Nevzat Tarhan’ın T’si: Toplum Psikolojisi

Leyla YILDIZ'ın yazısı....

"Düşünürlerin aydınlatamadığı

toplumları şarlatanlar aldtatır."

Marquis de Condorcet

 

Toplum Psikolojisi mi? Tefekkür.  Rodin’in Düşünen Adam Heykeli.  Birinin yapı maddesi mermer ve bronz, diğerininki kelimeler. İkisi de abide. Duyuş, düşünüş ve kalbe doğuşun taş, metal ve kelimelere bürünüp anıtlaşması. Düşüncenin hissi kabl el vuku ile somutlaşması. Vecdin, ilhamın, insiyak ve inkişafların eseri.

Büyük eserler uzun doğum sancılarının ürünüdür. Yanacaksın ki yazabilesin. Kalbin kanayacak ve kaynayacak ki yaratabilesin. Toplum Psikolojisi, yanan, kanayan, kaynayan ve feveran eden bir kalbin sesi. Hassas bir şuuraltından sızan terennümler. Tarihin gidişatından muzdarip bir tecessüsün gözlem ve izlenimlerinden doğan bir sanat eseri. Kozasından süzülen hercai kelebek gibi.

Düşünürün vazifesi, insanından kopan, geçmişini unutan, yolunu şaşıran, kaybolmaya yüz tutan, cinnete tutulan, Prof. Tarhan’ın deyimiyle histeri ve sosyal şizofreniye yakalanan bir toplumu iyileştirmeye ve irşada çalışmak.  Mütefekkir, önce kanayan yaranın ıstırabını duyar sonra fikrini üretir. Ziya Paşa’nın meşhur vecizli tespiti bu duruma delalet eder:

             “Her akile bir dert bu âlemde mukarrer
              Rahat yaşamış var mı güruh-ı ukaladan”

Düşünür, tetiktedir. Algıları açıktır. Düşene yardım etmeden önce düşmeye mani olmak ister. Âdeta çırpınır. Gecesini gündüzüne katar. Kendisini düşünceye adar. İslam mütefekkirlerinden Sühraverdi, uyumamak için saçlarını arkadan çivilere bağlardı. Uyumamak ve düşünce üretmek için.  Kafası düşüp canı acıyınca uyanır kafa yormaya devam ederdi.

Aydın, herkesin bakmadığı yönden bakar dünyaya. Tehlikeyi görmek için sinyallerin nabzını tutar. “Tehlike ne kadar yaklaşmışsa kurtuluş o kadar yakındır.” der. Hölderline; düşünceyi ararken yolu şizofreniye varan düşünür. Fakat tehlike uzakta değildir;  çağın ve çağdaşlaşmanın göbeğindedir. Tehlike yani üçüncü sayfa haberlerine dönüşen yegâne sermaye…

Düşünen adam bir devrin kendisidir. Nevzat Tarhan, hümanizmle beslenip sekülerizmle semiren bir devrin mütefekkiri. Nevzat Tarhan’ın T’si yani Toplum Psikolojisi, bir çağın çığlığı. Modernlik hummasına tutulmuş sancılı bir çağın. Keşmekeş bir dönemin aynası.  Kötü dünya sendromundan küresel depresyona, sömürgecilikten toplumsal şiddet ve çatışmaya, bireysel afaziden küresel ve toplumsal afaziye, mankurtlaşma yoluyla köleleştirmeden çarpık modernleşmeye, şizofreniden sosyal şizofreniye, anarşizmden satanizme, sosyal damgalamadan marjinalleşmeye, toplum mühendisliğinden yozlaşmış siyasi, içtimai ve kültürel politikalara tutulan ayna. Kâh bunalımlara, krizlere, yüzyılın illetlerine sunulan reçetedir; kâh önleyici hekimlik.

Toplum Psikolojisi Nevzat Tarhan’ın kalıcı ve evrensel boyuttaki yapıtıdır. Tarhan, hiçbir eser vermemiş olsa bile onu sosyal psikolojinin tahtına oturtacak bir başyapıttır. İbn Haldun’u sosyolojinin tahtına oturtan “Mukaddime” gibi.

Keşiftir. Düşünen adamın keşif yolculuğu. Prof. Tarhan’ın bir Macellan, Marco Polo ve Kristof Kolomp edasıyla toplumları keşfe çıkışı. Doğulu toplumlarla batılı toplumlara Evliya Çelebi bakışı. Sosyolojik, folklorik, ampirik çözümlemelerle.

