Ittihad-ı İslâm'a Giden Yol

Nuran ŞAHİN

Bireyin İç Birliğinden Ümmetin Birliğine

İttihad-ı İslâm, yalnızca Müslümanların bir araya gelmesi değil; ortak bir gaye, sağlam bir ahlâk ve karşılıklı sorumluluk bilinci etrafında birleşmesidir. Bu birliğin toplumsal hayatta kök salabilmesi için öncelikle bireyin kendi iç dünyasında bir bütünlük oluşturması gerekir.

İnsan, kendi içinde sağlayamadığı birliği başkalarıyla ne ölçüde gerçekleştirebilir?

Bu sorunun cevabı, kendini tanımaktan geçer. İnsan aklını, vicdanını, kalbini, ruhunu ve iradesini tanımalı; düşünceleri, niyetleri ve davranışları arasında uyum kurmaya çalışmalıdır. Aklıyla doğruyu araştırmalı, vicdanıyla sorumluluğunu hissetmeli, kalbiyle hakikate bağlanmalı ve iradesiyle inandığı değerleri hayata geçirmelidir.

Kur'ân-ı Kerîm'de, “Ben insanları ve cinleri ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât, 51/56) buyrulur. Bu ayet, insanın temel gayesini (İ’la-I Kelimetullah) hatırlatır. İnsanın yaratılış gayesini tanıması, şahsî hedeflerini daha yüksek bir anlamla buluşturmasına yardımcı olur.

Birlik için yalnızca aynı inancı paylaşmak yeterli değildir. Ortak gayenin anlaşılması, bu gaye uğrunda sorumluluk alınması ve farklı kabiliyetlerin birbirini tamamlaması gerekir. Hakiki birlik, farklılıkları ortadan kaldırmak değil, onları ortak bir hedefe yönlendirebilmektir.

Kur'ân-ı Kerîm'de, “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin” (Âl-i İmrân, 3/103) buyrularak birlik çağrısı yapılır. Bir başka ayette müminlerin kardeş olduğu bildirilir (Hucurât, 49/10). Bu kardeşlik, yalnızca bir aidiyet duygusu değil; anlaşmazlıkları gidermeyi, adaleti gözetmeyi ve dayanışmayı da gerektiren bir sorumluluktur.

Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur'un Yirmi Birinci Lem'a'sında ihlâs, uhuvvet, ittihad ve teşrik-i mesai üzerinde durur. Ortak bir hizmette insanların emeklerini birleştirmesinin nasıl büyük neticeler doğurabileceğini örneklerle açıklar. Buradan hareketle birlik düşüncesinin temelinde, şahsî menfaatleri ortak gayenin önüne geçirmemek ve başkasının başarısını kendi başarımıza karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiği anlaşılır.

Bu noktada ihlâs, sebat, sadakat ve güven öne çıkar. İhlâs niyeti arındırır; sebat, doğru istikamette devam etmeyi sağlar; sadakat, ortak gayeye bağlılığı güçlendirir; güven ise insanlar arasında sağlam ilişkiler kurulmasına zemin hazırlar.

Kur'ân'ın, “Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık” (Hucurât, 49/13) ayeti, tanışmanın ve farklılıkları anlamanın önemini gösterir. Birbirini tanıyan, kabiliyetlerini fark eden ve güven geliştiren insanlar, ortak hedefler doğrultusunda daha sağlıklı iş birliği yapabilirler.

Bu iş birliğinin hayata geçirilmesinde teşrik-i mesai ve taksimü'l-a'mâl önemli iki ilkedir. Teşrik-i mesai, ortak bir gaye için birlikte çalışmayı; taksimü'l-a'mâl ise işlerin ve sorumlulukların kabiliyetlere göre paylaşılmasını ifade eder. Herkesin aynı işi yapması yerine, herkesin kendi imkânları ölçüsünde ortak hayra katkıda bulunması, hem verimliliği hem de dayanışmayı güçlendirir.

Birliğin korunmasında müspet hareket de belirleyici bir yere sahiptir. Müspet hareket, sorunları büyütmek yerine çözüm aramak, yıkmak yerine onarmak ve farklılıkları düşmanlık sebebi hâline getirmemektir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm, kötülüğe karşı en güzel davranışla yapılmasını öğütler (Fussilet, 41/34). Bu yaklaşım, hakikatten taviz vermeden yapıcı bir tutum geliştirmeyi gerektirir.

İttihad-ı İslâm'ın inşası, bireyin kendi sorumluluğunu tanımasıyla başlar; ailede sevgi ve güvenle, toplumda yardımlaşma ve dayanışmayla, ümmet düzeyinde ise ortak gaye ve müşterek hizmetlerle gelişir. Bununla birlikte kalıcı bir birlik için ferdî gayretlerin yanında adaletli kurumlara, istişareye ve ortak çalışma kültürüne de ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak İttihad-ı İslâm, önce insanın kendi içinde başlayan; ihlâs, uhuvvet, güven, dayanışma ve ortak hizmetle topluma yayılan bir birlik idealidir. Bu idealin gerçekleşmesi, herkesin aynı düşünmesini değil, hak ve adalet ölçüleri içinde ortak bir hayra yönelmesini gerektirir.

Öyleyse kendimize şu soruyu sormalıyız:

Ben, kendi iç dünyamda düşüncelerimi, niyetlerimi ve davranışlarımı ne ölçüde birleştirebiliyorum? Bu birliği ailemin, toplumumun ve ümmetin hayrına nasıl dönüştürebilirim?

İttihad-ı İslâm yolculuğu, belki de bu samimi muhasebeyle başlar.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.