Ömür boyu sosyal izolasyona maruz kalan Said Nursi, toplumsallaşmayı nasıl başardı?

İsmail BERK

Korona çağrışımları-1

Gündemlerin yoğun ateşi ve merak duygusunu kabartan “kulağı delik” genel alıcıları fazla açık olan insanların çevreden aldığı, algıladığı ve filtresiz kabullendiği bilgileri yaydığı, kritersiz bir sosyal medya bombardımanı altındayız. Sosyalleşmemizin bu denli dağınık bir etkileşimle enjekte edilen düşüncelere ve enfekte olabilme risklerine maruz kaldığı bir dönemdeyiz. Küresel boyutta medya ile siyasetin, konunun ağırlığına göre bizi etkisi altına alan yıkıcı, sarsıcı ve izole ederken bile bizlerin kaygı ve gelecek endişelerini besleyen halleri karşısında çoğu zaman savunmasız kalmaktayız.

İzolasyona ihtiyacımız olduğunda korunaklı bir hayat bilgisine, tedbir ve takviye disiplinine sahip değiliz. Bilişimin ve sosyal medyanın belirleyici etkileri var. Sosyalleşmenin ve sosyal psikolojinin daha etkili olduğu bir zaman kesitindeyiz.

Korona ile sosyal izolasyonu yaşadığımız bu günlerde, sosyal hayatın kıymetini fark ederken, hayatı tecritle geçmiş, izole edilmiş bir şahsiyeti hatırlamamak mümkün mü? Bu anlamlı günde, vefat yıldönümünde rahmetle anarken, O’nun “tecrid-i mutlakta” diye dilekçesine imza atarken bile sosyal dinamikleri nasıl inşa ettiği, başlı başına bir hayret ve araştırma alanı içermektedir.

Birçok insan için kendi sosyal hayat akışını sürdürmek temel bir hak iken, bu temel insan hakkı Said Nursi’ye çok görülmüştür. Ömür boyu sosyal izolasyon ve tecrite maruz bırakılmıştır.

Bugünlerde Korona dolayısıyla sosyal izolasyonun sağlığımız için gerekli olan sınırlı kısıtlamalarına bile uyum gösteremediğimiz halde, bütün ömrü sosyal izolasyonla geçmiş Said Nursi’yi düşünün. Tecrit ve yok sayma veya diğer ifadeyle ademe mahkum edilme baskısı karşısında, toplumsallaşmanın dinamiklerini hayata akıtmanın ve çarpan etkisi yüksek iletişim mecraları oluşturmanın yöntemini bulmuştur. Kapatıldığı mekanlara, ortamlara ve engellere ait olmamış,  kainatla olan güçlü bağını ve hikmet arayışını canlı tutmuştur. Kalbin ve zihnin güçlü keşif alanlarını engel kabul etmez termal kameralar gibi radarlamış ve bilgiyi kayıtlara geçirmiştir. Metinler oluşturmuştur.

 Eserleri Risale-i Nur’un maruz kaldığı görünen ve görünmeyen bütün izolasyonlara rağmen, Said Nursi’nin geliştirdiği bu muhteşem metot, yüzyılı aşan bir zaman grafiğinde hala yükselen bir değer olma özelliğini korumaktadır. Kendi adıma itirafımdır ki; özellikle son 10 yılımın beni bana bırakmayan ve geri çeken, gündemin oyuncusu yapmayan ve nefis muhasebesinin vicdani sessizliğinde acıyı, kederi, hüznü, mağduriyeti, hastalığı ve bazen kul olmanın çaresizliği içinde bile gereksiz kalabalıklaşmaya, dönemsel kurgu ve coşkulara girmememi sağlayan bir ilaç buldum yaralarıma. O ilacı öğreten üstadıma gerçekten minnettarım. Hayatına mal olmuş ve kendine yazıp uyguladığı o reçete, günümüz iman ve İslam hareketleri için de hala tazeliğini koruyan bir tefekkür sistemidir.

Sosyal izolasyon için rol modeli aranacak olursa, yine Said Nursi özelinde yaşanmış bir nur hareketi var. Yıllarca hapislerde, sürgünde, dışarda iken bile tek gözlü veya en fazla iki odalı evlerde gözetim altında tutulan ya da esarette, gurbette 9 yaşından itibaren eğitimi için ayrıldığı aile ocağına dönemeden, her kardeşini ayrı bir coğrafyada kaybeden, onlarca yıl haber alamayan bir yalın ve yalnız bir şahsiyetten bahsediyoruz.

