Namazın manası ya da insani var oluşun gereği!

Alaettin TAŞKIN

İnsan, kendi var oluşuna ve kâinata baktığında görüyor ki; bu var oluşun bir maksadı, bir gayesi mutlaka olmalıdır.

Görünüşte ölümle çürüyecek bir hayat yaşayan insanın bütün duyguları, aklı, vicdanı ve ruhu ve bütün varlığı, bu var oluşun sonucu çürümek olamaz, diyor.

Çünkü insan, bütün varlığı ile ve bütün duyguları ile tüm sevdikleriyle birlikte sonsuza dek yaşamayı arzuluyor. Ancak insan, bütün varlığının ve tüm duygularının odak noktası ve temel arzusu olan sonsuzluğu sağlayabilecek hiçbir gücü ve imkânı kendi elinde yoktur. Üstelik tüm insanlık bir araya gelip birleşse de bu konuda bir insan gibi hiçbir güçleri yoktur ve ellerinde hiçbir imkânları yoktur.

İnsan, kâinata bakıyor ve kendi varlığını inceliyor. Mükemmel bir düzen ve harika bir işleyiş var. Atom altı parçacıklardan, hücrelere ve bitki ve hayvanlara ve kâinatın bütününe hâkim olan ve her anda yenilenerek devam eden mükemmel bir düzen olduğunu insan aklıyla ve bilimlerle görüyor.

Atom altı bir parçacıktan tut, tâ yıldızlara kadar geçerli olan öyle bir düzen var ki, bu düzeni koyan ve koruyan ve mutlak özelliklere sahip olan bir kaynak mutlaka olmalıdır. Yoksa bu mükemmel düzen; akılsız, şuursuz maddelerin ve hayali kanunların ürünü olamaz.

Kâinattaki bu düzen, atomun bir parçasından tut, tâ galaksilere kadar öyle birbirine bağlı ve girift halde ki; bir atomu yapan ancak tüm galaksileri yapandır, diye insan aklına dedirtiyor. Tüm galaksileri yapamayan bir atomu ve bir zerreyi asla yapamaz.

Yani, her bir şeyde (atom olsun, hücre olsun, karınca olsun, çiçek olsun, güneş olsun, galaksi olsun) öyle mucize bir sanatlı yapılış var ki; onu öyle yapan, ancak her şeyi yapan olabilir. Ve her şeyi yapan, elbette O olacaktır. Demek ki her şeyi, tüm evreni yapamayan bir şeyi, bir hücreyi, bir atomu yapamaz.

Ayrıca, her bir şeyin, mesela bir çiçeğin, bir yaprağın, bir kuşun hücresinin ve bir atomun parçasının yapılışındaki mükemmel sanatlı işleyiş; o şeyi mutlak özelliklere sahip olan Yaratıcıdan başkasının yapamayacağını gösteriyor.

Yine, bu bir şeyin varlığına takılan onlarca gaye ve amaç, o şeyi tüm kâinat düzeni içinde gayelerini netice verebilecek şekilde yapanın mutlak olan Yaratıcıdan başkası olamaz olduğunu gösteriyor.

Yine, her bir şeyde sergilenen güzellikler ve güzel yapılışlar, en bariz bir şekilde gösteriyor ki; kendi güzel özelliklerini bildirmek isteyen mutlak Yaratıcıdan başkası bu şeyleri yapamaz.

Yine, bir şeyin varlık kaynağı ve o şeyin ilişki kurduğu diğer varlıklar arasındaki ilişkinin varlık kaynağı olarak, mutlak olan Yaratıcıdan başka bir kaynak asla ve asla gösterilemez. Mesela, Güneşten çiçeğe ışık geliyor. Güneşin varlık kaynağı kim? Çiçeğin varlık kaynağı kim? Güneş ile çiçek arasındaki ilişkinin varlık kaynağı kim? Sorularına mutlak olan Yaratıcı dışında hiçbir mantıklı ve makul cevap getirilemez.

Özetle, hem her bir şeyin var edilmiş olması, hem her bir şeyin harika sanatlı ve güzel yapılışı, hem her bir şeyin bütün içinde uyumlu işleyen ve her anda yenilenerek devam eden düzenli yapılışı ve hem de bütün her şeyin, atomdan galaksilere kadar birbirine bağlı ve girift olarak var edilmesi gösteriyor ki; her bir şeyin var edicisi ancak mutlak özellikler sahibi olan Yaratıcıdır. O Yaratıcı, her şeyi bilen ve sonsuz/mutlak gücü olandır. Hiçbir şey ihtiyacı olmayandır. O Yaratıcı, bu âlemi yaratmasıyla ve insanı var etmesiyle mutlak olan özelliklerini bildirmek ve tanıtmak istediği anlaşılıyor.