Dokunuş. Ufak dokunuşlar mahsulü Toplum Psikolojisi. Hint’ten Çin’e, Roma’dan Yunan’a, Osmanlı’dan Rus’a, Amerikan ve Pagan kültürüne hassas dokunuşlar. Sihirli temasların kumaşa dönüştüğü bir ipek böceği kozası misali.

Puslu kıtalar atlasıdır Toplum Psikolojisi. Doğuya vakıf, Batıyı iyi bilen Nevzat Tarhan’ın kaleminden toplumların psikodinamik tahlili. Yöntem bilimindeki analoji metoduyla toplumsal olayların analizi.

Toplumsal kaostan logosun zuhur ettiği Toplum Psikolojisi, düşünce ufkunda parlayan bir yıldızdır; bir entelektüelin fikri arayışını ve titizliğini nümayan eden. Yıkıcılığı yaratıcılık diye topluma enjekte eden düşüncenin faşistlerinden düşüncenin fethine giden yol… Yayımlandığı zaman yankı bulmadı. Tartışılmadı. Gölgede kaldı. Keşfedilmeyi bekledi; keşfedilmeyi yani düşüncenin alaimisemasında tahtına kurulmayı. Bir kitap değil şaheserdir esasında Toplum Psikolojisi. Zirve. Düşünsel platformda zirve. Sosyal psikolojide zirve. Ağrı Dağı’nın sis ve dumanı gibi bilimle, irfanla, ilimle, malumla taçlanan… Baskı hatalarına, sık sık düşülen tekrarlara, dil ve anlatımındaki pürüzlerine rağmen.

Komedi. İnsanlığın İlahi Komedisi. Toplumların trajedisini sergileyen bir tiyatro sahnesi. Batı’nın geldiği nokta, girdiği çıkmazlar, Doğu’nun elinde tuttuğu hazine ve hazineyi yağmalamaya gelen Batı’nın izlediği politika… Işığı vaat edip karanlığı getiren, kutsal mefhumların maskesi altında cinayet işleyen Batı’nın gerçek yüzünün ifşa edildiği komedi sahnesidir Toplum Psikolojisi.  Afrika’daki devletleri sömürge altına almak için dini duyguları istismar eden Avrupa’nın hile ve senaryolarını Kenya Cumhurbaşkanı Jomo Kenyatta  şu sözlerle ifade eder: “Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmemizi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda ise bizim elimizde İncil, onların elinde ise bizim topraklarımız vardı.”

Toplum Psikolojisi, kavramların tüm zarafetiyle çıktığı podyum. Kavramların nüanslarla defilesi: Marjinalleşme, radikalizm, fanatizm, dogmatizm, damgalama, ötekileştirme, şiddet, dijital şiddet, mankurtlaşma, empati,  diyalog, nihilizm, anarşizm, ve satanizm… gibi mefhumların analizi raksa çıkar eserde. Yazar, her bir kavramın örtüsünü, bir rakkasenin örtüsünü çeker gibi alır. Nüanslar, ince tül. O tülü kaldırır ve tüm inceliğiyle seyrettirir bize sosyolojik, psikolojik ve felsefi kavramların kıvrak dansını.   

Heiddegger: “Dil varlığın evidir.” der. Çağdaş Batı düşüncesindeki analitik felsefede bütün filozoflar dile odaklanıp dil çözümlemeleri yapar. Gerçekliği kavrama kaygısı, onları dil çözümlemelerine iter. Dili, felsefenin merkezine oturtan 20. yüzyılın en önemli filozoflarından  Wittgenstein: “Düşüncenin sınırlarını, dilin sınırları oluşturur.” diyerek bütün felsefe problemlerini dil problemine indirger. Onun düşüncesinin merkezinde, dilin kapsamını ve sınırlarını belirleme problemi vardır. Çünkü dil iyi anlaşılırsa felsefi meseleler de iyi anlaşılacaktı. Prof. Tarhan, Toplum Psikolojisinde analitik felsefeciler gibi davranarak dil çözümlemeleri yapar.  Tarhan’a göre; bir toplumda tıpkı din ayağı gibi dil ayağı doğru tanımlanmazsa o toplum şizofren olur. Şizofrenide çarpık algılama vardır. Toplumsal şizofrenide geçmiş çarpık algılanır ve toplum geçmişiyle kavgalı hale gelir. Prof. Tarhan, kimliğin bekası için de dili muhafaza etmeyi önerir.

