O günler mi geldi?

Metin KARABAŞOĞLU

Bir aydan beri, ruh dünyama bir hüzün hali hükmediyor. Zira, bir ay önce Hz. Peygamberin istikbale dair bir haberini keşfettim ve bu haber ne yazık ki bana yaşadığımız günlerin bir gerçeği olarak gözüküyor.

Kütüb-i Sitte’nin yanısıra Ebu Ya’lâ’nın Müsned’inde, Heysemî’nin Mecmau’z-Zevâid’inde ve Taberânî’nin el-Mu’cemu’l-Evsat’ında yer alan bu hadisi Hz. Ali (r.a.) rivayet ediyor. Onun bildirdiğine göre, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir gün:

“Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı vakit, haliniz ne olur?” diye sorar.

Yanındakiler, hayrete düşüp:

“Yâ Rasûlallah! Böyle bir hal mi gelecek?” derler.

Efendimiz:

“Evet, hatta daha da beteri!” buyurur ve ‘daha da beteri’ni şöyle açıklar:

“Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?”

Yanındaki ashabı yine hayret içinde:

“Yani bu olacak mı?” diye sorarlar.

Peygamber Efendimiz, yine:

“Evet, hatta daha da beteri!” diye cevap verir ve ‘bundan daha beteri’ni şöyle açıklar:

“Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız vakit, haliniz ne olur?”

Bu soru üzerine, sahabiler iyice hayrete düşer ve:

“Yâ Rasûlallah! Bu mutlaka olacak mı?” diye sorarlar.

Peygamber Efendimiz, bir kez daha:

“Evet, hatta daha da beteri!” diye cevap verir ve bu ‘daha da beteri’ni şöyle açıklar:

“Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf saydığınız zaman haliniz ne olur?”

Sahabiler, iyice tedirgin haldedirler. Hayretle:

“Yâ Rasûlallah! Bu muhakkak olacak mı?” diye sorarlar.

Cevap şu şekildedir:

“Evet, olacak.”

Bu hadis, daha önceki yazımızda yine Hz. Peygamber’in hadisleri bağlamında dile getirdiğimiz ‘değerlerin tersyüz olması’ olgusunun nasıl bir süreçle gerçekleşeceğini bildirir bize.

Hadisten anladığımıza göre, ilk aşama, gençlerin ‘fıska düşmesi’ ve kadınların ‘azması,’ hadisin aslî ifadesiyle ‘tuğyana sapması,’ yani emr-i ilâhîye karşı asileşmesidir. Gençlerin ve kadınların emr-i ilâhîyi kaale almadığı, emr-i ilâhî karşısında kayıtsızlık ve hatta asiliğin normalleştiği böylesi bir sosyal zeminde önce ‘ma’rufun emri ve münkerin nehyi’ terkedilecek, onu ‘münkerin emredilip ma’rufun yasaklandığı’ bir aşama izleyecek, ondan sonra da ‘ma’rufun münker, münkerin ise ma’ruf’ bilindiği aşama gelecektir.

Hadiste haber verilen son iki aşama, ayrıca manidardır. İlk anda, düz mantıkla bakıldığında, bu iki aşamanın sıralamasında bir ‘terslik’ varmış gibi gelir insana. ‘Ma’rufun münker, münkerin de ma’ruf sayıldığı’ bir aşamadan sonra ‘münkerin emredilip ma’rufun yasaklandığı’ bir aşamaya gelinmesi daha mantıklı gözükür. Oysa hadis, tersi bir süreçten söz etmektedir. Hadis, ‘ma’rufun nehyedilip münkerin emredildiği’ bir aşamadan sonra ‘ma’rufun münker, münkerin ma’ruf’ addedileceğini bildirmektedir.

Bize çelişik gibi gelen bu durum, Hz. Ömer’e atfedilen, “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” sözünün ışığında çözümlenebilir. Buna göre hadise bakıldığında, değerlerin tersyüz oluşu önce fiilî planda gerçekleşecek, daha sonra bu fiilî durum ‘normal’leşecek, yani ‘norm’ haline gelecek, yani ‘kurallaşacak’tır.

Bir ay önce bu hadisi ilk kez okuyup üzerinde teemmülde bulunduğumda ve bir ay boyu hadisi her düşündüğümde, yaşadığımız günleri, yaşadığımız günlerde şahidi olduğumuz olumsuz değişim ve dönüşümleri düşündüm.

Meselâ, en bariz bir örnek olarak, daha önce ülke gündeminin ta merkezine oturan ‘zina’ tartışmasını hatırıma getirdim. Ki, zina konusu, televizyon programlarından, özellikle magazin programlarından, mâlûm medyanın gazete ve dergi haberlerinden ve de görüldüğü üzere, irtikap edenin sakınıp gizlendiği bir konu olmaktan çıkmış, alenîleşmiş bir hal arzediyor ve hadisin bildirdiği ‘değerlerin tersyüz oluşu’ sürecinin ilk aşaması da, ikinci aşaması da bu noktada ne yazık ki gerçekleşmişe benziyor. Mâlûm tartışmada ise, üçüncü ve dördüncü aşamaları da gördük. Zina, bütün dinlerin ve bozulmamış her fıtratın yasakladığı bir insanlık suçu iken, zina yandaşlarının pervasızlığı ve zina karşıtlarının utangaçlığı dikkat çekiciydi; nitekim, dinî hassasiyetiyle bilinen bir partiye mensup milletvekillerinin oylarıyla gerçekleşen kanunî düzenleme, zinayı suç olmaktan çıkarırken ‘dinî nikah’la evliliği suç kapsamında tutuyordu.

Zina tartışması ekseninde yaşananlar, sözkonusu bozulma sürecinin yalnızca bir örneği. Yaşanan sürece kapılmayıp şöyle bir durup dışarıdan bakabildiğimizde, başka birçok alanda da, bu sürecin işlediğini hüzünle görüyor insan. Nitekim, öyle bir zeminde yaşıyoruz ki, faizin haramiyetinden söz etmek, hatta kimi dinî çevrelerde bile, cesaret istiyor. Keza, israfın haramiyetine dair bir vurguda bulunurken, dindar kesimlerin özellikle hanımlar kısmının hışmını üzerine çekebilme ihtimaline hazırlıklı olmak gerekiyor.

Bu hadis ve düşündürdükleri benim gibi size de hüzün vermişse, gelin, beraberce şu hadisin bildirdiği ölçüye ve müjdeye sığınalım:

“Fitneler, tıpkı hasır gibi, çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse, onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalb de onu redderse, onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalb ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır, dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise alaca siyahtır, tepetaklak duran testi gibidir; bu kalb ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, kendisine hevâdan ne yutturulmuşsa, onu bilir.”

O halde, haydi gayret! ‘Beyaz benek’leri arttıralım.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.