Nazar-ı dikkate dikkat

Misafir Kalem

Mustafa H. Küçükoğlu'nun yazısı

Son zamanlarda Risale-i Nurları fotoğraflarla paylaşma epeyce intişar etti. Ölçüsüz, dikkatsiz bir şekilde kullanılmaya başlandı. Sanki Risale-i Nurlar yeterince dikkat çekmiyormuş gibi... Sanki yeterli olmuyormuş gibi... Sanki vecizeler kendini böyle daha fazla okutacakmış gibi...

Vecize içindeki satırlar sağa sola dağıtılıyor, kaymalar meydana geliyor. Kelimeler gelişi güzel serpiştiriliyor. Bu uygunsuz işi yapanlar da bu vecizenin buna ihtiyacı varmış gibi, “acaba buna uygun nasıl bir fotoğraf bulabilirimin” derdine düşüyor. Sanki başkaca bir iş ve mesele yokmuş gibi. Bu sefer kendine göre vecizeye uygun bir fotoğraf buluyor veya uyduruyor. Ehl-i dünyaya mı ait başkalarına mı ait fark etmiyor. Yeter ki kendine göre münasip olduğunu düşünsün...

Risale-i Nur'un ruhuna uygun mu, insanların aklına malayani şeyler getiriyor mu, asıl mânâdan ve maksattan uzaklaştırıyor mu, efkar-ı ammede menfi bir etkisi ve yansıması oluyor mu, her şeyden önemlisi Risale-i Nur ve üstadımız bunu kabul ediyor mu? Bu suallerin hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmıyor.

Üstadımız alta lugat konulmaması ile ilgili bir hikmeti de şöyle beyan etmiyor mu? "Nazar- ı dikkati dağıtıyor…"
Şimdi bu fotoğraflar, nazar-ı dikkati dağıtmıyor mu?

Acaba bu mesele de Risale Nur'a Kanaat meselesine girmez mi?

“Tefekkür, gafleti izale eder. Dikkat, teemmül; evham zulümatını dağıtıyor. Lâkin nefsinde, bâtınında, hususî ahvalinde tefekkür ettiğin zaman derinden derine tafsilat ile tedkikat yap. Fakat âfâkî, haricî, umumî ahvalâta teemmül ettiğin vakit sathî, icmalî düşün, tafsilata geçme. Çünki icmalde, fezlekede olan kıymet ve güzellik, tafsilatında yoktur. Hem de âfâkî tefekkür, dipsiz denize benziyor, sahili yoktur. İçine dalma, boğulursun.” (Mesnevi-i Nuriye - 147)

“Arkadaş! Nefsî tefekkürde tafsilatlı, âfâkî tefekkürde ise icmalî yaparsan, vahdete takarrub edersin. Aksini yaptığın takdirde kesret fikrini dağıtır, evham seni havalandırır. Enaniyetin kalınlaşır, gafletin kuvvet bulur, tabiata kalbeder. İşte dalalete îsal eden kesret yolu budur.” (Mesnevi-i Nuriye 147)

“Risale-i Nur'da öyle bir manevî zevk ve cazibedar bir nur var ki; mekteblerde çocukları okumağa şevkle sevketmek için icad ettikleri her nevi eğlence ve teşviklere galebe edecek bir lezzet, bir sürur, bir şevk Risale-i Nur veriyor ki çocuklar böyle hareket ediyorlar.” (Emirdağ-1 - 64)

Bir zaman Eyyüb Ekmekçi abi şöyle bir hatıra  anlattı: "Merhum Mustafa  Sungur abi ile Kayseri'den arabaya bindik, İstanbul'a doğru geleceğiz. Sungur abi şöyle buyurdu: "Kendi nazarıyla tefekkür edebilen varsa buyursun baksın, ben Ayet-ül Kübra'dan kâinata bakacağım." Kayseri'den başladık İstanbul'a kadar Ayet-ül Kübra’yı okuduk, dinledik. İstanbul'a kadar üzerimize rahmet yağdı." Bu hatıra bize çok şey anlatmakta.

Eğer tefekkür ederken kesrette boğulmamak istiyorsak, tefekkürümüzü Münacaat Risalesi ile beraber, Ayet-ül Kübra ile beraber, Otuzuncu Lem'a ile beraber, Otuzüçüncü Söz ile beraber yapmamız elzemdir.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.