En Önde Olmak ve Eller Üstünde Taşınmak

Dr. Okan İMRE

Hep en önde olmak istiyordu. Şimdiye kadar ön planda olmak için elinden geleni yapmıştı ve kısmen başarmıştı. Fakat kendinden daha da meşhuru çıkınca bulunduğu konumdan memnuniyetsizliği başlıyor daha üst mertebelere gözünü dikiyordu.

Bu önde olma isteği, ortaokul yıllarına dayanıyordu. O zamanlar fakir bir ailesi vardı. Ailesine destek olmak için tarlalarda çalışır amelelik yapardı. Dersleri vasattı. Kalabalıktan olacak ki, okulda ve ailede çok sevgi görememişti. Bu yüzden özgüveni yoktu. Çok zeki olduğunun farkında değildi, ta ki ortaokul ikinci sınıfta son matematik yazılısına kadar… Şaşılacak şekilde ilk defa en yüksek notu o almıştı. Matematik öğretmeni Nazan hanım, aldığı bu not karşısında kendisine çikolata hediye etmişti. İşte aldığı o not, o çikolata ve o Nazan hanım, hayatının dönüm noktası olmuştu.

Okuldaki öğrenciler aldığı bu not karşısında çok şaşırmış ve herkes o gün onu konuşmuştu. İlk teneffüste kızlar yanına yanaşıp bu başarıdan nemalanmak için sonraki yazılıda yanına oturma isteğinde bulunmuşlardı. O günü düşündükçe, kızlara karşı utangaçlığın verdiği yüz kızarıklığını hatırladıkça, kendi kendine gülüyordu. Bir hafta boyunca kendini okulun en çalışkan ve gözde öğrencisi olarak görmüştü. Diğer öğrencilerin teveccühü, öğretmenlerin başarılı öğrencilere farklı ilgisi, çok hoşuna gitmişti. Bu saikler, ön planda olma isteğini daha da arttırmıştı. “Ancak en başarılı öğrenci olursam bana karşı bu ilgileri devam eder” düşüncesiyle ara tatilde sonraki dönemin tüm derslerini bitirmiş ve o yıl hiç kimsenin, hatta kendisinin dahi beklemediği bir şekilde sınıfını birincilikle bitirmişti.

Sonraki yıllarda başarı üstüne başarı gelmiş ve çok istediği tıp fakültesine yerleşmişti. Şimdiye kadar o liseden tıp fakültesini kazanan hiç kimse olmamıştı. Çünkü bitirdiği lise, ufak bir ilçenin başarısız bir lisesiydi. İlçedekiler bile çocuklarını o okula göndermiyordu. Kendisi gibi köyden gelenler, o lisenin müdavim öğrencileriydi. İlk defa iyi bir bölüm, üstelik Ankara’da tıp fakültesini kazanan bir öğrencinin çıkması ilçede çok konuşulmuştu. Kimliğini değiştirmek için gittiği nüfus memuru dahi onu biliyordu. “Aaa! sen tıp fakültesini kazanan o çocuksun değil mi?” demiş bu kendisini gururlandırmıştı.

Aradan yıllar geçmişti. Şimdi ise artık doktor olmuş memleketine geri dönmüştü. Muayene olan herkes onun hastalarına karşı ilgisinden bahsediyordu. Yavaş yavaş komşu köylerde namı duyulmaya başlamıştı. Kendisinden bahsedilmesi hoşuna gidiyor ve çalışma şevkini arttırıyordu. Kimseyi geri çevirmiyordu. Çok dua edeni vardı. Kendisi ile ilgili olmasa dahi yardımcı oluyordu. Hatta kendi işi olmadığı halde bazı hastaları için başka bölümlerden sıra alıyordu.

Çok başarılı bir hekim olmuştu. Fakat o en başarılı olmak, en önde olmak ve el üstünde tutulmak istiyordu. Gittikçe artık eskisi kadar halktan takdir görmediğini düşünmeye başlamıştı. Müsebbibini ise çağın gereklerine ayak uyduramadığına bağlıyordu. Onun için başarı ölçütlerinden birisi televizyonlarda kendisinden bahsedilmesi ve programlara çıkmasıydı. O programlara davet edilenlerin çoğunun sosyal medyada halkın teveccühünü kazananlardan oluştuğunu bildiği için kendisine sosyal medyada hesaplar açmaya başlamıştı. Ne kadar sosyal medya kanalı varsa hepsinde hesabı vardı.

