‘Nurcu Vicdanı’

İbrahim KAYGUSUZ

Hafta sonu dostlarla bir konu için beyin fırtınası yapıyorduk.
Bir nüansta çatallaşma oldu.
Benim ayrıntıyla ilgili biraz şekilsel, kısmen dünyevi ve akademik bir tavır takınmama karşılık diğer taraftan “dua ve şefkat” içerikli daha ruhani bir teklif geldi.
Ara noktayı zaten bulduk ama sonuç değil süreçte yaşanan “hassasiyet” dikkatimi çekti.

Ayrıntıyı toplantıda birlikte olduğumuz değerli bir ağabeyime açtım.
Uzun mütalaasının içinde çarpıcı bir cümle çok dikkatimi çekti: “Karşı tarafta nurcu vicdanı devredeydi!”

Bu değerli ağabeyim sohbet esnasında kendisi ile ilgili bir iki ayrıntıyı/sırrı da benimle paylaştı: “İşlerimi yaparken, karar verirken, hizmet ederken her zaman ‘bu durumdan Üstadımın haberi olsa idi nasıl tepki verirdi veya Üstadım yanımda olsa idi, ne derdi’ derim!”

İşte takdire şayan bir dikkat ve vicdan hassasiyeti!
Günlük ahvalinde ve fikri müktesebatında “Nurcu vicdanı” kavramını yaşatmayan elbette böyle bir ifadeyi kullanamaz.

Ali Ulvi Kurucu, Tarihçe-i Hayat’ın Önsöz’ünde şu dikkat çekici ifadeyi kullanır: ”Bir Nur Talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay bir şey değildir. Zîra onun gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu "Dikkat!" kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir.”

Nurculuk, hassasiyetler ve dikkatler üzerine inşa edilmiş bir harekettir.
Hassasiyetlerin kaynağı “mes’uliyettir.”

Nur talebelerinin omzuna büyük bir vazife konulmuştur. Bu vazife önemli mes’uliyetleri zorunlu kılıyor.
Sadakatle hizmet etmek bu mes’uliyetlerdendir.

Üstada ve Risale-i Nur’a hüve hüvesine ittiba etmek de öyledir.
Nur talebesi her hali ile nurculuğun çekim alanında bulunmalıdır. Hem teorik işçiliği hem de pratik uygulaması bu niyet suyu ile yıkanmalıdır.
Değilse omuzundaki çok ehemmiyetli vazife zedelenir ve muhafazası lazım olan ve bir taifeye mahsus (Kastamonu Lahikası) olan bir kısım esaslar ve ali hakikatler kaybolur.

Saff-ı evvel ağabeyler Üstadlarına ittiabaan bu hassasiyete çok riayet etmişlerdir.
Üstadlarının vefatı ile birlikte Risale-i Nur’a aynı hassasiyetle ittiba etmeye devam etmişlerdir.
Bundan ötürüdür ki Risale-i Nur bugün Anadolu’nun sinesinde çok kökleşmiştir.
Ve ki hiçbir kuvvet onu çıkaramamıştır.

Üstadımız derler ki: “Risale-i Nur sefine-i Nuh gibi Anadolu’yu Cebel-i Cudi hükmüne getirip, küre-i arzın yangınından ve tokadından kurtulmasına bir sebeptir.”

Nur talebesi ise esas-ı velayet, esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı sünnet-i seniyye gibi ehemmiyetli esasları muhafaza ederek bu sefine-i Nuh’a dahil olmalıdır.

Dahil olmaktan öte yangındaki masumları sefineye dahil etme gayretinde olmalıdır.
Bunun için uyanık bir vicdana ihtiyaç vardır.

Bu vicdan “nurcu vicdanı”dır.
Her nur talebesi dünyevi/uhrevi bütün işlerinde bu uyanık vicdanı ayakta tutmalıdır.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.