Türkiye’de halka hitap eden bir sosyoloji dili oluşturulamadı. İçtimaiyat, kavram kargaşasının keskin gölgesinde kaldı. Aydınlar halka ulaşmayı başaramadı. Denilebilir ki Türk tarihinde ilk kez halk-aydın kopukluğu bertaraf edildi. Nevzat Tarhan, halka halkı halk diliyle anlatmayı başardı. Bu nedenle halk tarafından çok okunup taltif görmeye başladı. Böylece, Türkiye’yi sosyoloji ile tanıştıran ve ilk Türk Sosyolog unvanını alan Ziya Gökalp’ın yüzyıllık emeli “aydının halkın ayağına gitme” mefkûresi gerçekleşti.    
         
Akıl ve bilimin rehberliğinde sırtını irfana dayayan bir bakış açısıyla kalıp yargılara, nasslara, alışılmışa reddiyedir Toplum Psikolojisi. Yozlaşan topluma, çarpık batılılaşmaya, tarihten kopmaya, geçmişe taş atmaya, laik-dindar,  Türk-Kürt, Alevi- Sünni gibi insanları ayrıştırmaya, gelir dağılımındaki adaletsizliğe, avam seçkin gibi sınıflamaya, toplumu keşmekeşliğe ve buhranlara iten felsefi öğretilere, dürtüleri serbest bırakan ideolojilere, korku yoluyla yaptırımlara, toplum mühendisliğine, yozlaşan kültürel ve siyasi politikalara reddiye. Modern yaşamla gelen egoizm ve konfortizme bir Jacquez Derrida’nın sert çıkışıdır Toplum Psikolojisi. Ötekileştirmeye ve etiketlemeye Michel Foucault’ isyanı.
 
Toplum Psikolojisi uyanıklığa çağrı. Yığın olmaya, yağmalanmaya tetikte şuur. Ve modernizmin hastalıklarına postmodern öneriler. Sihirli formül adaletin inşasında,  empatinin kişiler arasında, toplumda ve siyasette hayata geçirilmesinde, duygusal okuryazarlık, hoşgörü, diyalog, çoğulculuk, uzlaşmacılık, mücadele yerine yardımlaşma,  rasgele iyilik yapma, farklı fikirlere ve kültürlere saygılı ve alternatif yaşamlara karşı adil olmak gibi iletişim zenginliklerindedir.

Toplum Psikolojisinde sosyal psikoloji determinizmle gün ışığına kavuşur. Şiddet yoksulluk, şiddet kimlik, suç akıl hastalığı arasındaki gibi birçok ilişki nedensellik ilkesiyle ortaya konulur:

 “Gasp gibi kent suçlarının arkasında gelir dağılımındaki adaletsizliğin ciddi rolü vardır.” ( s.147)

“Zenci zenciliğine, Basklı kendi kimliğine, Kürt, Kürt kimliğine sığınarak kendi kimliklerini ayakta tutmak için şiddeti kullanır. Kimlikleri aşağılanan toplumlar, başka çözümleri kalmadığını düşündükleri zaman, kimliklerini şiddet kullanarak korumaya çalışırlar.( s.146)

 “Toplumda melezlerin aşağılanması, onları şiddet ve teröre yaklaştırdı. Ve terörist adayı haline getirdi. Toplumlarda aşağılanma ve dışlanma, melezleri şiddet üreten bir ruh haline soktu.” ( s.147)

Toplum Psikolojisi'nden Sızıntılar

“(Bir) toplum başka toplumlardan özellikler alarak kendi kimliğini sorgulayarak sentezini oluşturur. Bu sentezi oluşturmayı başaramayan kültürler marjinalleşir, başaranlar gelenekselleşir. Kültürlerin gelenekselleşmesi için muhakkak yatay ve dikey alışverişe açık olması gerekir. ( s.112)

Amerika’nın kuzey bölgelerinde, Boston, Connecticut, New York gibi eyaletlerde zenciler hala marjinalleştirilmektedir. Hırsız, psikopat, potansiyel suçlu muamelesi görmektedirler.( s.112)

Bir kimse veya grup marjinalleştirildiği zaman toplumla bağlantısı koparılır ve ayrı tanımlanır, bir bakıma ötekileştirme ortaya çıkar. Bu kişiler diyalogu kapatır, içine kapanır, kendi alt kültürü içinde yaşar. ( s.112)

“Psikolojik savaşta, bir kültür yok edilmek istendiğinde marjinalleştirilmeye çalışılır. Marjinalleştirilen kültüre karşı toplumda korku ve öfke uyandırılır ve etiketlendirilir.” ( s.115)

