Dert ortağı veya arkadaşı olmak deyimi meşhurdur. Eskiler bunu hemdert olmak şeklinde ifade ederler. Hem “aynı, beraber, birlikte, eş ve ortak” anlamlarına gelmektedir. Hem kelimesi farklı manada da olsa Arapça'da da kullanılır. Hem, Arapça'da dert demektir. Himmet kelimesi de aynı kökenden gelir. ‘Müslümanların halleri ile hallenmeyen veya ilgilenmeyen bizden değildir’ mealinde bir hadis vardır. Arapçada dertler manasında humum çoğul olarak kullanılır.
Dert ortağı bulmak daima zordur. Günümüzde bencillik çukuruna düşen insanlık nedeniyle daha da zorlaşmıştır. Bu başlık (hemdert olmak) bana bir sohbetimizin hatırası ve armağanıdır. Birkaç gün evvel hem İstanbul hem de Sakarya'dan bir tür hemşerimiz olan Abdulkadir Yürür hoca aradı. Dertleşmek istemiş. İsticmam ya da bugünkü tabirle dinlenmek ve tatil için gittiği beldesinde gördüğü sosyal manzaralar karşısında afallamış, irkilmiş. Bunları beklemiyor ve tahmin etmiyormuş! İçini dökecek, açacak birilerini arıyordu. Bu sosyal manzaralar köylere kadar inmiş, bu da yüreğini burkmuş. Yüreğini yaralamış belki de dağlamış. Dertleşmek için aradığı bazı hoca arkadaşlarının ilgisizlik veya umursamazlıklarından yakındı. Telefonla aradığı tanış bazı hocalar geri bile dönmemişler. Kendi kibirlerinde sarhoş olmuşlar. Halbuki ilim kibirden, dostluk da çıkardan azade ve uzak olmalıdır.
Dert söyletir derler. Gerçekten de dert hem söyletir hem de inletir. Abdulkadir hocanın araması sırasında ve sonrasında Suriye mücadelesinde ön saflarda mücadele veren ve sonunda gadr ve kalleşlik kurşunlarıyla şehit düşen Riyad Hırki'nin hayatını okuyordum. O da Doğu Guta'da tutunma mücadelesi verirken civardaki hocaların ilgisizliğinden yakınıyor.
Halbuki hareket içinde hocaların varlığı ve bolluğu istikametin habercisidir. Aksi takdirde dava sapmalarla malul hale gelir. Riyad Hırki hoca ilgisizlikten şikayet etmektedir. Kimileri suskunluğu tercih ederken kimileri de soluğu civar ülkelerde almıştır. Ebu Sabit (Riyad Hırki) bir taraftan Harici ve Şii dalga ve akımlarla mücadele ederken diğer taraftan da cihad meydanı ile ilgilenmektedir. Şehadeti rejimin eliyle, kurşunlarıyla değil ne yazık ki aşırı uçların elinden olmuştur. Harici kafaların kurşunlarıyla yere serilmiştir. Guta ve kurtarılmış bölgelerde hocaların her biri başka bir tarafa savrulmuş, meydanı boş bulan kifayetsizler öne çıkmıştır. Onlar da cepheyi düşürmüşlerdir. Selefi-Eş'ari ayrımı veya zıtlaşması nedeniyle ortak cepheler parçalanmış ve bu nedenle de savaş sırasında Doğu Guta ve güney bölgeleri elden çıkmıştır. Kısaca Abdulkadir Yürür hoca gibi Riyad Hırki'nin çığlıkları da vaktiyle karşılıksız kalmış idi. Ama yine de tekerlek tümsekte kalmadı ve Şam cihadı zaferle taçlandı. Bu zaferin arkasında Riyad Hırki gibi görünmez hasbi kahramanlar var.
Abdulkadir hocanın yakındığı duruma Peygamberimiz şu veciz sözleriyle tercüman olur: “İnsanlar develere (yüzlerce) benzer; içlerinde neredeyse bir tane bile binek devesi bulamazsın!” (Buhârî, Rikâk, 35; Tirmizî, Emsâl, 82).