Said Nursi örnekliğinde; sosyal izolasyonu bir nefis terbiyesi, bir içe dönme, bir muhasebe, kadere rıza, takdire tebessüm ve tedbire uyum göstererek zihni, kalbi ve ruhi inkişaf ve gelişimimize muhteşem kapılar açabiliriz.

Peki Said Nursi, bu sosyal izolasyonda ömür boyu gözetim altındayken ve tecrit edilmişken; toplumun derdi ile dertlenmeyi, hayatı, beraberliği, insanlığı ve birlikte yaşamanın iman temelli yaklaşımlarını nasıl geliştirip hayata geçirdi ve sonunda başardı?

Özellikle toplumun aile dinamikleri olarak yaşlılar, çocuklar, kadınlar ve gençler üzerinden olduğu gibi aynı zamanda; işçiler, tutuklular, anarşi bağlamında suça itilenler, hasta, engelli ve kimsesizler için nasıl bir ızdırabı dile getirdi? Kendisi tecrit edilmiş sosyal kimsesizlik içinde iken, onların ızdıraplarını anlamaya ve onlara yönelik çözümler üretmeye nasıl muvaffak oldu?  Ortaya koyduğu yöntem ve yaklaşımın farkı neydi ki, etkili oldu? Tüm bu soruların, farklı disiplinlerin birlikte araştırması gereken akademik konular olduğu söylenebilir.

İçinde olmadığı dünyaların içine nasıl bu kadar nüfuz edebildi de durum tespitleri ve analizler yapabildi. Özellikle Korona virüsü ile gündemimize yerleşen dezavantajlı temel kitleyi inanılmaz şekilde çağımızın gündemi olarak okudu, anladı, yorumladı ve onların yaşantılarını sosyal bir zihinle diri tuttu. Kendisini model alan insanları mekanlardan ve engellerden bağımsız kainata arkadaş, eşyaya dost ve varlıklara müşfik birer öğrenci yaptı.

Korona salgını ile sağlık ve sosyo ekonomik gündem aciliyet kazanmışsa; özellikle dezavantajlı gruplar olan yaşlılar, hastalar, tutuklular, işsizler ve engelliler üzerine bu günlerde çok kafa yormamız gerekiyorsa, buna aileyi de katabiliriz. Said Nursi her sosyal konu için özgün birer risale ve sistematik yaklaşımlar geliştirmiştir.

Nasıl mı?

Yolu olmayan Barla’ya Eğirdir gölünün karşı kıyısından bir kayıkla ulaştırıldığı ve “Kürt Hoca” diye etiketlendiği 1927-35 yıllarında, mutlak bir tecrit halini iliklerine kadar yaşamıştır. O günkü Barla Nahiye müdürünün muhbirlik yaptığı, babası Eğirdir ilçe Müftüsünün de resmi zevata sahadan kontrolu sağlayarak üst mercilere, oradan da Ankara’ya bilgi aktarıldığı bir dönemden bahsediyoruz. İlk başta Köylülerden sadece üç kişinin yakınlaşma cesareti gösterdiği 50 yaşına dayanan sürgün, izolasyon ve baskı altında olan Said Nursi, süreci nasıl tersine çevirdi? Barla, tam bir karantina ve tecrit iken geliştirdiği bir iç sistem vardı.

Bütün bu yalnızlaştırma, yok sayma, ötekileştirme ve etkisini kırma politikalarına karşı, üstelik devlet gücü ile bunu yapan sisteme direnirken, kendi iç sosyal izolasyonunu kurmuştu.  İç tefekkürü ile evreni kuşatmış, iman şuuru ile kainata meydan okumuştu.

Buradaki yönteminin çok ilginç olduğu söylenebilir. O’nun stratejisi, müspet hareket sinerjisi ve kaderin hükmü ile yaşadığı realiteyi dönüştürme gayreti; fikirlerine ümit, heyecan ve ilim katmıştır. Neşir imkanı arayan niyet ve duası, Allah katında kabul görmüş ve iman temelli bir tevhit ruhu ile hayata taşımasını nasip etmiştir.

