Ölüm nasıl nimet olur?

Mehmet PAKSU

Ölüm, hayat kadar bir gerçek, yaşamak kadar bir hakikattir.
Fakat bu gerçek pek kabul edilemez, istenmez ve "kapıya konmaz."

Bu kadar sevilmeyen, istenmeyen, düşünülmesi bile ürperti veren ölümün acaba "güzel" yönleri de var mıdır, varsa nasıl bir şeydir?

"Allah her şeyi en güzel şekilde yarattı" (Secde, 32:7) âyeti ve "Sizi sınamak için ölümü de hayatı da yaratan O'dur" (Mülk, 67:2) âyetinin penceresinden bakıldığında ölümün de birkaç yönden "nimet" olduğu anlaşılıyor:

1. Ölüm bir kurtuluştur. Hayatın zorluklarından bir kurtuluş, bir özgürleşmedir ve serbest bir âleme geçiştir.

Yapmaya çalıştığımız bir işi hakkıyla yerine getirdiğimiz veya bir engel çıkar da yapma imkânımız olmadığı zaman, o iş üzerimizden kalkmış olur.

Ve biz de rahatlayarak, "Üzerimden dağ gibi bir yükün, bir ağırlığın kalktığını hissediyorum" deriz.

İşte ölüm de böy­ledir. Hiç beklemediğimiz bir anda gelir ve artık taşımaktan aciz kaldığımız hayat yükünden bizi kurtarıverir.

2. Dünya hayatı sıkıntılı, problemli, dert ve ıstıraplarla doludur. Bazen bir zindan oluverir, insanı boğar, hayat çekilmez bir hal alır. Fakat ölüm geldiği zaman bütün bu sıkıntıları ve dertleri silip süpürür. Geniş, ıstırapsız, sonsuz, dertsiz ve gamsız bir hayat başlar.

3. İnsanın yaşı ilerledikçe hayat ağırlaşır, yaşamak zorlaşır. Kulağı az duyar, gözü az görür. Hastalıklar, ağrılar, sızılar birbiri peşi sıra gelir.

Bütün bu dertler insanı ölüme biraz daha yaklaştırır. Yaşlı ve hasta olan insan bu dertlerden gerçek anlamda ancak ölüm sayesinde kurtulacağını bilir. Ölümün kendisi için bir nimet olduğuna inanır ve artık kabul eder.

Bir an için ölümün olmadığını düşünelim. Bir tarafta, dedemiz, dedemizin dedesi, onun dedesi ve sayısız dedeler...

Öbür tarafta ninemiz, ninemizin ninesi, onun ninesi ilâ ahir sayısız nineler...

Her biri ayrı bir dert ve hastalık içinde inleyip dursalar, hayat hem onlar hem de bizim için ne kadar ağır ve çekilmez olacaktı değil mi? Ölüm ne kadar arzu edilecekti?

İşte sadece bu cihetten bakılsa dahi ölümün büyük bir nimet olduğu ortaya çıkar.

Ölümü bir an için yok farz ederek tahmin yürüten İbni Sina şöyle diyor:

"Yeryüzünün hacmi ve kapasitesi belli... Ölmeselerdi bu kadar insan nereye sığacaktı? Birbirine bitişik ve sımsıkı durmaları halinde bile dünyaya sığmazdı. Nerede kaldı ki, oturdukları ve dağınık halde bulundukları zaman bunları sığıştırabilsin?"

"Ölüm, İlâhî bir ihsan olunca, kötü bir şey olmaz. Kötü olan şey, ondan korkmaktır. Ölümden korkan da onun gerçek yüzünü bilmeyendir."

4. Ölümle uyku arasında çok yakın bir benzerlik vardır. Başta hastalar ve musibetler içinde kıvrananlar olmak üzere, herkes için uyku nasıl ki, bir istirahat ve rahmettir. Uykunun büyük kardeşi olan ölüm de musibetten bunalanlar ve intihar girişiminde bulunanlar için bir nimet ve rahmettir.

Eflatun'un da dediği gibi, "Hiç kimse bilmez, ama ölüm bütün nimetlerin en büyüğüdür." Çünkü ölüm, ebedî bir hayata vesile olan bir gerçektir.

Tohumun ölümü açan bir çiçektir, çekirdeğin ölümü yeşeren bir fidandır, insanın ölümü de sonsuz âlemde yaşamaktır. Zaten cennete gitmek için ölüm tünelinden geçmek gerekmiyor mu?

(Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 1. Mektub)

Bugün
 

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.