Namazın devleti

Himmet UÇ

Bediüzzaman İstanbul’un İngiliz işgalinde olduğu sıralarda onların aleyhine bir eser neşreder. İngilizleri telin eden bu metin İstanbul’daki İngiliz siyasetini de rahnedar eder. Bediüzzaman iki talebesi ile işgal İstanbul’unda bu eserini şehrin önemli bölgelerinde dağıtır. Kendisini öldürmek için gelen İngiliz askerleri onu görmezler. Onun İngiliz aleyhtarı bu tutumu Ankara hükümeti ve M. Kemal’in dikkatini çeker Ankara’ya birkaç telgrafla davet edilir. Sonunda Ankara’ya varır. Törenle karşılanır, mecliste namaza karşı ilgisizliği görünce rahatsız olur ve namaz ile ilgili bir ayeti anlatırken namaz penceresinden kurulacak yeni devletin tesisinde devlete, milletvekillerine seslenir.

Bu metnin birini Riyaseti Cumhur makamına gönderir, diğeri mecliste okunur. Meclise ve başkanına namazın önemini anlatır: “Şu muzafferiyetteki harikulade nimet-i ilahiye bir şükran ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa nimet şükrü görmezse gider. Madem ki Kur’an’ı Allah’ın tevfikiyle düşmanın hücumundan kurtardınız. Kur’an‘ın en sarih ve en kati emri olan Salat gibi feraizi imtisal etmeniz lazımdır. Ta onun feyzi böyle harika suretinde üstünüzde tevali etsin ve devam etsin.” (Mesnevi 99)

Milli hisleri yüksek bir grup insana dini hisleri en yüksek boyutta tutan bir ibadeti salık verir. Peygamberimiz (asm) savaşta namazı, üstelik cemaatle namazı terk etmemiştir. İslamın en büyük savaşında namaz terk edilmemiş hem de cemaatle kılınmıştır. Zafer büyük bir nimeti ilahidir, ama devamı namaz ile sağlanabilir. Kur’an düşmanın hücumundan kurtarılmıştır, o zaman onun en açık emri olan namaz terk edilmemelidir.  Namaz kılmayan bir evin ve milletin evi olan meclisin üzerinden Allah’ın rahmeti kalkar.

İslami şeairin en önemlisi namazdır. Namaz Kur’an’ın kati emridir. Müslümanlar kendilerin namaz kılmasa da başlarındaki insanları namaz kılan olmasını isterler. Namaz kılana mutlak emniyet ederler. Beytüşşebab’da isyan vardır, sebeb namaz kılmayan kaymakamdır. Namazı kılmamak dinde ihmaldir, ihmal düşman kadar Müslümanlara fenalık getirir. Namaz kılmayan insanlar dine aykırı bir cereyana öncülük etmiş olurlar, bu da devletin geleceğini tahrib eder. Namaz kılmayan sefihlerden olmak bunu medeniyet telakki etmek bizi tahrib eder. İstiklal harbindeki muzafferiyeti takdir eden müminlerdir, siz namaz kılmakla onlarla birleşmeli ve birbirinize dayanmalısınız, yoksa bedbaht milliyetsiz insanlar ile birlik olunmaz. Namaza engel olan gaflet ve tembelliktir. Bu meclisteki mücahit insanların kusurları taklid edilir, hasenatları da taklid edilir. Namaz kılmakla insanlar onlara bakarak ülkenin birliğini ruhen vahdetini sağlarlar. Dini emirlerdeki tembellik veya terk, dini milliyetin zaafını gösterir, zaaf ise düşmanı saldırtır.

Bediüzzaman devletten bir beklenti içinde olmamıştır. Yönetenler İslamın emirlerine, özellikle namaza devam etsinler, idare işini kendileri yapsınlar. Hayatı boyunca devletten hiçbir talebi olmamış ve hiçbir devlet adamı ile  de birlikte olmamıştır.

Diyojen fıçıda yaşar, filozoftur, kapısına İskender gelmiştir, harika elbiseleri ve şatafatı ile fıçının önünde durmuş ve filozofa “Efendim benden bir isteğiniz var mı?” demiş. Başını kaldıran Diyojen şöyle irkilmeden “gölge etme başka ihsan istemem” demiştir. Bediüzzaman kimsenin bir şeyine tenezzül etmemiştir. Elindeki altın dolu  keseyi kendisine vermek isteyen isyancı Mustafa Paşa’ya “benim zekat almadığı mı bilmiyor musun?” der.

Bediüzzaman kurulmuş bir cumhuriyetin kimlerin elinde olursa olsun, bir gün cumhura, millete avdet edeceğini ileri görüşlülüğü ile görmüştür. Ele geçirmek gibi zahiren tatlı ama riskli bir işe hiç temayül etmemiştir. Hakikaten o günden bugüne devlet inananların, Müslümanların yaşadığı bir ülkenin devleti olmuştur. “Bu istikbal inkılabı içinde en gür sada İslamın olacaktır” demiştir ve öyle olmuştur. Onun mirası toplumun yaşadığı kaliteli dindir. Peygamber (asm) nasıl kitabı ve sünneti miras olarak bırakmışsa onun muakıbı olan Bediüzzaman da kitabı ve sünneti yaşamış ve miras bırakmıştır.

