Risale-i Nur'da Hz. Ali (ra) döneminde başlayan fitnelerin hikmetleri açıklanırken şöyle bir ifade kullanılır:
"Nasılki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebatatın, tohumların, ağaçların istidadlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar; fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de: Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidadları tahrik edip kamçıladı; "İslâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. Herbiri, kendi istidadına göre câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemal-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-i imaniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur'anın muhafazasına çalıştı ve hâkeza.. Herbir taife bir hizmete girdi. Vezaif-i İslâmiyette hummalı bir surette sa'yettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktarına, o fırtına ile tohumlar atıldı; yarı yeri gülistana çevirdi. Fakat maatteessüf o güller ve gülistan içinde ehl-i bid'a fırkalarının dikenleri dahi çıktı. Güya dest-i kudret, celal ile o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. O hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziye ile pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hâfızları, asfiyaları, aktabları âlem-i İslâmın aktarına uçurdu, hicret ettirdi. Şarktan garba kadar ehl-i İslâmı heyecana getirip, Kur'anın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı... " (Mektubat)
Yani o karışıklıklar hamiyet ehline "İslamiyet tehlikededir" fikrini verdiği için herkes İslamın bir tarafını kurtarmaya çalıştı.
Aynen öyle de 100 yıl kadar önce İslam yine tehlikeye düştü. Dünyayı kasıp kavuran ateizm vb. felsefeler İslam topraklarına giriş yaptı. Ve hatta bu devlet eliyle bir parça desteklendi. İşte o dönemde mesela Şeyh Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Kur'anın ve hıfzın muhafazasına, Mahmut Efendi gibiler İslami ilimlerin muhafazasına, kimisi tasavvufun muhafazasına çabaladı. Ve saire... İşte o dönemde Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve çevresindekiler de Kur'an ve İslami gelenekte iman esaslarına yönelik delilleri çıkarmaya ve bunlarla müslümanları şüphelerden kurtarmaya çabaladılar. Elbette her cemaatte bütün görevler bir parça vardır ama hepsinin de uzmanlaştığı bir alan vardır. O parçayı alıntılıyorum:
"İşte biz bu mukaddes ve muazzam cem'iyetin (İslam cemaatinin) efradındanız. Ve hususî vazifemiz de, Kur'anın imanî hakikatlarını tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi i'dam-ı ebedîden ve daimî ve berzahî haps-i münferidden kurtarmaktır." (Tarihçe-i Hayat)
Yani benim nurculuktan anladığım: Risale-i Nur'daki hakikatlerle imanını kuvvetlendirmeye çalışmak ve etrafındakilere de bu yolla hizmet etmektir.