç buçuk derdi dünyaya boğulmuş koca bir ömrü heder. Mutluluk diye bağlandığımız bizi gerçek mutluluklardan eden dünya.

Birinci Bab

لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ beyanındadır.

اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Allah’tan başka hak bir ilâhın bulunmadığını kalben tasdik ve lisanen ikrar ettiğime, bütün gören ve görünen eşyayı şahit gösteriyorum. 
Öyle bir Allah ki/vücub-u vücuduna ve Vahid, Ehad, Ferd, Samed olduğuna

Hazret-i Muhammed (a.s.m.) bir şahid-i sadık ve bir bürhan-ı nâtıktır. 
Öyle Muhammed (a.s.m.) ki/icmâ ve tasdiklerine mazhar olmakla, enbiya ve mürselîne siyadet ünvanını; ve ittifak ve tahkiklerini almakla, imamü’l-evliyâ ve’l-ulemâ lâkabını almıştır. 
Ve öyle Muhammed (a.s.m.) ki/âyât-ı bâhire, mu’cizât-ı katıa ve secâyâ-yı sâmiye ve ahlâk-ı âliye sahibi olmakla mehbit-i vahy-i İlâhî olmuştur. 
Ve öyle bir Muhammed (a.s.m.) ki/âlem-i gayb ve melekûtu seyir ve ziyaret etmekle, ervahı müşahede ve melâikeyle musahabe, cin ve insanlara irşad vazifesini almıştır. 
Ve öyle bir Muhammed’dir (a.s.m.) ki/ şahsiyet-i mâneviyesiyle kâinatın kemaline bir fihriste olmakla, bütün saadetlerin ve medeniyetlerin düsturlarını havi bir şeriata sahiptir.

Ve öyle bir Muhammed’dir (a.s.m.) ki/ âlem-i şehadette iken gaybiyattan haber verir bir beşîr ve nezîr olup bütün kuvvetiyle, kemal-i ciddiyetle ve vüsuk ile ve itminanla, yüksek bir imanla nev-i beşere karşı tevhid dinini 

لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ ile ilân ve ilâm ediyor. 
Ve keza, öyle bir Allah ki/vücub ve vücûduna, celâl ve cemaline, Vahid-i Ehad olduğuna şehadet edenlerden birisi de Furkan-ı Hakîmdir. 
Ve öyle bir Furkan-ı Hakîmdir ki/bütün enbiya kitaplarının tasdiklerine mazhardır. 
Ve öyle bir Furkan-ı Hakîmdir ki/bütün akıllar ve kalbler, hükümlerini kabul ve tasdike icmâ ettikleri ve cihat-ı sittesinden nur-efşan bir kitaptır. 
Ve öyle bir Furkan-ı Hakîmdir ki/mazhar-ı vahiy olan resullerce, mahz-ı vahydir. Ehl-i keşif ve ilhamca ayn-ı hidayettir. Mâden-i iman ve mecma-i hakaiktir. Hükümleridelâil-i akliyeyle müeyyed ve fıtrat-ı selîmenin şehadetiyle musaddaktır. Lisanü’l-gayb olup, âlem-i şehadette nev-i beşeri  فَاعْلَمْ اَنَّهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ  * ile tevhide emir ve dâvet ediyor.” 

10 tavsif cümlesi ile Allah’ı, Peygamberi Alişanı ve Furkan-ı Hakimi anlatıyor. Şunlar gibi cümleler kim kurmuş getirin bütün cumhuriyet dönemi edebiyatını ve öncekileri, bütün divan şuarasını ve üdebamızı nasıl şu adama bühtan edersiniz. Haşrin büyük seremonisinde siyah yüzleriniz ile yerlerde sürüneceksiniz.

سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ1

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.