Üslubu Oluşturan Faktörler-3

Nizamettin MELİKOĞLU

Daha önce kaleme aldığımız üslub ile alakalı iki yazımızın birincisinde üslübun çeşitleri, ikincisinde ise Kur’anın üslubunda estetiği incelemiştik. Bu yazımızda da üslubu şekillendiren faktörler üzerinde durmaya çalışacağız.

Her bir şahıs konuşmasıyla aslında bize, konuşmasının Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle ‘Nerede terbiye olduğu’[1] hakkında bazı ipuçları verir. Örneğin mekanik alanda eğitim görüp çalışmış bir insan ile bilimsel alanda çalışmış bir akademisyenin konuşmalarında, kendi mesleklerinin ne olduğu hakkında bazı ipuçlarını yakalamak çok zor değildir. Meseleyi daha da somutlaştıracak olursak, askeri bir hitabeti, irşadi bir hitabetten ‘ses ve nefesinden’[2] bile ayırmak mümkündür.

Zaten bir eserin veya hitabetin başarılı olma kriteri de mümkün mertebe, kendi alanının dışına çıkmaması ile kendi alanının dışına uygulayacağı boykotaj ile doğru orantılıdır. Alan dışından ihraç edilen malzemeler, orada altın değerinde olsalar da burada bozuk para hükmündedirler. Altından da olsa zira’ kadar bir burun, tek başına güzel olsa da vücut bütünlüğünde hükmü sıfırdır. Örneğin askeri hitabette emir komuta ifade tarzı yerine irşadi ifade tarzı, tesirin derecesini minimuma indirgeyecektir.

وَق۪يلَ يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِع۪ي وَغ۪يضَ الْمَٓاءُ وَقُضِيَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَق۪يلَ بُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

(Nihayet) «Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!» denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!» denildi.’ (Hud, 11/44.)

Bu ayette Allah (c.c.) zalimlerin cezalandırılma sürecinden bir sahneyi, adeta büyük bir savaşın sonunda kumandanın ordusuna verdiği talimat şeklinde aktarmaktadır. Savaş yönetiminde en ufak bir gevşeklik nasıl ki kabul edilmezse veya telafisi mümkün olmayan tahribatlara yol açması gibi, bu ayette de kullanılan üslupta bir Kumandan-ı azamın azamet, hiddet, cezalet ve metanetini müşahede etmekteyiz. Bu cezalet, ayetin genel görümünde zuhur ettiği gibi, seçilen kelimelerde de bunu müşahede etmek mümkündür. Örneğin aşamalı bir şekilde emmeyi ifade eden مص kelimesi yerine, birden yutmayı ifade eden بلع gibi cezle bir ifade/fiil seçilmiştir.

İnsanların meşgul olduğu sanat, meslek, meşguliyetleri ve karekterleri de eserlerinde veya konuşmalarında kullandıkları teşbih ve temsillerin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Kişinin meşgul olduğu alan, ruh dünyasını ve zihnini de etkisi altına aldığı için ‘dervişin zikri ve fikri’ darb-ı meselindeki gibi, konuşma ve düşünce alanını da şekillendirir. Yani kişi artık günlük konuşmasında kullandığı teşbih, temsil ve istiareleri yavaş yavaş zihin dünyasını şekillendiren meşguliyet alanından vermeye başlar.

Abdülkahir el-Cürcani de bu meseleyi ahlak ve karekterin kişinin konuşmasında yansıması şeklinde izah etmiştir; ‘Birinin şiiri ince ruhlu iken, başkasının şiiri katı ruhlu olabilmektedir. Birinin lafzında sühulet varken, başkasının mantığı zor olabilmektedir. Bu da tabiat ve ahlakların farklılığından kaynaklanmaktadır. Muhakkak ki lafzın selameti tabiatın selametinden, kelamın hüsnü tabiatın hüsnünden kaynaklanır. Bu hakikatı, sen kendi asrında ve dönemindeki insanlarda müşahede edebilirsin. Ahlakı katı olan birinin katılığını, konuşma ve hitabında da görebilirsin. Hatta lafızlarını sesinde, fısıldamasında, nağmesinde ve lehçesinde görebilirsin.’[3]

Bunun için Bediüzzaman hazretleri ‘"Söylenene bak, söyleyene bakma" söylenilmiştir. Fakat ben derim: Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne içinde söylemiş? Niçin söylemiş? Söylediği sözü gibi dikkat etmek, belâğat nokta-i nazarından lâzımdır, belki elzemdir.[4]

Edebiyatçı ve eleştirmen Dr. Velid Kassab da modern Stilistik’in sadece edebi eser üzerine yoğunlaştığını, aslında bunun yanında yazarın şahsiyeti, eserin kaleme alındığı tarihi, sosyal ve psikolojik bağlamı üzerinde de yoğunlaşılması gerektiğini ifade eder.[5]

O halde bir eserde, o eserin sahibinin sosyal, psikolojik ve dini kodlarına ait ipuçlarını, eserdeki açık veya subliminal ifadeler sayesinde tespit etmek mümkündür.

وَاسْتَفْرِغِ الدَّمْعَ مِنْ عَيْنٍ قَدْ اِمْتَلَئَتْ مِنَ الْمَحَارِمِ وَالْزَمْ حِمْيَةَ النَّدَمِ

‘Haramla dolmuş olan gözlerinden gözyaşı akıt ve pişmanlık perhizine sarıl.’[6]

Bir mutasavvıf olan Hakim-i Busayri, bu beytinde manevi tekamülün metodunu gösterirken, meslek ve meşrebiyle alakalı kodlarının beytinde açık bir şekilde okunabilmesi açısından konuyu iyi aydınlatan örneklerdendir.

Kur’an’da Sebe’ suresinde Hüdhüd’ün Sebe’ kavminden haber verirken, kendi sanatına ait kodların o haberin içerisinde okunabilmesi, üslübu oluşturan faktörleri göstermesi açısından manidardır.

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

"Göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilen Allah'a secde etmesinler diye (şeytan onları yoldan çıkarmış.)" (Neml, 27/25)

Yeraltındaki suları santrafüj aleti gibi tespit edebilme yeteniğiyle donatılmış olan Hüdhüd konuşurken, Allah’ın onun üzerinde tecelli eden esmayı göstererek konuşması veya meslek ve sanatıyla ilgili kodların verdiği haberde okunabilmesi, üslubun ayine-i şahsi olma hakikatine delalet eder.

Kur’an’ın ifadelerindeki maani ve beyan ilmine ait meziyetler, yani ifadelerin normal bir ifadeden Bediüzzaman’ın ifadesiyle ‘tabiattan çıkmış bir kelamın’[7] işlenip edebi kategoriye yükseltildiğini gösterirken, sadece avamı değil edipleri de hissedar etmesi, mesaj karşıya iletilirken toplumdaki anlayış farklılıklarının gözardı edilmemesi, bütün anlayış seviyelerini hissedar edebilme kapasitesi de Kur’an’ın üslubundaki hekîmiyyetini ayrıca gösterir.

[1] Said Nursi, Muhakemat, s. 103.

[2] Said Nursi, Muhakemat, s. 104.

[3] El-Cürcani, Delailü’l-İ’caz, s. 339.

[4] Said Nursi, Muhakemat, s. 123.

[5] Velid Kassab, Üslup nasıl şekillenir, https://www.kapl.org.sa/magazine/ahwal-al-marefah/article/328/english-content-coming-soon

[6] Bu beyit İmam Buseyri’nin Peygamberimizi öven bir şiirinden (Kaside-i Bürde) alınmıştır.

[7] Said Nursi, Muhakemat, s. 103.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.