Uzun süredir özlemle beklediğim ve 4 Ekim tarihinde başlayan 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, bu yıl “Küresel Krizler ve Kur’ânî Çözümler” ana temasıyla kapılarını açtı. Bu organizasyon, şahsım adına adeta bir fikir ve düşünce bahçesine kavuşmak anlamı taşıyordu. O bahçede çeşit çeşit Risale-i Nur meyvelerini tatmak; Esmâ-i Hüsnâ nakışlarıyla bezenmiş Risale-i Nur talebelerinin samimi ikramlarına şahit olmak, şükre değer büyük bir nimet hükmündeydi.
Sempozyum boyunca insanî fakültelerinden sunulan her bir tebliğ ve çalışma, ayrı ayrı hazırlanmış zengin ziyafet sofralarını andırıyordu. Bu ilim ve tefekkür sofralarında aklın hikmet delillerine, kalbin heyecan dolu atışlarına, ruhun şevk ve coşkusuna, vicdanın lezzet-i ruhanisine ve hayalin tefekkür denizindeki yolculuğuna tanıklık etmek mümkündü. İnsanın akıl, kalb, ruh ve vicdan gibi bütün duyu ve duygularıyla ortak bir ulvi gayede tatmin olması, satırlara sığmayacak kadar derin bir tecrübedir. Nitekim sempozyuma katılan diğer misafirlerin de aynı hissiyatı paylaştığını gözlemlemek güç değildi. Günümüzde krizlerin en küçük daire olan bireyden başlayıp en büyük daire olan küresel boyuta kadar herkesi etkilediği bir gerçektir. Bu bakımdan, sunulan Kur’ânî çözümleri merakla izlemek, dersler çıkarmak; ümitle ve sorumluluk bilinciyle geleceğe hazırlanmak, sempozyuma katılan her bir bireyin omuzlarına yüklenmiş önemli bir emanettir.
Bediüzzaman Said Nursî’nin Sünuhat adlı eserinde geçen ve I. Dünya Savaşı sonrasındaki büyük trajedileri tahlil ettiği "Rüya'nın Zeyli" bölümündeki "Rüya hacda sükût etti" ifadesi son derece manidardır. Bu ifade, İslam’ın temel rükünlerinden biri olan haccın ve onun içerdiği ulvi hikmetlerin ihmal edilmesinin ümmet üzerinde oluşturduğu ağır faturayı ortaya koyar. Haccın terki veya hakiki manasından uzaklaşılması sıradan bir kusur değil, adeta toplumsal boyutta ilahi gazabı celbeden bir nedendir. Çünkü hac; farklı coğrafyalardan Müslümanların tanışmasını (teârüf), fikir birliğini (tevhid-i efkâr), yardımlaşmayı (teavün) ve ortak çalışma kültürünü (teşrik-i mesai) sağlayan evrensel bir İslam kongresidir. Bu büyük sosyal maslahatın ve İslami siyasetin arka plana atılması, Müslümanların birbirini tanıyamamasına ve neticede dış mihrakların milyonlarca Müslümanı İslam aleyhinde araçsallaştırmasına zemin hazırlamıştır.
Bu açıdan bakıldığında söz konusu sempozyum, adeta haccın küçük bir numunesi niteliğindeydi. Farklı ülkelerden gelen kardeşlerimiz, aynı amaç ve gayeye hizmet etmek, küresel krizlere çözüm yolları üretmek adına el ele, omuz omuza vermişlerdi. İhlasla, sadakatle ve dertli bir yürekle hareket eden muhabbet fedaisi bu insanların, teknolojinin imkânlarını da müspet yönde kullanarak hazırladıkları dersler takdire şayandı.
Sempozyumun açılışındaki sinevizyon gösterimi ve burada işlenen semboller tefekkür dünyamız açısından oldukça etkileyiciydi. Özellikle felsefe gözlüğünü temsil eden bakış açısı ile nefsi anlatan el feneri metaforu üzerinden "mana-yı ismi" ve "mana-yı harfi" hakikatlerinin sahnelenmesi, anlatılmak istenen mesajı mükemmel bir şekilde özetliyordu.
Gerek sunduğu tefekkür boyutuyla gerekse ümmet bilincini pekiştiren iklimiyle bu sempozyum, geleceğe dair ümitlerimizi tazelemiştir. Eserleriyle ve gayretleriyle çözüme katkı sunan kardeşlerimizin emeklerinin, hem dünyada hem de ahirette katkat mükafatlandırılmasını temenni ediyorum. Sempozyumu hazırlayan, organizasyonda emeği geçen ve katılım sağlayan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunar, Cenab-ı Hak'tan hepsinden ebeden razı olmasını niyaz ederim.