Oldun mu, öldün mü?

Habibi Nacar YILMAZ

Geçenlerde Ahmet Ay kardeş, Senai Demirci'nin cennetle müjdelenen sahabeler ile ilgili sorularının olduğu bir tweet paylaşımına cevap yazmıştı. Bu yazının başlığını da o yazıda geçen "Eskilerin tabiriyle mânevî alanda 'oldum' demek, 'öldüm' demektir" cümlesinden aldım. "Oldum" diyenin manevî alanda "Ölmüş" olacağını anlatmak istiyor bu cümle. Bence uzun olan yazının en can alıcı cümlesi de buydu. Senai kardeşe laf yetiştirecek kifayette kendimi göremediğimden, bu konuda sizi o yazıyı okumaya yönlendirmek isterim. Ahmet kardeş, maşallah geniş ilim ve özgün kalemi ile bu tweete güzel cevap yazmış. 

Bazen hadîsleri karıştırırken, bazen de sual olarak geldiğinde, hemen araştırıyorum. Çeşitli kaynaklardan o rivayeti doğrulamaya çalışıyorum. Bu konuda uzman isimlere bazen soruyorum. Şu ana kadar pişman olmadım hiç. 

Fakat işin başını söyleyeyim mi size? 19. Mektub Mucizat-ı Ahmediye Risalesinin başındaki özellikle altı esası, hem de çok iyi periyodik olarak okumak şart. Bir de 24.Söz'ün 3. Dalındaki 12 Esası mütalaada etmenizi tavsiye ederim. Sahabeleri anlatan kısımları da ilavenizi isteriz. Yoksa hürmetinizi muhafazada zorlanabilirsiniz. Senai'de olduğu gibi bazı paylaşımlar, fikirlerinizi çalabilir. Kaymalar olur. Senai ile dostluğumuz çok eskiye dayanıyor. Son zamanlarda telefonlarımıza dönmüyor ama onun ve Metin Karabaşoğlu'nun zihnimizdeki yeri taptaze. 

Ahmet Ay kardeş, Mektubat'ta geçen "İnsanda en tehlikeli damar enaniyettir" cümlesinden yola çıkarak, enaniyetin bizi "benbenci" yaptığını ifade ediyor. Ayrıca "Şu asırda ehl-i dalâlet eneye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor" cümlesinden yola çıkarak da özellikle son asırda ortaya çıkan feminizm, modernizm, liberalizm gibi akımların enaniyetten doğduğunu yazıyor. Sadece bunlar mı aziz kardeş? Materyalizm, komünizm gibi cümle "izimler" hep öyle değil mi? Nemrut ve Firavun'un yolunu takip edip 'ben'i merkeze yerleştiren, başta kendi mânevî mahiyetini örtüyor; sonra da bu mahiyetin yüzlerce parmakla işaret ettiği kendi sahibinden, yaratıcısından gaflet ediyor. Fakat mevzu o değil. Mevzu, önce kendimiz. Biz demekte zorlanan ve bir türlü eritemediğimiz enaniyetimiz. Bu da bizde bir "izm"i netice vermiyor belki fakat kıskançlık, rekabet, merdümgirizlik, münakaşa, haset, muaraza, tefrika gibi ehl-i imanı ağlatan, yaralayan, bir arada durmasına engel olan bilumum cüruf ve cüruhun kaynağı maalesef. 

Şahsını "Ben size nispeten kardeşim, mürşitlik haddim değil. Üstad da değilim. Belki ders arkadaşıyım" olarak tanıtan Üstad, kendini ders arkadaşıyla aynı noktada görüyor. Bunca Risale okuyoruz, Üstad hiçbir yerde kendini 'oldum, olmuşum' noktasında görmediği gibi, her zaman insana kusurunu beyan ve itiraf dersi veriyor. Risalelerde özellikle bu asrı ve asrın insanının yaralarının, zaaflarının keşfi, teşrihi ve bunların göz hassasiyetinde olan insan duygularını da nazara alan tedavi yolları var. Kısmen Asr-ı Saadet döneminin şartlarının hüküm sürdüğü bu asırda, insanın hassasiyetini nazara alan böyle bir Nebevî metot ancak tesirli olabilir. Bu metotta kendini 'oldum, olmuşum' noktasında görmek yok. Tam tersi, nefsini daima kusurlu ve noksan görmek var. Kusurlarını ve kendini noksan gören, kemâle doğru gidip noksanlıklarını tamir ve tekmil etmeye başlar. Kâmilliğin, mükemmelliğin sonu yok, önü açık. Ama bunun ilk şartı, noksanını görmek. Ne kadar görmek? Ne kadar çok görürsen, o kadar büyürsün ya da o kadar büyüyeceksin. 

