İttihad-ı İslâm’a Giden Yol-2

Nuran ŞAHİN

NİYET—Büyük Birlik, Küçük Bir Yönelişle Başlar

İttihad-ı İslâm, Müslümanların ortak bir gaye etrafında buluşmasını ifade eden önemli bir ideal olmakla birlikte, bu idealin gerçekleşmesi yalnızca birlik arzusunu dile getirmekle mümkün değildir. Birliğin hangi maksatla istendiği, bu uğurda nasıl davranıldığı ve ortak sorumlulukların ne ölçüde üstlenildiği de en az birlik fikri kadar önemlidir.

İnsan, çoğu zaman yaptığı işin dış görünüşüne odaklanır. Hâlbuki aynı davranış, farklı niyetlerle yapıldığında mânevî bakımdan farklı anlamlar kazanabilir. Bir insan yardım ederken Allah’ın rızasını gözetebilir; bir başkası aynı yardımı takdir toplamak için yapabilir. İki davranış dışarıdan birbirine benzese de onları yönlendiren maksat aynı değildir.

Bu gerçek, İttihad-ı İslâm meselesinde de karşımıza çıkar. Müslümanların birlikten söz etmeleri, tek başına gerçek bir birlik meydana getirmez. Birlik arzusunun şahsî menfaatlerden, üstünlük iddialarından ve tarafgirlikten arındırılarak kardeşlik, adalet, ihlâs ve ortak sorumluluk anlayışıyla desteklenmesi gerekir.

Bu sebeple İttihad-ı İslâm’a giden yolu incelerken ilk olarak insanın iç dünyasına, yani niyetine bakmak zorundayız. Çünkü toplumsal dayanışmanın ahlâkî temellerinden biri, ferdin kendi davranışını hangi maksatla gerçekleştirdiğini sorgulamasıdır.

Birlik, yalnızca aynı hedefi söylemek değil; o hedefe hangi niyetle yürüdüğünü de bilmektir.

Amelin Görünmeyen Yönü: Niyet

Niyet, bir işi hangi maksatla yaptığımızla ilgilidir. İnsanın iradesiyle yöneldiği davranışın arkasındaki gaye, o davranışın anlamını değerlendirmemizde belirleyici bir yere sahiptir.

Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurur:

إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155.)

Bu hadis, insanın yalnızca ne yaptığına değil, yaptığı işi hangi maksatla gerçekleştirdiğine de dikkat çeker. İnsanın dışarıdan görülen davranışı, iç dünyasındaki yönelişten bağımsız düşünülemez.

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Mesnevî-i Nuriye’de, “Niyet bir rûhtur. O rûhun rûhu da ihlâstır.” der. Niyet; bir ruh gibidir, bir eylemin içten ve kalpten gelen enerjisidir. Ancak bu ruhun asıl özü ve manevi kaynağı, ihlâstır. Yani yaptığımız her işte samimiyet ve sadece Allah rızasını gözetmek, o niyeti gerçek anlamda ruhlandıran ve değerli kılan şeydir.

Bununla birlikte niyet, yapılan her davranışı kendiliğinden doğru hâle getiren sınırsız bir gerekçe değildir. İyi bir maksat, yanlış bir davranışı otomatik olarak meşru kılmaz. Niyetin yanında davranışın dinî ve ahlâkî ölçülere uygunluğu, başkalarının haklarının korunması ve adaletin gözetilmesi de gerekir.

Dolayısıyla niyet, amelin yönünü belirleyen temel unsurlardan biridir; Doğru niyet; doğru davranış ve doğru yöntemle birlikte anlam kazanır.

İttihad-ı İslâm bakımından da aynı ölçü geçerlidir. Bir insan Müslümanların birliğini istediğini söyleyebilir. Ancak bu isteğini başkalarını küçümsemek, kendi grubunu üstün göstermek veya şahsî nüfuzunu artırmak için kullanıyorsa, birlik söylemiyle davranışının ahlâkı arasında bir uyumsuzluk meydana gelir. Gerçek bir birlik arayışı, niyet ile davranış arasında tutarlılık gerektirir.

Devam edecek

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.