Bediüzzaman’ın meclise ve cumhurbaşkanına verdiği bu metin namaz devletinin izahıdır. Onun eserlerinde hiçbir yerde buradaki gibi namazın ferdi niteliğinden ta devleti yönetenlere ve sisteme, rejime, topluma dönük vecheleri izah edilmez. Onun devleti namaz devletidir. Namazı eserlerinde bütün zamanları aşan muayyen bir an ile sınırlı olmayan bir dünyevi zamanı aşan fenomen olarak gösteren Bediüzzaman, bu metinde de onu insandan hareket ederek bütün sosyal kurumları ve devleti nasıl ihata ettiğini ve mühendis karakterli olduğunu anlatıyordu. Manevi hayatı kuşatan bir eylem, maddi hayatı da kuşatıyordu. Namaz bir terazi idi bir tarafı dünyevi diğer tarafı ise uhrevi yönü idi. Osmanlı namazın bu iki yönlü yanını görmedi.

Bediüzzaman, bütün hayatı boyunca ne devletin, ne devleti idare edenlerin, ne menfaat trafiklerinin, ne de başka şeylerin peşinde olmadı. Bu zikri zaid bir hakikattir, onun peşinde olduğu namazdır. Bu ülkede namaza dikkat eden bir toplum ferdi hayatı, toplum hayatını ve devlet hayatını kendiliğinden düzene sokar, sokmaya muktedirdir. Selefin bunu görmeyişini bilen Bediüzzaman namazı bu boyutları ile izah etti. Mahkemede söylediği söz “biz namazın davasını güdüyoruz” demesi onun namaz devleti konusundaki ihata edilmez çok yönlü perspektifinin izahıdır. Cenabı Peygamberin savaşta bile namazı ve hatta cemaatle namazı terk etmeyişi bir ferdi ibadet hassasiyeti olmakla birlikte sadece o boyut değildi. Ama eylemi bütün boyutları ile okumak büyük okurlar gerektirir, Bediüzzaman gibi.

Namaz insan üzerinde Allah’ın feyzi idi, meclisteki insanlara bu feyzi devam ettirmelerini söyler. Namazın feyzi ve rüzgarı üzerinde esmeyen bir toplumda meclis olsun, neresi olursa olsun iyi şeyler olmazdı. Namaz İslam dünyasının muhabbet rüzgarını da estiriyordu, o rüzgarın nelere muktedir olduğu uzun bir bahistir. Namaz doymayan nefsin doymasını sağlayan, göze tokluk veren bir eylemdir. Namazsız insanları dünya işba edemez, doyuramaz, tatmin edemez, bizzat maksat olamaz. O hırsları kıran namazın keyfiyetidir. Damarlardaki, bedendeki dünyevilik aşkı namazla hafifler. Namaz yöneticilere halkın itimadının direğidir, namaz kılanlar şarkın fıtratına uygun eylem yaparlar yoksa yapamazlar, namaz kılmayan insanlar şarkın değil batının batırıcı rüzgarları ile yüz yıllık maziyi nasıl çöle çevirdiler? Bunlar hep namazın münbit rüzgarının olmadığındandır.

Namazsız yönetici ve insan küfrün saldırısına daha çabuk maruz kalır ve kaybeder. Çünkü namaz zırhtır, hem ferdi hem de toplumsal bir koruma zırhıdır. Buna bütün seksen yıllık yönetici sınıfın yaşayışı şahittir. Namaza lakaydlık dünyevilik istilasıdır. İstiklal harbinin maneviyatın istiklalinden namazın istiklalinden mahrumiyeti onu inhilale sürükler. Ezanları şahadetleri dinin temeli gören bu çok yönlü perspektiftir.

Namazın terkinden hem hamiyeti milliye, hem de diniye zarar görür, hatta yıkılır. Yeni devletin “inkılabı aziminin” büyük değişiminin temeli namazdır, ondan sonrakilerin de temeli namazdır. Bediüzzaman‘ın bu metni koca bir kitap olacak esasları havidir. ”İnnesselate kanet alelmüminine kitaben mevkuta” penceresinden bütün hayatı görmektir, hissetmektir, yaşamaktır. Bu  namazın devlet felsefesidir. Namaz dinin direğidir, din ise bütün yaşayış demektir. Din kelimesi hayat demektir, sadece camiye hapsolmuş demek değil. Namaz bütün hayatın direğidir, onun kılınmadığı veya gereken önemin verilmediği bir toplum direği yıkılmış veya tezelzülde bir evdir.

Namaz, insanın, Kur’an’ın ve kainatın fihristesidir. Bu fihriste, bu metin de hem ferdi hem de sosyal boyutu ile izah edilmiştir. Bediüzzaman’ın devleti namazın devletidir. Namazı ciddiye almayan birliktelikler namazın tokadını yer. Dini bir aksesuar veya fon veya dekor haline görenler namazın çarpmasına maruz kalır, buradan bütün çözülmeler doğar. Başımıza gelen bütün sorunlar namaza karşı gösterilen ilgisizlikten kaynaklanır. Günde ikiyüz elli kere Allahuekber demekten kaçan veya onu hissetmeyen bir kulağın bulunduğu baş ve o başın idare ettiği bir devlet ne kadar başarılı olur.

Bediüzzaman bu metinde namazın kişinin özel hayatını tanzimden, devletin hayatını tanzime kadarki zincirleme ve gittikçe büyüyen boyutunu anlatır. Bu metin devleti tanzimde ibadet dışında şeylere olan ilginin, onları tanzimde muktedir görmenin de ironik olarak eleştirisidir.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.