Osmanlı Semasında Adalet Güneşi

Halil DÜLGAR

 

İpsilanti Efendi, Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı caminin mimarıydı. Bu Rum mimar Padişah’ın emrine muhalif bir hareket yaptığı için çok ağır bedel ödemek zorunda kalmıştı, Fatih’in emriyle eli kesilmişti. Sonrasında yaşananlar adalet tarihinin hafızasına altın harflerle yazılan bir destan değerindedir; Osmanlı semalarında adalet güneşinin nasıl şaşaa ile parladığına dair verdiği ibret dersi ise pek manidardır.
 
Camide kullanılacak mermer sütunlardan bir miktar fazla kestirdiği için Padişahın hışmına uğraması sonucu eli kesilen İpsilanti Efendi soluğu kadının yanında alır. Zamanın meşhur kadısı Sarı Hızır Çelebi’nin davetiyle mahkemeye icabet eden Fatih Sultan Mehmet, oturmak üzere iken kulaklarında bir ses gürler: 
 
“Oturma begim, hasmınla mürafaa-i şer’î olunacaksın (yüzleştirileceksin), ayağa kalk!”
 
Cihan Padişahı, Sarı Hızır Çelebi’nin isteğine uyarak oturmaktan vazgeçer ve İpsilanti Efendi ile yüzleştirilir. Padişah, Rum mimarın elini kestirdiğini doğruladıktan sonra Kadı Hızır Çelebi kararını ilan eder: “Mimarın elini kestirenin eli kesilecektir. Kısasa kısas yapılacaktır.”
 
Fatih Sultan Mehmet bu karara itiraz etmez, vakarla susar ve olacakları bekler; Mimar İpsilanti Efendi ise “Davamdan vazgeçtim. Bu adalet karşısında da Müslüman oldum. Padişahın eli kesilmesin. Bu cihangire kıyılmasın.” diyerek ağlamaya başlar. 
 
Kadı, bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet’in, Mimar İpsilanti Efendi’nin ailesine iyi bir ev tahsis etmesine, evlerinin bütün masraflarını da kendi kesesinden karşılamasına hükmeder.
 
Mahkeme bitmiş, Kadı ile Padişah baş başa kalmıştır. İlk sözü Fatih söyler:
 
-Eğer benim padişahlığımdan korkup iltimas geçseydin, haksız bir karar verseydin, billahi şu kılıçla başını uçururdum.”
 
Kadı Hızır Çelebi oturduğu minderi kaldırarak, altından çıkarttığı demir gürzü gösterir ve şöyle haykırır: 
-Hünkârım, sen de padişahlığından gururlanıp şeriat mahkemesine saygısızlık etseydin, kararı dinlemeseydin billahi şu topuzla başını ezecektim.
 
Bu gün geldiğimiz noktada adaletin neresindeyiz diye bir değerlendirme yapsak her cihette olduğu gibi bu cihette de yüksek ecdattan fersah fersah geride olduğumuz apaçık görülür; o hâlde ecdadımızın bahtına dünyaya hükmetmek düşmesine hayret etmemek gerekir.
 
Osmanlı olmak huzur-u adalette eşitliği esas olarak benimsemek, Rum ile Müslüman’ı, padişahla sıradan bir adamı hukuk ölçülerini çiğnemeden yargılamak, Cihan Padişahı’na dahi iltimas geçmemek, Hz. Ömer adaletiyle hükmetmek demekti…
 
Son söz Bediüzzaman Said Nursî’den gelsin: “Hukukta şah ve gedâ birdir. Acaba bir şeriat, karıncaya bilerek ayak basmayınız dese, tâzibinden men etse, nasıl benî Âdem'in hukukunu ihmal eder?”

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.