 “Radikalizm, fanatizmden farklı olarak içinde ideoloji barındırır. (…) Bu kişiler kendi doğruları için adaleti yok sayarlar. Cadı avına çıkarlar, kendileri gibi düşünmeyenler hakkında dehşet uyandırırlar, şüphe ortamı oluştururlar, yandaş- karşıt, dost düşman ayrımı yaparlar.” (s.117)    
                                                  
 “Kişilere doğaüstü güçler verilerek sorgulanmaz hale getirilir ve dogmalaştırılır. İnsan kutsallaştırdıklarını sorgulamaz. Fakat pozitivizmin amacı sorgulamaktır.”

“Osmanlı Tanzimat’la birlikte batı kültürüne kapılarını açmıştı. Cumhuriyet döneminde bu gidiş hızlandırılmak istendiğinde arabesk kültür ortaya çıktı.” ( s.59)     

“Batı kültürü zorla dayatıldığında ona karşı pasif bir direniş gösterildi. Sadece Urfa yöresinde olan arabesk müzik bütün ülkeye yayıldı.” ( s.59)

“ İttihat ve Terakki ile birlikte kültürel kimlik tanımlaması değiştirildi. Irk esaslı Jön Türk ve ittihat terakki hareketiyle ‘Türk ırkı üstün ırktır’ tezi ortaya çıktı.” ( s.52)

“Hollanda’da nüfusa kayıtlı köpek sayısı insan nüfusuna eşittir.” ( s. 282)

“ Roma döneminde pagan kültürünün baskısı ve adaletsizliği vardı. Zayıfların, kadınların ve Romalı olmayan herkesin köle olduğu, alıp satıldığı, kölelerin alın teri ve çilesiyle tapınakların ve Roma heykellerinin oluşturulduğu bir dönemdi. Aynı şekilde Mısır’da piramitlerin yapılması sırasında, çalışan köleler konuşup vakit harcamasın diye dilleri kesilmiştir.” ( s. 278)   

Her kültürün kültürel çeşitliliğini sunabilmesi için demokratik çoğulculuk gerekir. Her kültürel tercih saygıdeğer, eşsiz, biricik ve özeldir. Bir diğerinden üstün değildir. Avusturalya’daki Aborjinler, Amerika’daki Moon Tarikatı gibi gruplar teknolojiyi ve medeniyetin bazı gereklerini reddediyorlar.” (s. 281)

“Türkiye’de (…) ‘ Kafasını eze eze hallederiz.’ tarzında bir yaklaşım devam ettiği için terör sorunu çözülemiyor.” (s. 288)

“Kürt ve Ermani kimliğindeki kişileri asimile ederek ve kendine benzetmeye çalışarak değil, onları öylece kabul ederek birlikte yaşamayı başarmak gerekir.” (s. 288)

“Buyurgan tarzdan vazgeçip eşitler ilişkisi kurulduğundan sorun çözülecektir.” (s.288)

“Laiklik bir din alternatifi değildir. Materyalist yaşam tarzına laiklik dediğimizde bir yaşam tarzını seçmiş tarafsız olmayan laiklik ortaya çıkar.” (s.290)

“Kendinden olmayanı düşman ve tehdit olarak gören ve yok etmeye çalışan tek tip insan yetiştiren kültür, 20. yüzyıl ideolojisidir.” (s. 315)

“Başkalaşmak değişmek değildir. Başkalaşmak kimliğini değiştirmektir. Fanatikler değişimi bile kabul etmezler. (…) Duvardaki resmin yeri değişse çıldırırlar. Mevcudu korumu duygusu aşırı derecede gelişmiştir. (…) Değişimi isteyeni hainlikle suçlarlar“

"Fanatizmin arkasında totalitarizm vardır.” (s.108)

“Şiddeti azaltmanın, diyalogu geliştirmenin yöntemi uzlaşmacılığı bir metot olarak seçmektir.” ( s.150) 

“Türkiye’nin başı batı kültürü, vücudu Doğu kültürü şeklindedir.” ( s.59)

“Empatinin azaldığı yerde kişiler benmerkezci olur ve toplumsallık zayıflar, insanlar yalnızlaşır.” (s.167)

Kaynak:
Tarhan, Prof, Toplum Psikolojisi, Timaş Yay. 2.Baskı. 2010. İstanbul
                
 

 

 

 

 

 


                                                                                                               

Edebiyat Haberleri