Namaz serferberliğinin hikayesi

Cemil TOKPINAR

2005 Haziran’ında bir akşam, oğlum Hasan Hüseyin’le haftalık sohbetimize yürüyerek gidiyorduk. Gideceğimiz yer yaklaşık bir kilometreydi. Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? isimli kitabımızın ilk yüz bin baskısı yapılmıştı. Elimdeki büyük çantanın içi kitap doluydu. Oğlum:
– Baba, ağırsa birlikte taşıyalım, dedi.
– Evet, oğlum tut ucundan, dedim. Öyle ağır ve büyük bir işe giriştik ki milyonlarca yardımcıya ihtiyacımız var.
– Bu kitapları birisine mi satacaksın, diye sordu.
– Hayır, oğlum. Derse gelenlere dağıtacağım, dedim.
Şaşırmıştı.
– Parasız mı?
– Evet.
– Ama çok fazla baba.
O gün öylesine mutlu, öylesine sevinçliydim ki neredeyse dünya benim olsa insanlara hediye edecektim.
– Oğlum dedim, ballar balını buldum, kovanım yağma olsun.
Anlayamamıştı. Ne demek istediğimi sordu.
– Bak yavrum, bir milyon kitapla namaz seferberliği başlatıyoruz inşallah. İşte yıllardır hayal ettiğimiz gün geldi. Milyonlarca insan namaza başlayacak, namaz şuuru artacak; Türkiye’nin, belki dünyanın gündemine namaz gelecek. Rabbimiz bizi vesile kıldığı bu hizmeti kabul edip bizden razı olursa, sahip olduğumuz her şeyden daha hayırlı ve değerlidir.

Namaz seferberliğimiz 2005 Haziran’ında başladı. Neredeyse bütün şartlar olumsuzdu. Kitap dünyasında bulunanlar, yazın yapılacak bir kampanyanın başarılı olamayacağını söylüyorlardı. Fakat biz arkadaşlarımızla kararlıydık.
Bir sabah kahvaltılı toplantı yaptık. Şimdiye kadar neler yaptığımızı, bundan sonraki hedeflerimizi konuştuk. Okurlardan gelen müjdeli mektuplardan örnekler okuduk. Namazı kitap, kaset, CD, tiyatro, sinema filmi, şiir, resim, fotoğraf, dizi film, gazete, dergi haberleri, radyo-TV programlarıyla gündeme getirmek için önemli bir altyapıya ihtiyaç olduğunu düşündük. En son olarak şu sonuca vardık:

– Bu kampanyanın sahibi Allah’tır, şefaatçisi Resulüllah’tır (a.s.m.), himmetçisi evliyaullahtır, destekçisi bütün ehl-i imandır. Biz ise, sadece hamallığını yapacağız. Endişeye gerek yok, inşallah başaracağız.

Bu gerçeğe arkadaşlarımızla birlikte öylesine inanmıştık ki aksini asla düşünemiyorduk. Bize bu hizmeti ihsan eden, bu hedefi bahşeden, bu kararlılığı ikram eden Rabbimize kâinatın zerreleri adedince şükürler olsun. Yoksa O elimizden tutmasa, zerre kadar gücü olan bizler ne yapabiliriz ki…

Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? kitabının girişinde, “Namaz için nasıl bir durumda olursak olalım, yeni bir ubudiyet şuuruyla donanmak, yeni bir cehd ve gayret kılıcını kuşanmak, yeni bir tebliğ ve ikaz harekâtı başlatmak durumundayız” deniyordu.
İşte namaz seferberliği, 2002’deki bu temenninin üç yıl sonra da olsa gerçekleşmiş hâliydi. Hâlâ devam eden seferberlik sürecinde çok güzel hadiseler yaşadık, müjdelere şahit olduk ve yaşayıp şahit olmaya devam ediyoruz. Bu süreçte kim namazı dert edinmişse en az bizim kadar şevkle dolup taştı, bir kişiye namazı anlatmak için gece gündüz koşturdu durdu, hatta namaz hizmetleri rüyalarına girdi.
Moral FM’de program yapan ve kitabımızı bölüm bölüm iki kez programında okuyan İsmail Tongar, o günlerde bir rüya görmüştü. Bize şevk olması için anlattığı o rüyayı kendisinden dinleyelim:
– Bir gün sabah namazına kalkmak için kurduğum saat çalınca kapattım ve az sonra kalkarım diye gözüm kapalı bekliyordum. Uykuyla uyanıklık arasındaydım. Bu esnada sizi gördüm. “Namaza saatle kalkılmaz ki” dediniz. Cebinizden bir kalem çıkardınız. “Bak benim bir kalemim var. Bununla herkesi namaza kaldırıyorum” diyerek, kalemin tepesine elinizle dokundunuz. O sırada öyle güçlü bir ses çıktı ki hemen gözlerimi açıp namaza koştum.

Tabiri içinde olan mübarek bir rüyaydı. Müjdeyle birlikte mesuliyet yüklüyordu. Çünkü başta kalem olmak üzere her vesileyle “herkesi namaza teşvik etmek” için canla başla çalışmamız gerekiyordu. Yazarlık hayatımda ele aldığım konuların başında namaz geliyordu. 1 Kasım 1984’te yayınlanan ilkyazımın başlığı “Sabah Namazı” idi. Sanki bu yazı, kitabımızın bir özeti gibiydi. Ondan sonra namaz, dua ve tesbihatla ilgili yüzlerce yazı yazdım.
İnsanların ve ülkenin gündeminde olan siyaset, ekonomi, magazin ve spor dünyası bizi çok az ilgilendiriyordu. Çünkü “Ömür sermayesi pek az ve lüzumlu, vazifeler pek çoktu. Herkes şu kısacık ömründe ebedî Cennet hayatını kazanmak veya kaybetmek imtihanıyla karşı karşıyaydı.”

Bu muhteşem ve müthiş imtihanı kazanmanın ilk şartı iman, ikincisi namazdı. Elbette önce iman gelirdi. Fakat inandığı halde ihmal, tembellik veya önemsememek yüzünden namazdan uzak olanları teşvik etmek gerekmez miydi?
Oysaki milyonlarca Müslüman ve milyarlarca insan, namaz gibi güzel, hoş ve tatlı bir ibadetten uzaktı. Ondan uzak olmanın bedeli ise çok ama çok ağırdı. Bunun için namaz üzerinde çok duruyorduk. Çünkü bu güzel ibadete haksızlık ettik. Onu önemsemedik, onu bodrumlara, merdiven altlarına mahkûm edip camileri de boş bıraktık. Naftalin kokulu seccadeleri, temiz alınlara ve gözyaşlarına hasret bıraktık. Oysa namaz, iki dünyamızı ışıklandıracak bir nur ve bizi sıkıntılardan kurtaracak bir nimetti.

Yorum Yap
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.