Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Nur İlim ve Eğitim Vakfı tarafından düzenlenen “Nur Eğitim Programı Ödül Töreni” ne katıldı.
Tarhan, konuşmasında Risale-i Nur'un günümüz insanının manevi ve düşünsel ihtiyaçlarına cevap veren önemli bir düşünce sistemi olduğunu vurgulayarak, ilm-i kelamın geniş kitlelere ulaştırılması gerektiğini ifade etti.
Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinin akıl ve kalbi birlikte ele alan tahkik yöntemine dayandığını belirten Tarhan, Risale-i Nur’un hakikate ulaşmayı kolaylaştıran, insanın hayatın gayesini anlamasına katkı sağlayan ve imanî konuların daha kısa sürede kavranmasına imkan sunan önemli bir rehber niteliği taşıdığını söyledi.
Başakşehir Belediyesi Kongre Merkezi Konferans salonunda düzenlenen ödül törenine birçok isim katıldı.
“İLM-İ KELAMIN İLKOKUL SEVİYESİNE KADAR İNMESİ GEREKİYOR”
İlm-i Kelamın geniş kitlelere ulaşması gerektiğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Öyle bir zamandayız ki İlm-i Kelamın lise, hatta ilkokul seviyesine kadar inmesi gerekiyor. Bunu başaran isimlerden biri de Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri olmuştur. İlm-i Kelamın geniş kitlelere ulaştırılması gerektiğini görüyoruz. İmam-ı Gazali Hazretleri, ilmi kelamı ‘havas ilmi’ olarak tanımlıyor. Yani bu ilmin ilimle, dini ilimlerle, Arapçayla ve yüksek ilimlerle meşgul olan kişiler arasında konuşulabileceğini ifade ediyor. Eğer İmam-ı Gazali Hazretleri bugün yaşasaydı muhtemelen Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin takip ettiği yolu takip ederdi. Bu çağda yaşasaydı çağın gerçekliklerini dikkate alarak eski sorulara yeni cevaplar üretirdi.” diyerek sözlerine başladı.
ALLAH’I TANITAN ÜÇÜNCÜ BİR KAYNAK: KÂİNAT KİTABI
Allah’ı tanımak için Kur-an’ı Kerim’e bakılması gerektiğini söyleyen Tarhan; “Bugüne kadar Allah’ı tanıtan iki temel kaynak olduğu biliniyordu. Kur’an-ı Kerim ve Allah Resulü yani Peygamber Efendimiz. Ancak Allah’ı tanıtan üçüncü bir kaynak daha var o da kâinat kitabıdır. Özellikle günümüzde internetin yaygınlaşmasıyla birlikte gençlere şunu söylüyorum ‘İnternette bir DNA’yı, kuantum fiziğini, biyolojiyi ya da insan vücudunu incelediğinizde bunların tamamının bir tasarım ürünü olduğunu görüyorsunuz. Bir yerde tasarım varsa onu tasarlayan, bir yerde sanat varsa sanatkâr, bir yerde resim varsa ressam vardır. Kâinattaki bu sanat eserlerini ve düzeni gördüğümüzde, bunların bir sanatkârının olmadığını düşünmek akıl ve mantık kurallarıyla bağdaşmaz.’ Bu gerçeğin dile getirilmesi gerekiyordu. Çağın Vicdanı kitabında da Bediüzzaman Hazretlerine, bir anlamda biyografi ve psikobiyografi perspektifiyle yaklaşıldı.” ifadelerini kullandı.
RİSALE-İ NUR, KEŞFEDİLMEMİŞ BÜYÜK BİR DÜŞÜNCE HAZİNESİ
Nöroliderlik kavramına değinen Tarhan; “Kâbe’deki tavafın temsil ettiği mana, Allah rızasıdır. Yani biz orada Kâbe’nin maddi yapısını değil, Allah rızasının tecessüm etmiş hâlini düşünürüz. Bu da ihlasın bir karşılığıdır. Biz Kâbe’nin taşını kutsallaştırmayız orada Allah rızasını merkeze almayı kutsal kabul ederiz. Hac ibadetinde şeytan taşlama ritüeli de bunun bir başka boyutudur. Burada sembolik olarak üç tür şeytanla mücadele edilir. Birincisi insi şeytanlar, yani insan kılığında aramızda dolaşan ve kötülüğü temsil eden kişiler ikincisi cinni ve ruhani şeytanlar üçüncüsü ise insanın kendi nefsindeki büyük şeytandır. Asıl mücadele insanın kendi iç dünyasında başlar. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinde de en dikkat çekici yönlerden biri budur. O, metinlerine çoğu zaman ‘Ey nefsim!’ diye hitap ederek başlar. Yani insanlara anlatmadan önce kendi nefsinden başlayarak bir dönüşüm süreci ortaya koyar. Bu yaklaşım modern psikoloji ve yönetim bilimlerinde ‘Kendi kendinin lideri olmayan başkasının lideri olamaz.’ şeklinde ifade edilen nöroliderlik anlayışıyla da örtüşmektedir. Bu açıdan bakıldığında Risale-i Nur eserleri, henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş büyük bir düşünce hazinesi niteliği taşımaktadır.” şeklinde konuştu.
