'Ömr-ü Sâni' değil, 'Ömer-i Sâni'

Hüseyin YILMAZ

Risâle-i Nurlar’ın Osmanlıca’dan Latince’ye aktarılması, o devrin şartlarında, ister istemez bazı sehivleri de beraberinde getirir. Bunların bir kısmı küçük ve zararsız gibi görünse de, bâzıları mânâyı katledecek kadar büyük olmuş.

Otuz küsur yıl önce farkına varıp tashihine çalıştığım bu hatalardan biri de yazıya başlık olan husus. Divan-ı Harb-i Örfi’de yer alan bu ifadenin hangisinin doğru olduğunu Osmanlıca kaynaklardan tahkik etmek mümkün. Nitekim merhum Abdülkadir Badıllı Abi, tarafımızdan vâki olan sual neticesinde bu mevzua da el atıp, tashihine çalışmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam Asar-ı Bediiyye’de gerekli tashihatı yapmıştı.

Buna rağmen, Nur neşriyatı yapanlarca hatalı şekliyle neşri devam ettiriliyor. Önce metni bir daha görelim:

“YARI CİNAYET: Şöyle ki: Daire-i İslâmın merkezi ve rabıtası olan nokta-i hilâfeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sabık Sultan merhum Abdülhamid Han Hazretleri sabık içtimaî kusuratını derk ile nedamet ederek kabul-ü nasihate istidat kesbetmiş zannıyla ve "Aslâh tarik musalâhadır" mülâhazasıyla, şimdiki en çok ağraz ve infiâlâta mebde ve tohum olan bu vukua gelen şiddet suretini daha ahsen surette düşündüğümden, merhum Sultan-ı sâbıka ceride lisanıyla söyledim ki:

"Münhasif Yıldızı darülfünun et, tâ Süreyya kadar âli olsun. Ve oraya seyyahlar, zebânîler yerine ehl-i hakikat melâike-i rahmeti yerleştir, tâ cennet gibi olsun. Ve Yıldız'daki milletin sana hediye ettiği servetini, milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dinî darülfünunlara sarf ile millete iade et. Ve milletin mürüvvet ve muhabbetine itimad et. Zira, senin şahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf âhireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terk et. Zekâtü'l-ömrü ömr-ü sâni yolunda sarf eyle!"

“Şimdi muvazene edelim: Yıldız eğlence yeri olmalı veya darülfünun olmalı? Ve içinde seyyahlar gezmeli veya ulema tedris etmeli? Ve gasp edilmiş olmalı veyahut hediye edilmiş olmalı? Hangisi daha iyidir? İnsaf sahipleri hükmetsin.

“Ben ki bir gedayım, bir büyük padişaha nasihat ettim. Demek yarı cinayet ettim.”

Önce metnin muhatab ve maksadını tesbit ve idrâk mükellefiyeti ile karşı karşıyayız. Hatib, Bediüzzaman; muhatab ise Sultan Abdulhamid Han Hazretleri. Maksad, sultana devlet idaresi ve icraatları noktasından nasihat etmek ve yol gösterici olmak. Metin, bütünüyle bu maksada hizmet ediyor.

Nirengi nokta, metnin asıl maksadı olan hulâsa ve neticenin ifadesinde karşımıza çıkıyor: “Zekâtü'l-ömrü, ömr-ü sâni yolunda sarf eyle!"

Latince eserlerde bu şekilde yer alan bu ifadeye dikkat kesilmezseniz, ilk etapta büyük bir hata ile karşı karşıya kaldığınızı farketmiyorsunuz; yarım asrı aşkındır farketmediğimiz gibi.

“Ömr-ü sâni” ne demek? İkinci ömür... Hadi biraz daha zorlayalım, âhiret hayatı... 

Bu fehme göre, Bediüzzaman, Sultan Abdulhamid’e bu saatten sonra devlet işlerini bırakıp, uzlete çekilip, âhirete çalışmasını tavsiye etmiş olmalı. Halbuki metnin bu cümleden öncesi de sonrası da bu garip mânâyi beslemiyor, ona hizmet etmiyor. 

Oysa Bediüzzaman, Sultan’a kendisi gibi Hâlife ve bir cihette Sultan olan, Ömer-i Sâni –İkinci Ömer- olarak şöhret bulmuş, Ömer Bin Abdulaziz gibi devleti idare etmesini tavsiye ve nasihat etmektedir. Son paragraf, bu hükmü bütün parlaklığı ile teyid edip şübhe ve tevile imkân bırakmıyor.

Nurları neşretmekte olanların bu hatayı düzeltmeleri gerekir. Düzeltirler mi? İnşaallah...

Otuz küsur yıldır, her vesile ile ifâde ettiğim bir husustu, bir de yazılı kaynaklara geçsin istedim.  

Said Nursi Abdülhamid'e Ömer-i Sani demiş işte belgesi

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (19)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.