Halil öğretmenler odasına girdiğinde rahatlamıştı. 4 saattir ders anlatıyordu, yorulmuştu. Dersinin olmadığı bu bir saati dinlenerek geçirmeyi düşünüyordu.
İçeri girdiğinde köşede 2 öğretmeni sohbet ederken buldu. Selam verip yanlarına oturdu. Yeni çıkmış bir stand up gösterisi hakkında konuşuyorlardı.
- Yani hocam bizimkiler de komik ama yerele hitap ediyor. Esprileri kültürümüzle ilgili. Mesela geçen yabancı bir şovmeni izledim. Adam her yerde anlaşılacak espriler yapıyordu.
- Aynen hocam oralar hem daha özgür. Her konuya dalabiliyorlar. Mesela ismini hatırlamadığım birisi neden ateist olduğunu açıklarken şey diyordu: Dünyada bin tane tanrıya inanılıyor. Siz 999 tanesini reddediyorsunuz. Ben sadece sizden 1 tane fazlasını reddediyorum.
İki öğretmen kendi aralarında gülüştüler. Halil çok bozulmuştu, onlar sohbete devam ederken biraz düşündü. Sonra bir sessizlik anında o öğretmenlerden birine dönerek sordu:
- Hocam sıradaki dersiniz hangi sınıfa?
- 7-A'da hocam.
- Bence gitmeyin hocam, dedi Halil.
Şaşırdı ve Neden, diye sordu diğer öğretmen.
-"Çünkü okulda 30 sınıf var. Diğer öğretmenler 29 sınıfı terk edip 1'ine gidiyor. Siz onlardan sadece 1 fazla sınıfa gitmemiş olacaksınız. Hem tansiyon hastaları bundan sonra ilaç kullanmasın. Çünkü dünyada diyelim 5000 ilaç var. Ha 4999 tanesini içmeyi reddetmişsin ha 5000 tanesini."
Muhatap öğretmenler bir süre sessiz kaldı. Sonra biri konuştu:
- Hocam ne demek istediğinizi anladım biraz önceki tanrılar konusuna atıfta bulunuyorsunuz. Yani ben inançlıyım ama şeytanın avukatlığını yaparsam benim hangi sınıfa görevlendirdiğim belli ortada resmi bir görevlendirme var. Hem tansiyon hastalarının hangi ilacı kullanacağı da bir uzman tarafından belirleniyor. Bence verdiğiniz örnek tam uymuyor bu yüzden.
Halil cevap verdi:
- Aslında hocam çok güzel uyuyor. Çünkü 1400 yıl önce kâinatın Sultan'ından bir elçi geldi. Ve davetinin ulaştığı herkesi o Sultan'a inanmak ve itaat etmekle görevlendirdi. Hem ayrıca insanlığın kendisinin ve evrenin sırlarını anlayamama hastalığı vardı. 1400 yıl önce bir uzman geldi ve bu hastalığa karşı "İslamiyet" adında bir ilaç sundu. Günde 5 defa ezanlarla bu göreve çağrılıyoruz. Ve aralarında İmam Gazali, Mevlana, Bediüzzaman gibi dahilerin olduğu binlerce uzman bizi bu "İslamiyet" ilacına ikna etmeye çalışıyor. Bu görev ve bu ilaç bize yazılı. Başka görevler veya başka ilaçlar var diyerek reddedemeyiz.
- Ama hocam diğer dinler de en az sizin kadar kendinden emin.
Halil gülümseyerek cevap verdi:
- Burada akıl ve kalp devreye giriyor hocam. İslam'ın İlah anlayışı Tevhid yani birlik var. Hem Samediyet yani hiçbir şeye muhtaç olmama var. Hem Sübhaniyet yani hiçbir noksan ve kusuru olmamak var. Bu evrene baktığımız zaman da yaratıcısının tek ve kusursuz ve ezeli olması gerektiği görülüyor. Elbetteki davetin ulaşmadığı insanların durumu farklı ama bu davetin ulaştığı kişilerin bu davete uymaları gerekir.
- Anlıyorum hocam ama evrene bakarsak yaratıcısının İslam'ın tarif ettiği şekilde olması gerektiği konusu tartışılabilir.
O sırada teneffüsün bittiğini dersin başladığını gösteren zil çaldı. Halil diğer öğretmene dönerek;
- Evet bu çok güzel bir konu olurdu ama sanırım sen derse gireceksin. Ama bu konuda Risale-i Nur külliyatından 20. Mektubu okumanızı tavsiye ederim. Hem Hz. Muhammed'in (asm) peygamberliğini de ispatlayan 19. Sözü de öneririm.
- Okuyacağım hocam. Sonra sizle daha detaylı görüşürüz.
-Tamamdır hocam şimdilik iyi dersler, diye veda etti Halil.
Öğretmenler odası yavaş yavaş boşalıyordu.