İnsan bu sonuca ulaşınca derin bir nefes alıyor ve rahatlıyor. Böyle bir kâinatın ancak sonsuz özellikleri olan yaratıcısı olabilir. O Yaratıcı, sadece bu geçici ve fani dünyayı yaratmamıştır. Onun başka ve ebedi olan âlemleri de vardır. Beni de ölümle çürümeye göndermez. Bak, her bir şeyi onlarca gaye ile var eden; insan gibi en değerli ve en kapasiteli özelliklerle yarattığı bir varlığı, tamamen gayesiz bir şekilde çürümeye gönderemez, çöpe atamaz. Öyle ise her bir şeyi, bir değil onlarca gaye ile yaratan o Yaratıcı; sonsuzluğu bütün varlığıyla ve tüm duygularıyla arzulayacak şekilde insanı yaratmasıyla, o insana sonsuzluğu vereceğini vaad ediyor. Yani, insanda sonsuzluk duygusunu var eden; insana sonsuzluk vereceğini vaad ediyor.

İşte, insan bu sonuca ulaşınca derin bir ohh çekiyor.

İnsan bu aşamada, Yaratıcım mutlaka bana konuşması ve bu âlemi ve beni niçin yarattığını bana söz cinsinden bir ifade ile açıklaması gerekir, diye sorguluyor. Evet, ben kendime ve kâinata bakarak bir Yaratıcı olması gerektiğini ve Onun sonsuz/mutlak özelliklere sahip olduğunu ve bu fani dünyadan başka ebedi âlemleri de yaratmış olması gerektiğini anlıyorum. Ama bundan emin olmam lazım. Hem, beni konuşma özelliği ile var edenin bana konuşmaması anlamsız olur. Diye sorgularken Yaratıcının konuşması olduğu söylenen Kur'an'ı incelemeye başlıyor. Kur'an'ı incelemesiyle tamamen emin oluyor ki; o mutlak Yaratıcı, her şeyin yaratıcısıdır ve insanı da bir amaç için yaratmıştır.

İnsanın yaratılması, Yaratıcının kendisini insana tanıtmak ve sevdirmek istemesidir ve bu, Yaratıcının sırf sevgisinden ve sırf insana iyilik olsun diyedir.

İnsan, kendisini her bir anda bütün kâinat çapında sınırsız nimetlerle var edene karşı teşekkür ederek insaniyetinin gereğini yapmak istiyor. Bu teşekkürü nasıl yapmam gerekir diye düşündüğünde, Yaratıcının insana rehberliği olan Kur'an'a ve o rehberliği bir insan olarak yaşayarak örneklik yapmakla ‘insaniyet öğretmeni’ olarak görevlendirilen Hz. Muhammed'e(a.s.m.) soruyor. Kur'an ve Hz. Muhammed'den, Yaratıcıya karşı insaniyetin gereği olan hak teşekkür nasıl yapması gerektiğini öğreniyor: ibadetler ve en başta namaz ile...

İnsan, insaniyetin gereğinden uzaklaşarak bir nankör olmamak için namaza/ibadetlere dört elle sarılıyor. Demek, namaz/ibadetler insanın, 'insanca' kalmasını temin ediyor. Daha doğrusu namaz/ibadetler, insanın ruhunda taşıdığı öz değerlere kodlanmış olan potansiyel olgunluk düzeylerine insanı ulaştıran yegâne vasıtadır.

İnsan; Yaratıcısını tanıdığında ve insaniyetin gereği olarak Yaratıcıya namazla teşekkür ettiğinde, hem kendisiyle çelişmiyor ve kendiyle barışık olarak huzur içinde oluyor. Hem de insan, namazla kendisini Yaratıcıya bağladığı için tüm duygularını ve bütün varlığı Ona bağlayarak anlamlandırıyor. Böylece insan, ruhundaki potansiyel olgunluk hedefine doğru gelişmeye başlıyor.

Çünkü insan Yaratıcıyı tanıyıp Ona bağlandığında ve bütün varlığı Ona bağlayarak yaşamaya başladığında sonsuzluğu arzulayan tüm duyguları tatmin oluyor. Böylece insan derin bir 'ohh' çekiyor ve sonsuzluğu/cenneti burada iken yaşamaya başlıyor. Aynı zamanda ruhen olgunlaşma amacına doğru yükseliyor.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.