BEDİÜZZAMAN’IN, İHTİMAL VE OLASILIK TEMELLİ BİR DÜŞÜNME SİSTEMİ
Bediüzzaman Said Nursi’nin hakikati anlamaya yönelik yöntemlerinden bahseden Tarhan; “Kiplik mantığı, günümüzde olasılık mantığı olarak bilinen ve yapay zekânın temelinde yer alan bir düşünme biçimidir. Bu sistem insan beyninin bir tür tahmin makinesi gibi çalıştığı fikri üzerine kuruludur. Özellikle modern mantık içinde 1920’lerden itibaren çok değerli mantık olarak ele alınan bu yaklaşım bugün yapay zekâ teknolojilerinin de temelini oluşturmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin eserlerinde de mümkün âlem, muhtemel âlem ve baki âlem gibi kavramsallaştırmalar üzerinden bir düşünme modeli geliştirdiği görülmektedir. Bu yaklaşım ihtimaller üzerinden hakikate ulaşma çabası olarak değerlendirilebilir. Günümüzde yapay zekânın dayandığı olasılık hesaplamalarının matematiksel modellemeleriyle benzer bir mantıksal yapı dikkat çekmektedir. Bu bağlamda Bediüzzaman’ın, ihtimal ve olasılık temelli bir düşünme sistemiyle hakikati anlamaya yönelik bir yöntem ortaya koyduğu söylenebilir. ‘Akıldan Kalbe Yolculuk’ yaklaşımı da bu perspektifi açıklayan önemli bir çerçeve sunmaktadır. Bu yönüyle Risale-i Nur eserleri yalnızca bir metin değil aynı zamanda açıklayıcı ve yorumlayıcı bir düşünce sistemi olarak da değerlendirilebilir.” dedi.
OKUL KİTAPLARINDA ‘NEDEN’ SORUSUNUN CEVABI RİSALE-İ NUR ESERLERİNDE ARANABİLİR
Risale-i Nur’un hakikate ulaşmayı kolaylaştıran bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Tarhan; “Okullarda bize öğretilen bilgiler genellikle vücudun nasıl çalıştığı, doğanın nasıl işlediği, yağmurun nasıl yağdığı gibi ‘nasıl’ sorusuna odaklanır. Bunlar elbette önemlidir. Ancak ‘neden’ sorusu farklı bir alanı ifade eder. ‘Neden’ sorusuna cevap arayışı, Risale-i Nur’un temel yaklaşımında öne çıkar. Okul kitaplarından ‘nasıl’ sorusunun cevabı öğrenilebilir ancak ‘neden’ sorusunun cevabı Risale-i Nur eserlerinde aranabilir. Yani ‘Allah bu kâinatı neden yarattı?’, ‘Bu düzenin arkasında ne var?’, ‘Neden iyi ve kötü var?’, ‘Özgürlük ve sorumluluğun sınırları nelerdir?’ gibi sorular insanın kendini ve varoluşu anlamasında kritik bir yere sahiptir. Bu yönüyle Risale-i Nur, insanın kendini tanıma yolculuğunda önemli bir düşünce çerçevesi sunmaktadır. Hakikate ulaşmayı kolaylaştıran bir yöntem olarak da değerlendirilebilir. Bir anlamda uzun ve karmaşık yolları dolaşmadan daha kısa bir yoldan anlamaya imkân tanıyan bir sistem gibi düşünülebilir. Bu noktada Risale-i Nur’un yaklaşımı, kestirme yol metaforuyla da açıklanabilir. Nasıl ki tesbihte imameye gelindiğinde hızlıca dönüş sağlanıyorsa bu yöntem de hakikate ulaşmada bir kolaylaştırıcı işlev görür. Bu çerçevede bazı değerlendirmelere göre geçmişte uzun yıllar süren eğitim süreçlerinde elde edilen bazı imanî ve düşünsel kazanımların, bu eserler aracılığıyla daha kısa sürede anlaşılabildiği ifade edilmektedir. Bu da içinde bulunulan çağın bilgiye hızlı erişim imkânlarıyla birlikte değerlendirildiğinde önemli bir avantaj olarak görülmektedir.” şeklinde konuştu.