Başta herkesin faydasına olan bilimsel içerikler yüklemişti. Fakat bir türlü beklediği ilgiyi görmüyor, kendisini gösteremiyordu. Üstelik takipçi sayısı da bir türlü istediği hızda artmıyordu. Takipçileri kendini daha önce tanıyan akraba ve köylüleriydi. Çok izlenen video ve fotoğrafları araştırarak benzer şeyler yüklemeye başladı. Daha önce şiddetle karşı çıktığı ev içi hal ve vaziyetlerini de artık internete yüklüyordu. Eşi de bu durumdan rahatsız değildi. Neticede takipçileri kendinden de bahsediyordu. Bir sürü beğeni, olumlu yorum alıyorlardı. Sabah-akşam takipçiler ve beğenilerle yatıp kalkıyorlardı. Eşi de kendine hesaplar açmaya başlamıştı. “Doktorun karısı, yani yengeniz” namıyla o da yavaş yavaş meşhur oluyordu. Takipçiler artık aileden biri gibiydi. Ona yenge diyenler de vardı.

Kapısını yakın akrabalarına dahi açmayan o hanım şeytanın yandan yanaşmasına aldanmış, aç kurtlara, tilkilere kapısını açmıştı. Sosyal medya hesaplarının özel mesajlar kısmında birçok iltifatlar, güzellemeler, yemeğe çıkma teklifleri, reklam için işbirliği mesajlarıyla doluydu. Git gide karı koca birbirlerinden uzaklaşmışlardı fakat farkında değillerdi. Yükledikleri fotoğraflarda hep mutlu görünüyorlardı. Kadının hazırladığı sabah kahvaltısı ve kocasına gösterdiği hürmeti sadece o videodan ibaretti. Çocuklarına gösterdikleri ilgi, fotoğraflarını çekip sosyal medya hesaplarına yüklemekten öteye geçmiyordu. Çocuk daha beş yaşında bile değildi. Ağladığında, huzursuz olduğunda hemen eline tablet verip susturuyorlardı.

Artık eşi de en önde olmak ve el üstünde tutulmak için video yüklüyordu. Çocuğunu severken, yemeğini verirken, oyun oynatırken her türlü maskaralıkları sosyal medyaya yüklemeye başlamıştı. Bir çok güzel yorumlar onun hayat suyu olmuştu. Fakat sürekli yeni video yükleme ihtiyacı olduğu için yetişemiyordu. Yoksa takipçileri azalacaktı. En sonunda kendimi de göstersem ne olacak ki demiş ve eşinden habersiz tek başına çektiği fotoğraflarını halka arz etmişti. Neticede örtülüyüm ne olacak ki diye düşünmüştü. Gittikçe işler çığırından çıkmaya başlamıştı fakat farkında değildi. Beğenilme, en önde olma ve el üstüne tutulma arzusu her türlü maskaralığı yaptırıyordu.

Her ikisinin takipçi sayıları bir milyonu bulmuştu. Artık meşhurlardı. Televizyonlar, sosyal medya kullanıcıları yavaş yavaş onları konuşur hale gelmişti. Çoğu kişi onlara imreniyordu. Fakat onlar için her elde ettikleri şeyden sonra artık o şey sıradanlaşıyordu. Ayrıca onlardan daha çok meşhur olanlar vardı ve insanlar en meşhurları el üstünde tutuyordu. Onun için en meşhur bunlar olmalıydı. Bu kadar yapmacık ev halleri, mutluluk pozları ve gösterişler sonunda birkaç yıl geçmişti nihayet el üstünde ve en önde olma sırası onlara gelmişti.

Evet babası, abisi, amcaları, yakın akrabalarından oluşan küçük bir kalabalık meşhur doktoru, eşini ve çocuklarını omuzlayıp el üstünde taşıdılar ve en öne koydular. En sonunda dilekleri gerçekleşmişti. Bütün gazetelerde meşhur doktor ve eşi trafik kazasında hayatını kaybetti yazıyordu.

"Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. İnsanı, insanlara abd ve köle yapar. Yani, nâm ve şöhret isteyen adam, halklara kendini beğendirmek, sevdirmek için, insanlara riyâkârlık, dalkavukluk yapar. Tasannûkâr tavırlar takınır. O belâ ve musîbete düşersen, İNNE LİLLAHİ VE İNNE İLEYHİ RACİUN de.” (Risale-i Nur’dan)

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.