"Kendini beğenen belayı bulur" cümlesini ilk okuduğumda, itiraf edeyim ki anlamadım. Belayı bulmakla, kendimi beğenmek arasındaki bağı çözememiştim. Sonra baktım ki (hatta hâlâ kısmen öyleyiz) kendini beğenmenin insanın başına açmadığı bela yok. "Kim ne der, beni nasıl bulur, acaba iyi görünüyor muyum?" gibi insanın başına bela açan, insanı sıkıntıya sokan böyle haller dışında; olmadık tavırlara, beğendirmek havalarına girmek bile bu bela için yeter. Peki "Kendini beğenmeyen safayı bulur" nasıl? Gerçekten tam öyle. Denemesi bedava. İnsan öyle bir rahatlıyor ki. 

Övülme ve yerilmeye aynı mukabelede bulunabiliyor musun? Mesela Üstadın "Fena ve çirkin sözleri ile birbirine küsmesinler ve haysiyetime dokundu demesinler. Bin haysiyetim olsa, kardeşlerimin arasındaki muhabbete ve samimiyete feda ederim" ricasına ne dersiniz? Biri sizi övse kabarıyor, sözle dövse damarınıza dokunuyor mu? 

Akıllı bir insan, elmas kıymetindeki hasenatını cam parçaları hükmündeki lezzetlere, enaniyetlere vesile edip kârlı işlerde zarar eder mi? Eder arkadaş. "Oldum, olmuşum" davası her yanlışı yaptırır. Bana iyi desinler, ben zaten iyiyim gibi heveslerle karışık yaptığın işlerde, kendine tam pay çıkardığın hasenelerde yaptıkların miktarınca zarara uğratır. Farkında bile olamazsın belki. Çünkü o his ve düşünce, kalbinde bir karınca izi solukluğundadır. Büyüleyici bir yönü vardır. 

En iyi herkesi kendinden üstün ve ilerde görmek. Diğer ifade ile kendini herkesten geride görmek. Hem de küfür hâli hariç herkesi. Bunun kârdan başka hiçbir zararı yok. Hani hâl ehli ne demiş?

"Harabat ehlini hor görme zakir,
Defineye malik viraneler var."

Böyle görürsen zararın hiç. Kârın çok. Çünkü herkesten alacağın ders-i hikmet, iyi bir hâl olabiliyor, vardır mutlaka. Bakmasını bilen göz, her çiçekte biraz bulur. Kendini yukarıda görürsen, hem ters teper hem de bir şey alamazsın. Aşağıda görmek, hem bir tevazu hâlidir. "Tevazu sahibini de Allah yüceltir" diye beyan-ı hadîs var. Demek Mevlana'nın "Tevazuda toprak gibi ol" tavsiyesi de ona dayanıyor. 

Toprak gibi olmak... Madem hayat ve dirilmenin aynası en fazla görüldüğü, tecelli ettiği yer topraktır. Rabbimize en yakın olduğumuz secde hâli de toprağa doğrudur. O zaman toprağa inkılapla yeni bir hayata başlangıç yaptığımız gibi, toprak gibi olmakla tevazumuzla da mânevî hayatımızı dirilteceğiz. Hani ne diyor Üstad, "Yok yok olsa, o var olur. Yani nefs-i emmare cihetiyle fena bul ki bâki olasın." Yani bilinmeyenin yolu, silinmekten geçiyor arkadaş. Silin ki bilinesin. Yani 'oldum' deme ki ölmeyesin.

Evet dostlar, yeisle (ümitsizlikle) küfre yuvarlanmaya başlıyor insan, ucubla da (ameline güvenmekle) gurur ve enaniyetin yolunu açıyor. Şeytanı secdeden uzaklaştıran kibir ve arkadaşı gurur ise, maddi ve manevi yükselmenin önünü kesiyor. İnsanı maskaraya çeviriyor. Aman dikkat! 

Selam ve dua ile.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.