Rüya vadilerinde bir hakperest

Mustafa ÖZCAN

Yirmidört.tv'de Belkis Kılıçkaya'nın sunumuyla birlikte ‘Bu Ülke’ programında akademisyen Huricihan İslamoğlu'nu dinledik. Daha önce İslamoğlu ismini hiç duymamış veya programlarına rastlamamıştım. Ya da aklımda kalmamış veya unutmuş olmalıyım. Program boyunca dikkatimi daha çok Marshall Hodgson vurgusu çekti. Sohbet boyunca ona odaklanılmıştı. Hodgson Amerikalı tarihçilerden ve doğu ile meşgul olan şarkiyatçılardan birisiydi. Programdan önce de sık sık görüşlerine başvuruyor ve değiniyordum. Zira tarihin püf noktasını yakalamış ve kavramıştı. Kitapların birçoğu vefatından sonra yayınlanmıştır. Tarihe karşı ve İslam'a karşı son derece insaflı isimlerden birisidir. Hatta Hurucihan İslamoğlu Müslüman olup olmadığından veya İslam üzerine ölüp ölmediğinden emin olmadığını ifade etmiştir. İslam’ın bölgesel değil bir dünya medeniyeti olduğunu ifade etmiştir. Kısaca İslamiyete doğru bakan aykırı bir Hıristiyan ve aykırı bir Amerikalı idi. John Woolman adlı gazeteci-vaizden Quakerlik ruhunu kazanmıştır. Bu, mevcut Hristiyan mezheplerinden ve tarîkatlarından memnun olmayanlar tarafından 17. yüzyıl ortalarında İngiltere'nin kuzeybatısında ortaya atılmış bir akımdır. Aynı zamanda köleliğe de karşıydı. Batı'nın merkeziyeti fikrine karşı çıkmıştır.

İkinci Vatikan Konsili mimarlarından Louis Massignon da Hodgson’a İslam’a saygıyı telkin etmiştir.

Batı merkezli oryantalistlerle mücadelesi bana Filistin asıllı akademisyen Edward Said'in mücadelesini hatırlatıyor. Hıristiyan bir geçmişten gelmesine rağmen hakperest bir akademisyendi. Hodgson da Amerikalı olmasına rağmen dünyanın geri kalanına saygıyla sevgiyle bakan bir akademisyendir. Bölgesel veya kıtasal bir asabiyet taşımaz.

Belkis Kılıçkaya'nın programını dinlemeden bir gün önce misafirlerle aramda Hodgson'ın bahsi geçmişti. Libyalı ve Filistinli iki konuğuma onun bir görüşünü veya tarihi tespitini aktarmıştım. Suriyeli tarihçilerden Süheyl Zekkar gibi özellikle de Türklere olan vurgusu dikkatimi çekmişti. İslam'ın Serüveni adlı eserinde İslam tarihinin özünü hulasa etmiştir. Ona göre Sünnilik İslam'ın ana fikri, Türkler de siyasi aktörüdür. Bu veciz fikirleri bana Macid Arsan Geylani gibi nadide yazarları hatırlatmıştır. Geylani'nin ‘Böyle Zuhur Etti Salahaddin Nesli, Böyle Geri Alındı Kudüs’ adlı eserine sıklıkla atıfta bulunurum. Bu eserin boşluğunu hiçbir eser dolduramaz. Bu kitap tarihin ana eksenlerinden birisini ele alır, işler.

Merhum Mehmet Doğan'ın Yazarlar Birliği kafilesi ile birlikte 2015 tarihinde Çanakkale’ye gitmiştik. Dönüşte herkese mikrofon uzatılıyordu. Ben de kısa konuşmamda bu zata temas etmiştim. Bir yarım saat geçmedi ki kafileden Filistinli ya da Mısırlı birisi acı haberi paylaştı. Macid Arsan Geylani için emri hak vaki olmuş dedi. Demek ki sosyal medyadan haberini almış. Tabii ki bu tevafuka hayret ettik.

Hodgson müsteşriklerin ana fikri olan Avrupa merkezli tarih anlayışını reddediyor. Açılım ve alternatif medeniyet güzergahları arıyor. Bu nedenle de Çin tarihine merak salıyor. Küller altından İslam tarihini ve önemini gün yüzüne çıkarmak istiyor.

Boğaziçi Üni. Öğr. Üy. Huricihan İslamoğlu, Marshall Hodgson’ın İslam toplumlarıyla ilgilenmesi şöyle anlatıyor: Dünya tarihine baktığında, İslamiyetin büyük bir haksızlığa uğradığına anlıyor. Bu onun kalkış noktasını teşkil diyor. Tarih boyunca Batılı ilim adamları, tarihçiler ve oryantalistler öteki gördükleri İslam'ın ve Müslümanların güzelliklerini örtbas etmek istemişlerdi. Lakin ana akımın dışına çıkanlar ve İslam'ın batıyı medenileştirdiğini ve aydınlattığını söyleyenler de çıkmıştır. Muhammed Ali Clay gibi vicdani retçi olarak ve dini inançlarıyla bağdaşmadığı için askerlik hizmetinden kaçınmıştır. İslam dünyasının iç düşmanı olan Batiniler hakkında da bilhassa Nizariler hakkında doktora çalışması yapmıştır. Bernard Lewis ile aynı alanda çalışmalarına rağmen onun gibi sinsi değil bilakis samimi bir akademisyendir. Daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna dair söylemlerini ve inançlarını dile getirmiştir. Allah'ı tarihin merkezine yerleştirmiştir. Son arzularından birisinin rüyalarını kitaplaştırmak olduğunu söylemiştir. Kitabın ismini de yazmadan belirlemiştir. Rüya Vadilerinde. Kitabını yazsaydı acaba karşımıza Jeane L. Dixon'ın tarihçi bir versiyonu mu çıkardı? A’rafta mı öldü yoksa Müslüman mı öldü sorusunun cevabı galiba bu dünyada verilemeyecek. Şahadet getirip getirmediğini bilemeyiz ama vicdanen Müslüman olduğuna tanıklık ederiz.

İlk yorum yazan siz olun
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.