“SABIR VE ŞÜKÜR, İMANIN HAYATA YANSIYAN EN ÖNEMLİ GÖSTERGELERİ”
Teslimiyet kavramına değinen Tarhan; “Tevhid inancı beraberinde teslimiyeti oluşturur. Teslimiyet ise İslam kelimesinin kök anlamıyla da örtüşen bir kavramdır. İnsan bir araca bindiğinde ister gemi ister otobüs ister uçak olsun kaptana teslim olur. Eğer teslimiyet olmazsa sürekli kontrol etme ihtiyacı doğar ve bu da huzursuzluk oluşturur. Aynı şekilde tevekkül de güven üzerine kurulu bir teslimiyet halidir. Bir avukata vekâlet verdiğinizde olduğu gibi yetkiyi devrettikten sonra ona güvenmek gerekir. Bu güven oluşmadığında kişi iç huzurunu kaybeder. Kâinatın da bir sahibi olduğuna inanıldığında, doğru bir Allah tasavvuru ile teslimiyet ve ardından tevekkül ortaya çıkar. Bu noktada insanın ‘Böyle güçlü bir yaratıcım var.’ diyerek hayatını bu bilinçle sürdürmesi gerektiği ifade edilmektedir. Ancak günümüzde pek çok insan Allah’a inandığını söylese de güven ve teslimiyet noktasında zorlandığı görülmektedir. Özellikle musibetler karşısında sabırsızlık, sürekli şikâyet etme hali ve huzursuzluk, bu güven duygusunun zayıfladığını göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında imanın sadece sözde kalmaması, davranışlara ve hayata yansıması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu da tevekkül ve güven duygusuyla mümkün olur. Sonuç olarak iman anlayışının sınanmadıkça olgunlaşmadığı ifade edilir. İnsan hayatında bu sınavlar genellikle sabır ve şükür üzerinden gerçekleşir. Sabır ve şükür, imanın hayata yansıyan en önemli göstergeleri olarak değerlendirilmektedir.” dedi.
“HAYATIN GAYESİNİ ORTAYA KOYUYOR”
“Risale-i Nur’un temel öğretilerinden bahseden Tarhan; “Risale-i Nur’un insana kazandırdığı en önemli anlamlardan biri, hayatın gayesini ortaya koymasıdır. Bu anlayışa göre insanın gaye-i hayatı, Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Bu hedef doğrultusunda yaşayan insan, her an Allah ile bağ kurar. Bir anlamda sürekli bir farkındalık ve manevi irtibat hali içinde olur. Risale-i Nur’un temel öğretilerinden biri de kalbi bağın güçlendirilmesidir. ‘Bismillah’ ile başlayan metinler üzerinden insanın Allah ile sürekli bir irtibat kurması öğretilir. Bu durum kişide kalbi bir huzurun oluşmasına katkı sağlar. Bu bakış açısına göre kâinatta hiçbir şey başıboş değildir. Hastalıklar ve musibetler de bu bütünlük içinde anlam kazanır. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve her şeyin kontrolü kendisinde olan bir ilah inancına sahip olan bir insanın, yaşadığı olaylar karşısında farklı bir duruş sergilemesi beklenir. Mesnevi-i Nuriye’de de ifade edildiği gibi bir insanın üzüntüsünün iki durumu vardır. Eğer meselenin çözümü varsa, üzülmeye gerek yoktur eğer çözümü yoksa da üzülmek sonucu değiştirmeyecektir. Bu nedenle gereksiz kaygı ve üzüntünün insana bir katkı sağlamadığı vurgulanır. Bu çerçevede kişinin kendisini ‘İçim sıkılıyor, moralim bozuluyor.’ gibi duygular içinde bulduğunda yeniden hayatın amacını ve hedefini hatırlaması gerekiyor.” şeklinde konuştu.
BU TÜR BİR ESERDEN YETERİNCE İSTİFADE EDİLMEMESİNİN ÖNEMLİ BİR KAYIP
Risale-i Nur’un düşünce tarihinde önemli bir yer tuttuğunu belirten Tarhan; “Risale-i Nur’da dikkat çeken en temel yöntemlerden biri sorgulama ve tahkik yaklaşımıdır. Bu yönüyle eser, ‘tahkik mesleği’ olarak tanımlanan akıl ile kalbin birlikte işletildiği bir düşünme sistemi sunar. Akıl ile vahyin ve akıl ile kalbin birlikte değerlendirilmesine imkân tanıyan bu yaklaşımın, insanlık düşünce tarihinde önemli bir yere sahip olduğu ifade edilmektedir. Bu çerçevede Risale-i Nur’un, iman hakikatlerini sadece nakil yoluyla değil, aynı zamanda akli ve kalbi bir bütünlük içinde ele alan bir eser olduğu vurgulanmakta. Günümüzde bu tür bir eserden yeterince istifade edilmemesinin önemli bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Son olarak, bu eserlerden istifadenin bir nasip meselesi olduğunu ifade etmek isterim, ömür boyu bu düşünce dünyasından faydalanabilme temennisi ile...” diyerek sözlerini sonlandırdı.
Tarhan Nur Eğitim Programı Ödül Töreni kapsamında eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrencilere hediye takdiminde de bulundu.
Üsküdar Haber Ajansı (ÜHA)