Serkan Sağlam'ın haberi:
Vatana dönüş ise çokları için yaşarken olmasa da öldükten sonra bari olsun gerçekleşmesi gereken bir rüya.
Filistin’in acı tarihini anlatmak için aslında çok fazla söze gerek yok. Milyonlarca Filistinli bugün, İsrail’in topraklarını işgal etmesiyle Lübnan, Suriye, Ürdün, Batı Şeria ve Gazze’ye dağılmış, vatanlardan ayrı 82 kampta yaşıyor. 14 kampta 400 bin Filistinlinin bulunduğu Lübnan’dayız. Lübnan’ın başkenti Beyrut’tan Filistin kamplarını görmek için ülkenin kuzeyindeki Trablus şehrine gidiyoruz. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 1948 yılında kurulan Trablus’taki el Beddavi Filistin kampına girdiğimizde bizi adeta küçük bir nehre dönen balçık kaplı dar sokakları ile ‘devletsiz devlet adamı’ Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın duvarlara asılan fotoğrafları karşılıyor. Kampta artık bir hayat kuranlar var, vatanlarının hasretiyle. Abdullah Yusuf amca da onlardan biri. Ailesi kampa geldikten 3 yıl sonra 1951’de doğmuş. Bütün ömrünü kampta geçirmiş. Burada evlenmiş, üç çocuğu kampta doğmuş, anne ve babası da kampta hayatını kaybetmiş. Bize kamp içindeki mezarlıkları göstererek “Ölülerimiz bile buradan çıkamıyor.” diyor. O kadar yokluğun içinde de olsa kamptaki iki göz odalı evinde geceyi geçirmemiz için ısrar ediyor. Bir ömür vatan hasretiyle yaşayan Abdullah Yusuf’un sözleri aslında tüm yaşananları özetliyor. “Vatanımızdan ayrı yaşamak çok acı veriyor. Sanki ülkemize yarın dönecekmiş gibi hazırız. Artık yaşım geldi. Çok hastayım. Eğer bu kampta ölürsem beni de buraya gömecekler. Vasiyetimdir, vatanım Filistin özgürleştiğinde cesedimi ülkeme götürsünler.” diyor.
Kamp içerisindeki gençlik merkezinin yöneticilerinden Halid Yamani, babasının bir İsrail saldırısında öldürüldüğünü anlatıyor. Türkiye’de süregiden çözüm sürecini televizyonlarda izlediğinde çok sevindiğini söyleyen Yamani, Türkiye’nin artık yükselişe geçeceğini, Ortadoğu’ya daha fazla önem vereceğini düşündüğünü söylüyor. Kamp içinde henüz ilkokula giden çocuklara rastlıyoruz: Hassan, Bilal, Ahmed. Büyüyünce ne olmak istediklerini sorduğumuzda hiç tereddüt etmeden insanları korumak için “asker veya polis” diyorlar.
Arap-İsrail savaşıyla ülkelerinden çıkarılsalar da gurbette de savaş peşlerini bırakmamış. O dönem 30 bin nüfusu olan kamp, 2007 yılında Feth-ul İslam adlı bir grubun da burada barınması nedeniyle Lübnan ordusunun yaptığı saldırıdan izler taşıyor. Duvarlarda şarapnel ve mermi izleri var. İsrail de bu kampa 1973 yılında birkaç saldırı düzenlemiş. 30 Filistinlinin bu saldırıda hayatını kaybettiği anlatılıyor. İç savaşın sürdüğü Suriye’deki Filistinlilerin de gelmesiyle kampın nüfusu şimdilerde 50 bine kadar çıkmış. Duvarlarda İsrail saldırılarında hayatını kaybeden ve İsrail cezaevlerinde bulunan Filistinlilerin fotoğrafları bulunuyor. Acı ve öfke her daim canlı tutuluyor burada. Her ne kadar ismi kamp olsa da Filistin kamplarında, çadır veya konteyner kentler yerine kendi imkânlarıyla yaptıkları evler bulunuyor. Lübnan hükümeti 1950 yılında ülkedeki Filistinli mültecilerin yönetimi için merkezi kurul adında özel bir yapı oluşturarak buralardaki Filistinliler için mültecilik yerine sığınmacı hukukunu uyguluyor. Lübnan devleti kamplara elektrik ve su gibi altyapı hizmetleri götürmüyor. Hiçbir Filistinlinin Lübnan vatandaşlığı bulunmuyor. Dolayısıyla devletin eğitim ve sağlık gibi hizmetlerinden faydalanamıyorlar. Tamamen Birleşmiş Milletler ile yabancı dernek ve STK’lardan gelen yardımlarla geçiniyorlar.
Lübnan’da kamplarda yaşayan Filistinliler, Lübnan nüfusunun yüzde 20’sini oluşturmalarına rağmen mülk edinme ve resmi olarak çalışma gibi hakları bulunmuyor. Ülkenin en kötü ve tehlikeli işlerinde çok daha ucuz ücrete çalışıyorlar. Lübnanlılar ise Filistinlilerin ülkedeki demografik yapıyı bozduğu, hırsızlık yaptıkları ve onların yüzünden iş bulamadıkları gerekçesiyle ülkedeki Filistinlilere karşı çok tepkililer.
Zaman