Platform tarafından yapılan "Maarifin İstiklali: Birlik Ve Diriliş Çağrısı" başlıklı bildiride kimlik mühendisliğinin eğitim sahasındaki kurumsal yansımasının, 1924’ten günümüze uzanan kesintisiz vesayet süreci olduğu belirtilerek, "Tevhid-i Tedrisat ile atılan materyalist temeller, nihayetinde asimetrik anlaşmalar eliyle maarifimizin “yazılım merkezi” bütünüyle dışarıya ihale edilmiştir" ifadelerine yer verildi.
EĞİTİMDE RANT BÜROKRASİSİ PROBLEMİ
Bildiride eğitimin önündeki en büyük engelin sadece pedagojik değil, “Rant Bürokrasisi”nin olduğu şu cümlelerle vurgulandı: "Hukuki mevzuat (iskelet) ile statükodan beslenen rant odaklı yapılar (kast sistemi) birbirini beslemekte ve eğitimde eğitimdeki yapısal tıkanıklığın temelini teşkil etmektedir. Buradaki “rant”; evlatlarımızın geleceğini heba eden sınav endüstrisi, test kitapçığı piyasası ve liyakati dışlayan bürokratik kadrolaşmadır."
KARMA EĞİTİM VE ZORUNLU EĞİTİM GİBİ YAPISAL TIKANIKLIKLAR
Çözüm önerilerinin de yer aldığı bildiri şöyle devam ediyor:
Türkiye, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, MESEM ve ÇEDES gibi stratejik hamlelerle kendi medeniyet kodlarına dönüş iradesini güçlü bir şekilde beyan ederken, toplum vicdanında büyük bir makes bulan Ramazan genelgesi bu millî uyanışın en berrak ve sembolik bir yansıması olmuştur. Maarif Platformu olarak, Millî Eğitim Bakanlığı’nın zaman zaman gündeme getirdiği karma eğitim ve zorunlu eğitim gibi yapısal tıkanıklıkları aşma gayretini taktirle karşılıyoruz. Yine mesleki eğitimi fıtrata uygun şekilde diriltme yolundaki samimi çabalarını takdirle müşahede ediyoruz. Maarif Platformu olarak özellikle Karma Eğitim ve Zorunlu Eğitim üzerine hazırladığımız raporlara yönelik başlatılan organize karalama kampanyaları Bakanlığın nasıl bir ideolojik kuşatma ve bürokratik barikatla karşı karşıya olduğunu açıkça deşifre etmektedir. Her şeye rağmen samimiyetle ekilen tohumların bütünüyle neşvünema bulabilmesi için, sistemin derinliklerine sızmış olan asırlık “yabancı yazılımın” ve zihniyet prangalarının tavizsiz bir şekilde temizlenmesi gerektiğine olan inancımızı korumaktayız.
Maarif Modelinin Tıkanıklığı ve Çıkış Yolu: Sivil Atılım: Yeni “Maarif Modeli”, kâğıt üzerinde “Kâmil İnsan” ufkunu hedeflese de bu ideal henüz hantal bürokrasinin “çelik zırhını” parçalayacak bir iradeye dönüşememiştir. İyi niyetli bir niyet beyanı olarak yola çıkan bu model, devleti “tekelci işletmeci” rolünden kurtarıp halkın iradesine ve bölgesel potansiyele güvenen bir cesarete ihtiyaç vardır.
Yerli ve Milli Maarif Ufku: Bu ufuk, maarif sistemimizi küresel sömürü düzeninin ruhsuz bir dişlisi olmaktan kurtarıp, insanımızı kendi fıtratı ve medeniyet değerleriyle buluşturan bir ontolojik kurtuluş yoludur. Eğitim, sadece bir müfredat meselesi değil, “Kâmil İnsan” idealine yürüyen bağımsız ve milli bir ruhun ihyasıdır. Mehmet Akif, Said Nursi, Nurettin Topçu, Oktay Sinanoğlu, Sabahattin Zaim, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Mümtaz Turhan, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi mütefekkirlerimizin işaret ettiği “yerli ve milli maarif” ufku; eğitimi teknik bir bilgi aktarımı değil, bir şahsiyet inşası, iman, ahlak ve beka davası olarak görür ve görmeliyiz de.
Öte yandan bugün Almanya’nın başarısının sırrı olan “Dual (İkili) Eğitim Sistemi”, özünde Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahilik teşkilatının usta-çırak disiplinidir. Tarihi kaynaklar, Avrupa’nın mesleki eğitim disiplinini Selçuklu ve Osmanlı “Fütüvvetnameleri” üzerinden tevarüs ettiğini doğrulamaktadır. Kendi cevherimizi terk etmek, bizi “diplomalı işsizler” ve “ara eleman açığı” kıskacına mahkûm etmiştir ki bu süratle aşılmalıdır.
Merkezi sınavların ezici baskısı ve eğitimi bir “pazar” haline getiren rant düzenine dair somut bir çözüm sunamayan mevcut yaklaşım; insanımızı edilgen bir “memur adayı” olma kıskacından kurtarıp, hayatın içinde değer üreten “üretken yapılara dönüştürülmelidir.
Tıkanıklığı Aşacak Anahtar: Gerçek Sivilleşme: Maarif modelinin ayağa kalkması ve hayata dokunması, ancak eğitimin üzerindeki devlet tekelinin kalkması ve gerçek bir sivilleşme ile mümkündür. Devletin asli görevi, işletmecilik değil; Doğu’nun kadim medrese birikiminden modern mesleki kurslara, dershanelerin dönüştüğü sivil merkezlerden “Ev Okulu” (Home Schooling) modellerine kadar tüm sivil girişimleri yasal bir statüye kavuşturup sistemin önünü açmaktır.
Bahsettiğimiz bu yapısal tıkanıklığı çözecek ve maarifin önünü açacak sivil ekosistemin omurgası şu temel teklifler üzerine yükselmelidir:
5+3 Kademeli Eğitim ve Şahsiyet İnşası: İlkokul 5 yıl olarak kalmalı; bu safha not ve sınav kaygısından arındırılarak sadece ahlak, karakter ve temel insani değerlerin verildiği bir “şahsiyet inşa” dönemi olarak kurgulanmalıdır.
Erken Yönlendirme ve Ortaokul: 3 yıllık ortaokul safhasından itibaren öğrenciler, sınav cenderesinden kurtarılarak fıtri yeteneklerine göre mesleki eğitime veya akademik branşlara yönlendirilmelidir.
Lise ve Üniversite Reformu: Lise çağı, meslek öğrenmenin altın çağıdır. Gençlerin büyük çoğunluğu bu dönemde sanata, ziraata ve teknolojiye (üretim sahalarına) çekilerek hayatla erkenden tanıştırılmalıdır. Üniversiteler ise kapısındaki verimsiz yığılmanın eritildiği, sadece üst düzey akademik derinlik ve ihtisasın hedeflendiği merkezler haline getirilmelidir.
Bildirinin tamamı için TIKLAYINIZ