Mektuplar yazmış dostlarına, kardeşlerine, devlet ricaline, sorumlu kesimlere. İşte lahikalar bu mektuplarla oluşmuş; Barla, Kastamonu, Emirdağ, Denizli, Isparta, Eskişehir Afyon v.b.

Hastalar için devalar yazmış; çaresizliğe, sabırsızlığa, kaygılı meraka, şikayet haline…

Bu çağın endüstriyel yapısını dikkate alarak iktisadi çerçeveler vermiş; faiz, zekat, emek, sermaye, yardımlaşma ve sosyal denge açısından temel yaklaşımını ortaya koymuş.

Bizzat deneyimlediği ve sahici hatıralarla dokuduğu İhtiyarlar Risalesi ile yaşlılık üzerine manevi bakımın iman açısından kodlarını vermiş. Yaşlılık psikolojisinin anlaşılmayı bekleyen naifliği ile rikkatimizi ve dikkatimizi hassas bir dönemin hassas insanlarına yönlendirmiş.

Tutuklu, engelli ve dezavantajlı grupların tecrübesini yaşamış en kıdemli biri olarak, cezaevi şartlarında birlikte yaşama sabrını ve kamu düzeni ile dışarıdaki hayatın sürdürülebilir ilişkileri açısından tavsiyelerde bulunmuş. Yine iman temelli bir dinamizmle hayata bağlamış, cezaevi arkadaşlarını ve orada gözlemlediği insanları.

Sürekli tefekkür yolculuğunda olan zihnini hedefine, konusuna, davasına ve yolu oraya çıkan fikri ürünleri yazmaya, her zaman yazmaya vermiş. ”Yaz kardaşım…”demiş. Sonuçları değil süreci doğru tutmuş elinde. Tohum ekmiş her zaman. Hangi zihin tarlasında, ya da kabiliyet toprağında hangi tohumun hangi meyveyi vereceği ile ilgilenmemiş.

Nefsini, kainattaki ilahi tecelliler üzerinden Kur’an hizmetkarı yapmış, iman merkezli bir şuurla  terbiye etmeye adamış. Çağın yenilik arayışına tecdit ruhunu aşılamış.

Bütün bunları yaparken, sahi kendisine dünyayı dar eden sebeplere ve muhataplarına karşı nasıl bir yöntem ve strateji geliştirmiş?

Kendisini tecrit edenlere karşı O’da bir tecrit metodu geliştirmiş.

Onları ve gündemlerini hiç ciddiye almamış. Zihnini meşgul etmemiş. Ana problemi doğru okumuş, imansızlık cereyanına karşı iman cephesine ilmi yığınak yapmış. Tek sermayesi kağıt ve kalem olmuş.

“Tecrid-i zihin ile mukabele “de bulunmuş. Yani önüne konulan gündemin parçası olmamış. Kendisini baskılayanlara karşı şiddet ve tepkisel tutumlara girmemiş. Her gündemi iman boyutu üzerinden değerlendirmiş.

Kendi gündemi ve önceliği ile problemlere çözümler getirmiş.

Kendi tarz ve yaklaşımı ile.

Birçok derde deva zihni tecrit ile.

Bu metot bize öğretiyor ki; Gündemin içinde ama önceliğimiz olan sorumluluk sınırlarında özünü alıp öze bağlı bir inşa ve iç dünyamızın tefekkür sistemi ile zihnimizi enfeksiyonlardan koruyarak, hatta yaşadıklarımızın da enfekte edici zorluklarını zihnen aşma çabası içinde, etrafa karşı sosyal bir izolasyon olan zihni tecritle amacımızın zihnine dönebiliriz. Ayrıca açılması gereken uzun bir konu bunlar.

Said Nursi, bizlerin yeni tanıştığı sosyal izolasyon karşısında kendisini zihni tecritle kainata bağlayan, imanla Allah’a götüren o tefekkür sisteminin gerçeklik içinde yaşanmışlığına etkileyici bir örnekliktir. Ağır baskılar altında fikrin ahlakı ile yaşayan, yazan ve yaşatan Üstada şükran borçluyuz.

Vefatının 60. yılında, Rabbim yakınındaki arkadaşları tüm ağabeylerle birlikte hepsine gani gani rahmet etsin.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.